Manipülasyon

Manipülasyon: Karşındakini Koyun  kendini de Çoban Etme Oyunu

Manipülasyon, dar anlamında ve iletişim alanında enformasyon çarpıtmayı ifade etmektedir. Enformasyonun manipülasyonu, büyük Ölçüde propagandanın enformasyon olarak, enformasyonun da objektif olarak sunulmasına dayanmaktadır ve kitlelerin belirlenen hedefle uyum içinde olmalarını sağlamak amacıyla psikolojik süreçler kullanılarak yapılan bir iletişim tekniğidir.   

  • Bu amaç doğrultusunda bireylerde arzu edilen duygu, düşünce veya davranışı oluşturabilmek için bilgiler; kitle iletişim araçlarının yardımıyla ya çarpıtılarak, eksiltilerek, çoğaltılarak, ya da abartılarak ve çeşitli mitler kullanılarak verilir.

Buna göre, manipülasyon yapılarak; bir insan, bir düşünce, bir durum, bir siyasi örgütlenme, -herkes için olmasa da- göklere çıkarılabileceği gibi yerin dibine de batırılabilir. Kuşkusuz, henüz yeterince olgunlaşmamış genç kesimler ve siyasi kimlik kazanmamış ya da çeşitli yöntemlerle zihinleri uyuşturulmuş kitleler manipülasyona daha açık olacaklardır.   

  • Günümüzde medyanın tekelleşmesiyle birlikte, çok ağızdan tek ses çıkması, medya’ya bir yandan güven duyulmasını sağlarken- herkes aynı şeyi söylediğine göre vardır bir hikmeti diye düşünme nedeniyle- bir yandan da bu bilgilerin gerçekle uyuşmaması ve sayıları az da olsa diğer basın organlarındaki zıddına haberlerin etkisiyle güvensizliğe de yol açmaktadır. Bu paradoksal durum en güzel örneğini, genel seçim sonuçlarıyla kimilerini şaşırtarak, kimilerinin ise beklentilerine karşılık gelerek vermiştir.

Günümüzde hemen her TV kanalı ya da basın organı ile ilgili olarak, hangi siyasi düşüncenin hangi biçimde yorumlanacağı, hangi haberin ne şekilde verileceği konusunda hepimizin bir kanaati bulunmaktadır ve bu anlamda kimin ne söyleyeceği de neredeyse önceden bilinmektedir. Aynı şekilde köşe yazarlarının da olaylara, siyasi düşüncelere nasıl yaklaştığını/yaklaşacağını bilmeyen yoktur. Bilinen bir başka şey de istenirse haber niteliği taşımayan bir durumun haber niteliğine büründürülebileceği gibi haber olması gereken durumların da üzerinde durulmadan birkaç sözcükle geçiştirilebileceğidir. Yine istenirse, aynı haber vurgu farklılıklarıyla ve kameranın değişik açılardan konumlandırılmasıyla çok farklı anlamlara gelecek biçimde verilebilir. Bu yollarla, yani manipülasyonla enformasyon, veriliş ve sunuş farklılığına bağlı olarak hedef kitlelerde farklı duygu ve düşüncelere yol açar. Bu durumda da zihinlerde doğrunun hangisi olduğuna ilişkin kuşku uyanabilir.   

  • Kuşkusuz herkesin doğrusu kendi ideolojisi doğrultusunda verilen haberlerdedir. Ancak, tekelleşen medya nedeniyle her türlü imkâna sahip olan ve çeşitli teşvik ve destek alarak güçlenen, bu bağlamda da cazip ve çok çeşitli programlar sunan, izleyici kitlesini çeşitli programlarıyla artıran, özetle; gücü elinde bulunduran basın organları ve görsel medya, süreç içinde farklı olan görüşleri de manipüle ederek kendi görüşüne çekmeyi becerebilir. Her ne kadar belli bir yaş ve inanmışlık düzeyine gelen insanlar için televizyonun manüpüle etme gücü sınırlı olsa da yeni yetişen neslin düşüncelerinin şekillenmesinde medyanın son derece etkili olduğu bir gerçektir. Özellikle gençlerin medya aracılığıyla uyuşturularak yoğun enerjilerinin ve dinamik güçlerinin kullanılmaz hale gelmesini sağlamak için neredeyse kanallar birbirleriyle yarışmaktadır. Ardı arkası kesilmeyen yarışma programları, gençlerin kolay yoldan para ve üne kavuşmalarını vaat ederken gençlik siyasetin dışına itilmektedir. Bu duManipülasyon, herhangi bir durumla ilgili olarak ne düşünülmesi ve nasıl davranılması isteniyorsa bilgilerin o doğrultuda verilerek yapıldığından kanaat ve davranışlar farkında olmadan değişmekte ve insanlar, kendi özgür iradeleri ile hareket ettiklerine inanmaktadır. Bu bağlamda; izlediğimiz TV kanalları, programlar ve okuduğumuz gazetelerin, dolayısıyla kitle iletişim araçlarıyla bize verilenlerden aldıklarımızın zihnimizin şekillenmesinde ve kararlarlarımızda etkili olduğunu söylemek mümkündür. Buna göre de; medya kuruluşlarıyla organik ya da duygusal(!) ilişkileri olan siyasi düşünce, örgüt ya da siyasi partilerin her zaman için diğer siyasi görüşlere göre daha etkin olacaklarını açıklıkla söyleyebilmemiz de mümkün görünmektedir. Buna dayanarak, her hangi bir yayın organı olmayan ya da yayın organlarının geniş kitlelere ulaşması çeşitli yöntemlerle sınırlandırılmış olan siyasi düşünce ya da partilerin değil manipülasyon, kendilerini anlatma, tanıtma ve savunma imkanlarının bile sınırlı olacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü manipülasyon bir iletişimdir ve kitlelerde istenilen düşünce biçimini oluşturmak için kitle iletişim araçları kullanılarak enformasyonunun o doğrultuda verilmesini gerektirmektedir.

Ancak, manipülasyonda etkinliği artırmak için enformasyonun kullanımına ilaveten devreye konulabilen bir başka yol, halkı örgütlenmemiş kitleler haline getirmeye çalışmaktır. Çünkü örgütlenmemiş kitle kolay yönlendirilebilen bir yapıda olduğundan çözülmeye her an hazır bir durum gösterir ve bu nedenle de manipüle edilmesi kolaydır. Oysa örgütlenmiş bir kitle, yani yapılandırılmış bir kitle, belli bir düşünce çevresinde toplanmış ve etkin gücü olan bir kitledir. Her ne kadar örgütlenmiş kitle de örgütlenmemiş kitle gibi yönlendirilmeye açık olsa da bu yönlendirme, yani manipüle edilme daha zor gerçekleşir. Ancak bir yandan da insanların haklarını korumak ve yaşamda daha etkin roller üstlenmek için örgütlenme istek ve çabaları da bulunmaktadır. Bu nedenle örgütlenmenin bağımsız ya da farklı bir siyasi görüş şemsiyesinde gerçekleşmesini kendileri için siyasi bir tehdit ya da karşıt güç oluşturacağını düşünen siyasi partiler bu anlamda örgüt oluşturmayı zorunlu görmekle birlikte bir yandan da kendi denetimleri altında olacak bir kitlenin manipüle edilmesinin kolaylıkla sağlanacağını düşündüklerinden örgüt kurulmasına önayak olmaktadırlar.   

  • Bunun için; siyasi düşünce örgütleri ya da siyasi partilerin, kendi bünyelerinde kurdukları çeşitli gençlik ve kadın kolları, eğitim amaçlı akademi ve okullar aracılığıyla kitleleri kendi istekleri doğrultusunda manipüle etmenin dışında ya da buna ek olarak daha geniş kitleleri denetimleri altında bulundurabilmek için halkın değişik kesimlerine hitap edecek türden oluşumlara öncülük ederek bu kitlelerin yönetimini ellerinde bulundurmaya özen gösterirler. Siyasi partiler, oluşturan bu örgütlerin geniş kapsayıcılıkta olması için her türlü maddi desteği yaparken aynı sırada o örgütü manipüle etmeyi de başarmış olurlar. Ayrıca, örgütle, ilgili siyasi partinin organik bağı bilinmediğinden bu karşılıksız(!) yapılan yardımlar üyelerce ya da ilgisiz kesimce siyasi görüşe sempati olarak geri dönerken, aynı zamanda örgütlenen kitlenin ele geçirilmiş olmasını da sağlar. Böylece, birçok kesimin denetimi sağlanmış ve tehdit edici özelliği kalmamış olur. Bu amaçla oluşturulan çok sayıda kadın ve gençlik örgütleri yanında bazı sendikalar, federasyonlar, zaman zaman o siyasi görüşe karşı cılız birkaç karşı çıkışı özellikle yaparak o siyasi görüşle bir ilgilerinin bulunmadığını ve bağımsız örgütler olarak üyelerinin haklarını korumak için var olduklarını göstermeye ve halkı buna inandırmaya çalışırlar. Danışıklı dövüş çerçevesinde yapılan bu karşılıklı tartışma ve sözde anlaşmazlıklar sonrasında örgütler, o siyasi düşünceye karşı çoğu zaman zafer(!) kazanırlar.

Çok nadir de olsa bu örgütlerin yönetiminde bulunan göstermelik lider, içinde bulunduğu sosyal yapıdan etkilenerek, yani içinde bulunduğu kitle içinde bir değişim geçirerek, kendisinin ve siyasi düşüncenin çıkarı doğrultusunda değil de üyelerin haklarını sözde değil özde korumaya kalkışırsa ve bu anlamda ileri giderse, çeşitli oyunlarla alaşağı edilerek yerine derhal bir başkası getirilir. Kuşkusuz bütün bu çalışmalar ilgili siyasi örgütün yönetiminde, ancak dışarıdan anlaşılmayacak biçimde gerçekleşecektir.   

  • Benzer biçimde bir başka manipülasyon tekniğinde; popüler bir siyasi temsilci, farklı siyasi örgütle kendi temsil ettiği siyasi görüş arasında aracı görevi üstlenir. Bu aracı, bir taraftan herkesten yana, daha doğrusu içinde bulunduğu siyasi partiden ziyade diğerleriyle ilişkideymiş gibi görünürken gerçekte kendi görüşüne uygun düşen siyasi partiye hizmet etmektedir. Ancak, o da süreç içinde mensubu olduğu siyasi düşüncenin dışında diğerlerinden yana olmayı çok daha ciddi biçimde üstlenir, yani eşiği geçer ve üstlendiği misyonu bırakıp diğerleriyle birlikte hareket etmeye başlarsa bu kez mensubu olduğu siyasi görüş tarafından dışlanır.

Yine manipülasyon aracılığıyla, halkın uyuşturulması sağlanarak bir şey düşünemez hale getirilmesi ve eleştirel düşünmesinin engellenmesi sağlanabilir. Bunun için medya aracılığıyla insanların siyasetin dışına çıkarılması farklı alanlarla ilgilenmeleri sağlanarak yapılır. Bu bağlamda halkı düşünmekten alıkoymak için ardı arkası kesilmeyen dizi filmler, pembe, beyaz, renkli hayatlar, yarışma programları sıkça ekranlarda yer alarak insanların siyasete ve kendilerini yönetenlere karşı fikir sahibi olmaları engellenir ve halk giderek depolitize edilir. Kişilerin ilgisi sorunların gerçek nedenlerinden ve gerçek çözümlerinden uzaklaştırılır. Böylece insanlar, içinde var oldukları dünyaya ve hayatlarına ilişkin hiçbir eleştirel düşünce geliştirmeyen, her şeye boyun eğen robotlar haline getirilebilirler. Ancak, bu durum, insanların farkında olmadan sağlandığından kimse robot gibi davrandığının da farkında olmaz.   

  • Günümüz yaşam koşullarında işten eve, evden işe gidişle şekillenen hayat tarzımız, dinlenme, eğlenme, öğrenme ve bilgilenme aracı olarak televizyon, gazete ve bilgisayarı yaşamımızın bir parçası haline getirdiğinden artık her birimiz farkında olmasak da medya aracılığıyla manipüle edilmekteyiz. Tercihlerimiz, tüketim alışkanlıklarımız, yaşam biçimimiz, hatta ilişkilerimiz bile bize sunulanlarla ve olmamız istenenlerle belirlenmektedir. Oysa gerçekler ya da bizim için doğru ve iyi olanlar her zaman olması gerektiği biçimde bize sunulmazlar. Kendi gerçeğimiz ve kendi dünyamız için doğru olanı anlayabilmek; eleştirel düşüncemizi geliştirmek yanında bilincimizi yükseltmek ve farkındalıklarımızı artırmakla mümkün olur. Bu şekilde manipüle edilmemiz zorlaşır ve kendi irademizle özgür seçimler yapabiliriz. Kuşkusuz, kitle iletişim araçlarının bilgilenmemizde, eğlenmemizde ve dinlenmemizde bize katkıları olacaktır. Ancak bu katkı, bizim güdülmüş koyunlar gibi davranmamıza neden olacak biçimde olmamalıdır.rumdaki gencin siyasi düşüncesine istenilen yönü vermek ise kuşkusuz çok daha kolaylaşmaktadır.
Manipülayon çeşitleri;Kültürel manipülasyon….Belli bir siyasal düşünceyi etkin kılmanın yollarından biri; o düşünceyi doğrudan doğruya insanlara dayatmak yerine, düşünceye yakın olmayı sağlayacak bazı kültürel unsurları, kabul edilebilir olanından başlamak üzere zor kabul edilecek olanlara doğru sırasıyla zihinlere enjekte etmeye çalışmaktır.  

  • Bu işlemde uygulanan yöntem, fobilerin etkisini azaltma ya da ortadan kaldırmada sıkça kullanılan “Sistematik Duyarsızlaştırma” tekniğine benzer. Bu teknikte amaç; kişiyi en az korkulan ya da kaygı duyulan durumla kademeli olarak karşı karşıya getirmek ve korkulan duruma karşı duyarsızlaşmasını sağlamaktır.

Kültürel ele geçirme; önce en masum görünen ya da kitlelerin aynı siyasal düşüncede olmamasına rağmen karşıt düşünce geliştiremeyecekleri, hatta belki de göreceli olarak kabul dahi edecekleri bir öğe’nin hikâyesiyle birlikte kitle iletişim araçları, özellikle görsel medya yoluyla sıkça tekrarlanarak zihinlerin bu doğrultuda kabulünü sağlamakla yapılır. Bunun için de özellikle toplumun en temel değerleri ile ilgili çeşitli haberler yapılır ve hikâyeler bu çerçevede şekillendirilir. Böylece; insanların temel değerlerine olan hassasiyetleri yanında vicdanlarına da seslenilmiş olur.   

  • Mazlumun ve mağdurun yanında yer almayı gerektiren ya da hiç değilse karşı durmamayı sağlayan çeşitli haberler, kitle iletişim araçlarıyla sıkça yayınlanarak farklı siyasi düşüncede olanlarda duyarsızlaştırma sağlarken, bir yandan da lümpen kişi ve kitlelerde istenilen doğrultuda bir uyanış ve kışkırtma sağlar. Sıkça ve aynı tema çevresinde şekillenen değişik haberler, süreç içinde farklı düşüncede olanları da etkileyerek aynı düşünce etrafında toplamaya başlar, hatta öyle ki, kişileri o siyasi düşüncenin fanatik üyeleri haline bile getirebilir.
Baskı altına alma..Siyasi düşüncede etkileme yöntemlerinden biri olarak kullanılan baskı altına alma ile her siyasi güç, istemeden de olsa(!) bizden olanlar/olmayanlar ayrımını giderek derinleştirirken gücü elinde tutanların hükmetme arzuları da giderek artacaktır. Çünkü insanın sosyalleşme sürecinde edindiği başarı, güç istemleri onu her seferinde daha fazlasını istemeye yönlendirir ve bu anlamda çoğu zaman istekler hırsa dönüşür. Buna göre; egemen gücün de her adımda daha fazlasını elde etme hırsına yönelmesi karşısında kişiler, etkin siyasi güce yakın olma ya da yakın durma davranışını artırarak sürdüreceklerdir.  

  • “Ya bizim gibi görün ya bizim gibi ol” zorlaması, herkesi değilse bile çoğu çaresizi seçeneksiz bıraksa da günü kurtarma adına yapılan her çeşit davranış ve öyle görünme çabası, yarınların -yalnızca baskı altında oldukları için öyle davrananlar için.-istenilmeyen biçimde şekillenmesine yol açacaktır.

Baskı altına almanın değilse de baskı altına alınmanın, yani mecbur olmanın çok çeşitli gerekçeleri olmakla birlikte yine de insanların kabul etmedikleri, inanmadıkları, memnun olmadıkları bir işleyişe yalnızca çıkarlarını gözeterek ve köprüyü geçinceye kadar anlayışıyla dahi olsa “evet” der gibi yapmaları bireysel sorunu o sırada çözmeye yardımcı olsa da diğerleri için de model oluşturacağından, çoğalmayı da beraberinde getirecektir. Bu yapay değişimin- gerçekte istenmediği halde zorunlu ve göstermelik olarak ya da manipüle edilerek- sonuçları ise gerçek olacağı için bu anlamda kitleler, şaşırtıcı, beklenmedik ya da istenmedik durumlarla karşı karşıya kalabileceklerdir.   

  • Baskı altına alma ve bu anlamda kitlelerin istenilen doğrultuda davranmalarını sağlamada kullanılan yollar, en yumuşak olanından başlamak üzere en sert olanına kadar her biçimde denenebilir. Hangi durumda hangi yolun deneneceğini ise günün şartları ve toplumun farklı kesimlerinin farklı olan hazır bulunmuşluk hali belirleyecektir.
Sosyal psikologlar günlük yaşamda diğerlerinden istendik davranışlar elde etmenin iki yolu üzerinde durmaktadırlar. Bunlardan birisi güç, öbürü manipülasyondur. Güç kullanımı, tanımı gereği güce sahip olmayı içerdiğinden herkes için geçerli değildir. Güce sahip olmayanlar, argümantasyon ve cazibe kullanma gibi bazı özel yetenek gerektiren yan yollar dışında, ancak manipülasyon yoluyla bunu gerçekleştirmektedirler.  

  • Manipülasyon, diğer bir insandan, doğrudan yollardan elde edilemeyecek bir şeyi elde etmek için dolaylı teknikler kullanmaktır. Bu teknikler, insanların kendiliğinden yapmayacakları bir şeyi tamamen özgür bir şekilde yapmalarını sağlamaktadır. Manipülasyonda, serbest seçimde bulunmaya dayalı özgürlük duygusu ve hatta özgürlük illüzyonu büyük önem taşımaktadır. Zira özgürce razı olmak, zorlamasız itaat etmek, manipülasyonunun temel karakteristiğidir.
Zihin yönetimi endüstrisi, bilinç denetleme işi ile insanları, ikna etme yoluyla kontrol ve yönlendirme tekniğini çok iyi kullanmaktadır. Bunun için beş temel mitten yararlanılır. Bunlar:1- Bireyselcilik ve kişisel tercih miti, 2. Yansızlık miti(manipüle edilenlerin olayları doğal akışında gidiyor sanması gerekir), 3. Değişmeyen insan doğası miti(insan doğasının saldırgan yanının ve değişmezliğinin ön plana çıkarılması), 4. Sosyal çatışmanın olmadığı miti, 5. Medya pluralizmi miti(enformasyon seçimi ile ilgili yanılgının sürdürülmesi). 

  • George Gerbner, “Esas mesele kitle iletişim organlarının özgür olup olmama meselesi değildir. Esas mesele kim tarafından? Nasıl? Hangi amaçla? Kontrol mekanizmasının uygulandığı ve bunun etkisinin ne olduğudur?” der Çünkü seçkinlerin çıkarı, sosyal gerçeğin göz ardı edilmesini ve statükonun sürdürülmesini gerektirir. Kitle iletişim araçlarının birbirinden bağımsız olarak ilettikleri enformasyonel malzemenin ve kültürel mesajların benzerliği, iletişim sistemlerinin bir bütün olarak ele alınıp incelenmesini gerektirir.

Medya iki yönlü ve sürekli olarak gelişmektedir. Ticari kurallara göre çalışmaktadır ve geliri itibari ile de reklâmlara bağımlıdır. Gerek yapısı, gerekse destekçileri itibari ile genel ekonomiye bağlıdır. Medya, başlı başına bir endüstridir. Biri diğerinden bağımsız çalışan birimler bütünü değildir. Farklı ürünler sunmaz. Verdikleri imajlar ve mesajlar, tasarımları ve hedefleri itibari ile amaçları diğer işletmelerden farksızdır. Bu amaçlar, kârlılık ve özel mülkiyet esasına dayalı tüketim düzeninin kabulünü ve devamlılığını sağlamaktadır
  • Operatörler, halkın zihnini denetim altında tutabilmek için “imaj” tasarımı oyununu oynamayı sürdürmüşlerdir. Yapılan işin anlamına denk düşen “göz boyama” kavramını kullanmaktan kaçınanlar, halkın tek haber alama aracı olan basın ve görüntülü yayını denetim altına almayı başarmışlardır. Özellikle basın dünyasında görüş yayıcı ve görüş oluşturucu işlevi bulunan seçkin köşe yazarları, gazetelere müteahhit ve banker çevresinin egemen olmasıyla yükseltilen ücretlerle gazeteciliği ideal edinmiş genç gazetecilerden kopartılmış, özgün gazetecilik kimliğinden ayırdına varmadan uzaklaşmışlardır.

Bu süreci, dış ülkelere uzun süreli geziler, içerde yabancı vakıfların parasal katkılarıyla gerçekleştirilen yatılı-yemekli seminerler, iyi otellerin iyi salonlarında yapılan gösterişli konferanslar eşlik etmektedir. Örneğin, Alman Hristiyan demokrat Partisi’nin uzantısı Konrad Adenauer Stiftung, yerli gazetecilerle birlikte Anadolu’ya açılıyor ve seminerler (kursları) düzenliyor. Bir avuç gerçek gazeteci, bu gidişe direnmeye çalışıyor. Gazeteler ve televizyonlar, büyük şirketlerin yerlisine geçme aşamasını aşıp, dışardan hissedarlarla kurulan ortaklıklar sonucu, bir tür içerden yönlendirici kurumlara dönüşüyor. ABD’de yaratılmış “manufacturing public perception” yani “halkın zihnine bir ön algılama süzgeci yerleştirme” işini başarmanın verdiği rahatlıkla hayasızca saldırıyorlar.   

  • “Project Democracy” operasyonunun dünyadaki uygulamalarına bakıldığında, Türkiye’deki uygulamanın kısa sürede amacına ulaşması ve başarı düzeyi şaşırtıcıdır. Türkiye’de kısa sürede darbeler yaşandı. İktisadi bunalım, borç şantajı derken, “siyasal istikrar” diye diye tahsilat yapanlar, bir türlü geçirilemeyen yasalarla, Lozan Antlaşmasının, azınlıkların eğitim hakkını tanımlayan 41. maddesi, ABD kongresinin raporuna koşutluk içinde değiştirildi, 1936 yasasıyla sınırlanan azınlık vakıf örgütlenmesinin önünü açacak ve yeni toprak talepleri yaratacak vakıflar yasası değişikliği gerçekleştirildi.

Aslında bunların olmaması şaşırtıcı olabilirdi. Çünkü bunca dolarla ve bunca siyasal-akademik-dinsel ilişkiyle desteklenen atölyeler boşuna çalışmamış, devletin bakanlıkları, adalet ve eğitim dahil, ona AB euro’suyla beslenen projeleri boşuna yapmış olamazlardı.
  •  Manipülasyon, geniş kitlelerde ‘şartlandırma’ (Pavlov’un şartlı refleksi anlamında) ile karıştırılan bir kavramdır. Manipülasyon, şartlandırmadan farklıdır ve psikolojik teknikler kullanarak, hedef kişi ya da kitlede, davranış veya kanaat değişikliği yaratmayı içermektedir. Manipülasyon teriminin, günlük yaşamda kişiler arası ilişkiler alanında (davranış değişikliği) ve iletişim alanında (kanaat değişikliği) iki farklı kullanımını ayırdetmek mümkündür
Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: