ABD’nin Irak Yalanları-2

Savaşın nedenlerini dürüstçe açıklayan bir konuşma neye benzerdi dersiniz? Bir an için Bush’un, Amerikan halkına, Irak’a karşı savaşın gerçek nedenlerini açıklamaya karar verdiğini hayal edelim. Herhalde şunun gibi bir şey olurdu:

“Sevgili yurttaşlarım: Bu gece, Amerika Birleşik Devletleri, Irak’a yoğun bir bombardıman başlatmıştır. Bunu çok yakında bu ülkenin topraklarının karadan istilası izleyecektir. Bu eylem, uluslararası yasalara tamamıyla aykırı olduğundan, size hükümetinizin eylemleri hakkında dürüst bir açıklama yapmak zorundayım.
“Bildiğiniz gibi kabinemin birçok üyesi büyük şirketlerde çok kazançlı konumlarda bulunmaktadır ve pek çoğumuz da petrol sektörü ile yakından bağlantılıyız. Babam, belki biliyorsunuz, servetini bu işten kazandı ve bu işle yakından ilgilenmeye devam ediyor. Politikaya girmeden önce benim yaptığım tek ciddi iş de petrol işiydi ve bu alanda çok başarılı olamadıysam da sektörün sorunlarıyla yakından ilgiliyim. İyi bir adam olan başkan yardımcımız Dick Cheney, kısa bir süre öncesine kadar Halliburton’un genel müdürlüğünü yapmaktaydı ve hâlen de, petrol arama işinde büyük bir rol oynayan bu şirketten yılda 600 bin dolar maaş almaktadır.
“Bütün bunlar, yönetimimi uluslararası petrol sektörünün sorunlarına çok duyarlı hale getirmektedir. Petrol ne yazık ki sınırlı bir kaynaktır ve dünyanın 2025’te kritik bir kıtlık yaşayacağına inanan çok sayıda insan var. Bu yüzden, petrol sektöründen kazanılacak çok fazla para olmasına karşın, savaşa gitme kararımız yalnızca kişisel kaygılarla alınmamıştır. Askeri yollarla Basra Körfezi bölgesinin petrol rezervlerine sınırsız erişim sağlayarak, ABD’nin dünyadaki egemen rolünü sağlamlaştırmanın da önemli olduğunu düşünüyoruz.
“Aslında, Irak’ı işgal etmeye yönelik planlar üzerinde yaklaşık olarak on yıldır çalışılıyordu. Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ardından hiç kimsenin ABD’nin istediğini yapmasını engelleyemeyeceği açıklık kazandı; bu şekilde Amerika Birleşik Devletleri, karşı koyulamayacak bir küresel egemenlik sağlamaya yönelik planlar geliştirmeye başladı.
Bu planların şekillenmesinde petrol büyük bir rol oynuyor ve dünya üzerinde varlığı kanıtlanmış ikinci en büyük petrol rezervine sahip olan Irak da saldırı için baş hedef haline geldi. Tabii ki, ABD’nin sadece Irak’ın petrolünü istediğini söyleyemezdik, bu yüzden başka bir neden göstermeliydik. Kitle imha silahları fikrini işte bu şekilde bulduk.
“Özellikle 11 Eylül’den sonra kitle imha silahları teması yerli yerine oturdu. Doğrusunu söylemek gerekirse, Irak’ın, -beni destekleyenler arasında yer alan kimi aşırı arzulu sağcı manyaklar tarafından yapılan ABD’deki şarbon saldırıları şöyle dursun- 11 Eylül ile bir ilgisi olmadığını biliyorduk. Ancak kim soru soruyor ki?
“Her neyse, savaş bugün başlıyor. Tanrı bilir kaç milyar dolara mal olacak. Ama planlanan vergi kesintilerini sürdürebileceğimizi ve sağlık sigortaları Medicare ve Medicade’de, sosyal sigorta ve eğitimde kesintiye giderek savaşın bedelini ödeyebileceğimizi hesapladık.
“Muhtemelen sonuçlarını beğenmeyeceksiniz ama ne yapalım hayat bu. Her neyse, 2004 gelmek üzere ve o zaman seçim oyununu beraberce oynarız.
“Teşekkürler ve Tanrı hepinizi korusun. Dostlarım ve ben kendimizi koruruz.”

Tabii ki hiç kimse bir Amerikan başkanından -özellikle de, seçimlerde yapılan hilekârlıkla göreve gelmiş olanından- bu şekilde dürüst bir konuşma yapmasını beklemez.

Bununla birlikte, savaşın gerekçelerini oluşturan yalanların büyüklüğü ve apaçıklığı ve medyanın buna verdiği aldırmaz ve sinik tepki, burjuva demokratik normların çökmekte olduğunun önemli bir göstergesidir. Amerika Birleşik Devletleri’nde siyasi hayat, Amerika devletinin güçlenmekte olan oligarşik karakterinin gittikçe çok daha gülünç hale gelen biçimlerini yansıtmaktadır.

Ülkenin servet birikiminin gittikçe daha büyük bir yüzdesi gittikçe daha küçük bir kesimin elinde toplanırken, egemen seçkinler devletin politikaları için gerçek anlamda kitlesel bir destek sağlamakta başarılı olamıyorlar. Devleti denetimi altında tutan oligarşi ile geniş halk kitlelerinin çıkarları birbirinden uzaklaştıkça, yalanlar popüler bilincinin günlük olarak manipüle edilmesinde ve medyanın hilebazlıklarının “kamuoyu”nun görüşü olarak yutturulmasında kritik bir rol oynuyor. Bu temelde geçici ve kısa dönemli başarılar elde edilebilir. Ancak bu günlük manipülasyon süreci ve aldatmanın uzun vadeli sonucu, halkın resmi politikaya onarılmaz şekilde yabancılaşmasıdır.

Bu yabancılaşma yüzeysel bir gözlem yapan biri için, ilk bakışta kayıtsızlık ve duyarsızlıkla karıştırılacak bir biçim almaktadır. Ancak resmi politikanın yüzeyindeki bu görünüm altında karmaşık bir toplumsal ve düşünsel süreç işlemektedir. Günlük hayatın baskıları kitlelerin bilincini yavaş yavaş ama kesin bir şekilde etkiliyor.

Bilincin varoluştan sonra geldiği doğrudur. Fakat emperyalizm ile işçi sınıfının yoğunlaşmış bir biçimde sömürülmesi ve baskı görmesi arasındaki bağlantı sosyalist bir masal değil, nesnel bir gerçekliktir. Amerikan emperyalizminin gerçekleştirdiği bu yeni patlamanın toplumsal etkileri kaçınılmaz olarak en çok Amerika Birleşik Devletleri’ndeki işçi sınıfı tarafından hissedilecektir.

Sosyalistler, sadece olacakları önceden tahmin etmekle yetinmeyip, siyasi mücadele için toplumsal ve programlı olarak, yeni bir temel oluşturma yoluyla siyasi sınıf bilincinin yenilenmesini hızlandırmak durumundadırlar. Bu da, emperyalizme karşı yeni bir hareketin geliştirilmesi için gerçek kitle temelinin -ABD’de ve uluslararası olarak- işçi sınıfı olduğunun kabul edilmesi anlamına geliyor. Ve bu da, savaşa karşı mücadelenin kapitalist sisteme karşı mücadeleden ayrılamayacağının berrak bir biçimde kavranmasını gerektirir

David North
5 Kasım 2003
Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: