Bir Ekonomi Masalı

Ah efendim ah… Bizim gençliğimizde (yani bayağı eski dönemlerden beri) böyle değildi. Bu dünyanın hali ne olacak.

Yunanistan AB’nin “şımarık çocuğu” idi…

Sürekli zırıldar, büyük abilerinden istediklerini alır idi…

Onlar da biraz büyüklükten, biraz “antik Yunan uygarlığımızın kökenidir” anlayışından, Yunanistan’ı şımartırlar idi…

Yunan halkı, Ağustos Böceği misali yazın çalar oynar, kışın da AB’nin kapısına dayanır yardım ister idi…

Ama AB ülkeleri karınca gibi onu kovalamaz, kışın da çalıp oynasın diye yardım ederler idi…

Herkes Yunanistan’ın ekonomi rakamlarıyla oynadığını bilir ancak buna göz yumar idi…

Yunanistan, bütün ekonomik verilerle oynar, batağa doğru giden ülkeyi, güllük gülistanlık gösterir idi…

Eurostat (AB İstatistik Ofisi) sürekli, “Bu rakamlar birbirini tutmuyor. Yunanistan yalan söylerken, yalanları bile birbirini yalanlıyor” diye bağırır idi…

Yunanistan AB’yi nasıl kandırdı?

Bütçe açığının GSYİH’ya oranı

Yıl Resmi açıklama Gerçek

1997 % -4 % -6, 6

2000 % -2 % -4, 1

2003 % -1,7 %- 4, 6

(Kaynak: Eurostat’tan derleyen Radikal yazarı Uğur Gürses / Eurostat’ın incelemesi 2003’a kadar kesinleşti. Sonraki döneme ilişkin incelemeler devam ediyor.)

Ama sonuçta karar veren büyük abiler, “Olsun bu yalan rakamlarla Euro üyesi olmasında bir sakınca yoktur. Nasıl olsa küçük kardeş, biz onu idare ederiz” derler idi.

AB’nin temel felsefesi olan, “dayanışma” nedeniyle olay bu kadarla da kalmaz idi…

Sirtakici Yunanlı kardeşlerimiz 1984-2004 arasında AB’den toplam 90 milyar euro mali yardımı götürmüş idi… (Aynı dönemde İspanya, 200, Portekiz 85 milyar euro alıp, bugün batma noktasına geldi. )

Ancak bu yardımlara rağmen Yunanistan “şımarıklıktan”, “uslu çocukluğa” geçiş yapmaz idi.

AB’nin desteklediği Annan Planı KKTC’de kabul edilmesine rağmen, Rum’lar planı reddettiklerinde, Yunanistan, “Ya Rumlar üye olacak, ya da Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti de üye olamaz. Veto ederim” der idi.

AB’nin büyük abileri, buna için için öfkelense de “600 bin kişi yüzünden, bütün genişleme sürecini durdurmayalım” diye Yunanistan’a peki derler idi.

Bu “peki”nin altında, “Türkiye’nin önüne tek Yunan engeli yetmez, yanına bir de Kıbrıslı Rum engeli koyalım” alt notunu da düşmek gerekir idi…

Ancak gel zaman git zaman, eski dünya tarih olmuş idi…

Yüzyılın krizi dünya dengelerini sarsar iken, Yunanlılar bu durumun farkına varmaz idi…

Yeni dünyada da çalıp oynayacaklarını sanırlar idi…

Oysa Yunanlılar çalıp oynasın diye yüksek vergiler ödeyen Alman ve Hollanda’lı vergi mükellefleri, çok zor duruma düşmüşler idi…

Kendi ülke bankalarının kurtarılmasına bile tepki gösterirler idi…

Üstelik Yunanistan tek sorunlu ülke değil idi…

AB’nin iliklerinden, kemiklerinden yararlanan Portekiz ve İspanya krizin eşiğinde olup, “ah bir Yunanistan’a verseler, biz de bundan sebeplensek” diye sırada bekler idi…

Almanya Maliye Bakanı Wolfgang Schaeuble, “Yunanistan, kuralları uzun süre ihlal edenlerin, yüksek bir bedel ödemek zorunda kalacağını anlamalıdır” diyerek Ağustos Böceklerine kara haberler verir idi.

Onun bu açıklaması, “kurtarma operasyonunda Almanya ön planda yeralacak” beklentisi içindeki yatırımcıları çileden çıkarır idi…

Dehşete düşüp, Yunan bono ve tahvillerini satan yatırımcılar, faizleri rekor seviyelere yükseltir idi…

Yunan hükümeti, halka “alışkın değilsiniz ama, mecburuz Türkler gibi kemer sıkacağız” demek zorunda kalır idi…

Ancak Yunanlılar’ın sıkacağı kemer bile Türkler’e bayram günü gibi gelir idi… Çünkü sıkılan kemerle birlikte asgari (yani en düşük) memur maaşı 2.000 euro’dan, 1.500 euroya inmekte idi… (vahşice % 10 kısılan ek ödenekler hariç)

Hükümetin % 15’lik zammıyla Yunanlıları dehşete düşürecek seviyelere çıkan benzin fiyatları, Türkiye’dekinin üçte ikisine ancak varmakta idi.

Bu duruma öfkelenen Yunanlılar, ülkeyi felç edecek grevlere hazırlanır idi.. Onların bu grevlerinin AB diline çevirisi, “bizi bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da beslemek zorundasınız” demek idi…

Ancak, AB’nin en büyük fonlayıcıları olan İngiltere (krizden en kötü etkilenen ülke), Fransa (bütçe açığı milli gelirin % 8, 5’ine fırladı / olması gereken % 3), Almanya (işsizlik aldı başını gidiyor, ihraç pazarları daralıyor, Alman halkı AB’yi fonlamaktan yoruldu) bu kez ağustos böceğini kara kışta biraz aç bırakmak niyetinde idi…

Yani Yunanlılar’ın kendiliğinden acı ilaç içmeyeceğini bilen AB, güzel Türkçemiz’deki “ölümü gösterip sıtmaya razı etmek” politikasını uygulamakta idi…

Ancak herkes biliyordu ki, “euro kaderine terkedilemeyecek kadar büyük bir proje” idi…

Yani, eninde sonunda Yunanistan acı ilacı içecek, ancak bu ilaç Türklere, vitamin gelecek kadar tatlı olacak idi…

İşte bu verilerle büyük yatırımcılar, euro satıp dolar almakta idi…

Küçük yatırımcılar da şaşkın Yunanlılar gibi etrafta dolanmakta idi…

Uzun Not: Efendim masalı anlatan dahil hiç kimse masalın sonunu bilmiyor. O yüzden şimdiden “onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine” diyemiyoruz. Çünkü kimin dama çıkacağı, kimin enkazın altında kalacağını şimdiden bilmiyoruz. Eğer Yunanistan’ın programı çöker, Portekiz ve özellikle İspanya onu takip ederse, o zaman işler çığrından çıkar. Olay sadece Yunanistan ve Portekiz olsa AB için kolay. Ama milli geliri 1, 5 trilyon doları aşmış, AB’nin toplam milli gelirinin % 10’una sahip, toplam borçları 2, 5 trilyon dolara ulaşmış İspanya krize girerse işte o zaman işler sarpa sarar. Çünkü AB’nin (bu Almanya demek) kaynakları sınırsız değil. Herkes kendi derdine düşmüş durumda. Üstüne üstlük AB’nin dördüncü büyük ekonomisi İtalya’dan da kötü sinyaller geliyor. Eğer iyimser senaryo çalışmazsa (Yunanlılar acı ilacı içmezse) ortada iki kötümser senaryo var. 1) Yunanistan, Portekiz ve İspanya euro’dan çıkar, euro çekirdek ülkelerle devam eder. 2) Eğer bu ülkeler euro’dan çıkmamakta direnirse, o zaman dünyada enflasyon konusunda en duyarlı vatandaşlar olan Almanlar’ın baskısıyla Almanya, euro’dan çıkar, Yeni Mark piyasaya tedavül edilir. Euro süprüntü bir paraya dönüşür, kimsenin işine yaramayacağı için kendiliğinden ölür.

Kısa Not: Henüz paniğe kapılmak için erken. Euro gerçekten büyük bir proje ve kimse öyle kolay kolay onu harcamaz. Meşhur bir laf vardır, “şişman kadın şarkı söylemeden opera bitmez”.. Burada da “Almanya son sözü söylemeden euro’nun kaderi belli olmaz.”

EMİN ÇAPA
eminc@cnnturk.com.tr

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: