-MIŞ GİBİ YAŞAMAK!

Bir adım attın karanlıktan dünyaya …..

Mış gibi yaşamak… aslınızdan uzak bir şekilde yaşamak… gerçek “siz”i gösterememek…

Cehenneme gitmeden yanmaktır…

Gerçekler yalan, yalanlar gerçek-miş gibi,

Mış gibi yaşam”, “Düşüncelerinin arkasındaki niyetin farkında olmayan, sözü, gözü, davranışı birbirine uymayan insanların yaşamı” olarak açıklanıyor.

Böylece yine dönüp dolaşıp Delfi tapınağında yazılı o ünlü ilkeye geliyoruz: Kendini tanı!

Bu ilke, ilk bakışta hemen yerine getirilebilecekmiş gibi duran ama son derece zor
işleyen yaşam kuralıdır..

Çünkü içinde doğduğunuz çevrenin, dinin, geleneklerin ve toplumsal statünün, cinsiyetinizin sizi zorladığı davranış kalıpları vardır.

Çoğu insan küvete doldurulmuş ılık bir suya yatar gibi bu önceden belirlenmiş koşulların rahatlığına sığınır.

Varoluşuyla ilgili temel konulan hiç irdelemez, hayat kendisine ne getirmişse onu kabul ederek yaşar.

Çünkü dünyadaki hiçbir toplumun düzeni, bireylerin onu sorgulaması, gözden geçirmesi ve değiştirmesi ilkesine göre işlemez.

Sistem, büyük bir çarkın içinde fark edilmeyen bir dişli olmanızı talep eder sizden.

Bu yüzden soru sormak ve özellikle kendini tanımaya çalışmak tehlikelidir.

Ama göze alınması gereken, kutsal bir huzursuzluktur bu.

Mış gibi yaşayanlardan değilseniz,

Bir dostum der ki; “Hayat aslında çok kolay, basit ve düz. Onu zorlaştıran bizleriz.” Düşündüğümde haksız da sayılmaz. Grilerdir insanı yoran, kararsızlıklar, söylenmemiş sözler, -mış gibi yaşamaktır. Oysa her şey o kadar net, açık ve lehimize işliyor ki. Önemli olan görebilmek ve bazı mesajları fark edebilmek belki de. Hırslanmak yerine azimli olmayı seçmek gibi. Bazen hayat insana sabretmeyi, bazen azmetmeyi, bazen hoşgörüyü, bazen kötüleri görüp iyilerin kıymetini bilmeyi, bazen güvenmeyi, bazen susmayı, bazen dayanmayı, bazen seyirci, bazen de oyuncu olmayı öğretir. Her ne öğreti alırsak alalım hakkıyla yerine getirmemiz ve doğru algılayarak evrenin akışına güvenmemiz gerektiğini öğrendiğimiz zaman huzurlu oluruz.

Bu sıralarda dostlarımla yaptığım sohbetlerde insanların hayatlarında istedikleri ev, araba, para ve aşk gibi kavramların yerini bambaşka bir şeyin aldığını fark ettim: HUZUR. Hemen hemen hiç kimse para, aşk, mutluluk demiyor kiminle konuştuysam sadece ve sadece HUZUR istiyorum diyor. Bu senenin kapanış kelimesi fark ediyorum ki HUZUR. İnsanlar olumlu enerji yayan kişilerin yanlarında durmak negatif enerji verenlerden uzaklaşmak istiyorlar. Kendilerini iyi hissettikleri kişilerle beraber kalmayı hedeflemişler sürekli ve bunun devamında bazı arkadaşlıkların yönleri değişmekte. Günümüzde beynimizi yoran ve mutsuz olmamıza sebep olan birçok şey olduğunun farkında olan kişiler hayallerini, hayatlarının devamını doğayla baş başa sahil kasabalarında geçirmek üzerine kuruyorlar. Tüm bu yaşanmışlıkları dinlerken onları anlıyor ve hak veriyorum. Bir yandan da Psikolg Bert Hellinger’in bir tespitinin de farkında olmalarını istiyorum; “Yaşadığımız tüm acıların sebebi kendimiziz.” Yüzümüze tokat gibi çarpan bu ifade ne denmek istendiğini anlayan birçoklarımızı kendine getirerek üzerinde düşünmemize ve içimizden defalarca tekrar etmemize sebep oluyor. Elimizi işaret parmağımızla bir kişiyi işaret eder gibi (beden dilinde suçlama ifadesi) kaldırdığımızda baş parmağımızın aslında bizi gösterdiğini unutmamamız gerektiğini sağlıyor. Her ne olursa olsun daha kötüsünün de olabileceğini, halimize şükretmemiz gerektiğini, her şeyi yeteri kadar istememiz gerektiğini ve hayal edip gözümüzde canlandırdığımızda olma olasılığının yüksek olduğuna inanmamız gerektiği gerçeğiyle baş başa kalıyoruz. Bir tecrübeden ders çıkartmamız, alacağımız mesajı almadığımızda ve ev ödevimizi iyi yapmadığımızda taaa ki biz öğrenene kadar karşımıza çıkacağından emin olmamız gerektiği öğretiyor bize yaşam. Bu yüzden “Tarih Tekerrürden İbarettir.” gibi atalarımızın çok önceden bizlerle paylaştığı daha doğrusu bizleri uyardığı atasözleri ortaya çıkıyor.

Söylenmemiş sözler, yaşanmamış hayatlar, gerçekleştirilmemiş hayaller, yazılmamış yazılar, söylenmemiş şarkılar, fark edilmemiş yaşamlar olmasın   Her şeyi hakkıyla olması gerektiği kadar ve olması gerektiği gibi tadabilmeniz dileğiyle.

Hayatı yaşamanın iki yolu var. Biri, hiçbir şey mucize değilmiş gibi yaşamak. Diğeri, herşey mucizeymiş gibi yaşamak! ‘

Albert Einstein

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: