Tıp Efsaneleri !

Doğru bilinen bazı tıp yanlışları, kötü bir grip gibidir; geçmek bilmez. Siz de bu tür bir hata yaptığınızı düşünüyorsanız, yazıyı okumaya devam edin…

“Görünen o ki bu korkunç yanlışları üreten bir endüstri oluştu. Daha önemlisi ise bu yanlışlar kabul görüyor ve doğru bilgiler gibi uygulanıyor. Deodorantınızı bir kenara fırlatmadan ya da gümüş diş dolgunuzu söküp atmadan önce, mitlerimi yoksa gerçeklerimi uyguluyorsunuz bir düşünün.”

Yanlış: Antipersperanlar göğüs kanserini ve alzheimer hastalığını tetikler!
Arkasındaki hikâye: Deodorantların içinde bulunan alüminyum, mamografi filmlerinde gölge yarattığı için kadınlara mamografi testlerinden önce deodorant kullanmamaları tavsiye edilir. Ayrıca koltuk altınızda tıraş bıçağınızla bir kesik oluşturursanız ve deodorant bu kesiğe bulaşırsa, lenf bezlerinde bir kitle oluşabilir. Bunun deodorant nedenli göğüs kanseri olduğunun yayılması için panikle geçen kısa 1 saniye yeterlidir. Kütleyi gören doktorun kütleden bir parça alıp biyopsiye yollaması da bu kanının hüküm sürmesine gerekli olan doğrulayıcı bilgidir. Bunun gibi geçmiş yıllarda yapılan araştırmalarda; alzheimer nedeniyle ölen hastaların beyninde yapılan otopsilerde bulunan alüminyum parçalarının; bazı doktorlar tarafından antipersparanların alzheimera yol açacağını düşünmelerine neden olmuştu.

Gerçek: Deodorantlar ve göğüs kanseri arasında bağlayıcı bir kanıt bulunmadı diyor. Journal of the National Cancer Institute tarafından yapılan -içlerinde kanser hastalarının da bulunduğu- 1.600 kişi üzerinde yapılan kapsamlı bir araştırmaya göre de deodorantlar ve göğüs kanseri arasında herhangi bir bağlantı yok. Yapılan araştırmalara göre; alzheimer hastalığı ve deodorantlar arasındaki bağlantı da aynı derecede kuşkulu… Alzheimer hastalarının beyinlerinde uygulanan incelemeler sonucunda; 105 örneğin hiçbirinde alüminyum izine rastlanmadı.

Yanlış: Beyin hücreleriniz bir kez öldü mü, bir daha geri gelmez!
Arkasındaki hikâye: 10 yıl önce bu görüş, tıbbi bir fikir birliğiydi. Bu algının oluşumunda beyinde uyuşturucu etki yapan reklamların da payı büyük!

Gerçek: İyi haber; üniversite yıllarınızda katıldığınız partiler, sizi bunaklığa mahkûm etmeyecek. Son yıllarda yapılan çığır açan bir araştırma, yeni beyin hücreleri yarattığımızı kanıtladı. Kaybedilen 100 hücreye karşılık 1 yeni hücre, çok görünmese de kaybettiğimiz milyonlarcasına oranladığımızda, sonuç mutluluk verici olabilir. Ayrıca 30 dakikalık bir egzersiz, masa tenisi ya da dans, beynimizdeki hücre gelişimi için olumlu rol oynuyor. Psikiyatr ve Yazar Daniel Amen; bu aktiviteler, beynin koordinasyon ve düşünce sürecinden sorumlu olan beyincik bölgesini uyarır. Sudoku gibi sizi düşünmeye teşvik eden aktiviteler ise yeni beyin hücrelerinin oluşmasına yardımcı olur diyor.

New England Journal of Medicine tarafından yaşları 75 ile 85 arasında değişen 479 kişi üzerinde yapılan ve 5 yıl süren araştırmaların sonucuna göre; okumak ve bir enstrüman ile uğraşmak gibi zekâ ile işbirliği içindeki aktiviteler de bunaklık için engel teşkil ediyor.

Yanlış: Gümüş diş dolgularınızı çıkarmalısınız!
Arkasındaki hikâye: Geçen sene, birçok tüketici topluluğu FDA’dan civalı alaşımla yapılmış, gümüş dolguların yasaklamasını istedi. Endişeleri, 1990 yılında sunulan, ‘60 Minutes’ araştırmasındaki; gümüş dolguların içeriğinde bulunan, civa, bakır, gümüş ve kalay karışımını sorgulayan güvenliği yansıtıyordu.

Saf civanın sinir sistemi için güçlü bir zehir olduğunu vurgulayan pek çok araştırma olduğundan; birçok kişi ağızlarında bulunan civanın migrenlerinden tutun da doku sertleşmelerine kadar çok sayıda rahatsızlığı sebep olduğuna inanır oldu. Bunun sonucunda da bu dişçiler gümüş dolguları çıkarıp yerlerine, toz haline getirilmiş cam ya da kuvars ve reçineden oluşan diş renginde dolgular takmaya başladı.

Gerçek: 2006 yılında, Journal of the American Medical Association yaptığı bir araştırmada; gümüş ve yukarıda belirtilen diş rengi dolgulara sahip çocuklar incelendi. Hafıza, dikkat ve nörolojik fonksiyonların kıyaslandığı araştırmada iki farklı diş dolgusuna sahip çocuklar arasında hiçbir fark bulmadı. Diş dolgularında yer alan civa, diğer bütün metaller ile uygun bir oranda kullanılıyor. Civanın zararlı etkisinin hissedilebilmesi için ise ağızda 500 diş dolgusunun bulunması gerekiyor.

American Dental Education Association Başkan Yardımcısı, Sheila Koh; gümüş dolguların zararlı olduğuna dair hiçbir bilimsel delil bulunmadığını söyleyerek, FDA uzmanlarının bu konu ile ilgili olarak, daha kapsamlı bir çalışma yapılması gerektiği yönündeki görüşlerini aktarıyor.

Yanlış: Doğum kontrol hapları kilo aldırır!
Arkasındaki hikâye: Amerika’daki kadınların çoğu 20 yaşına gelmeden doğum kontrol hapı kullanmaya başlar ve bu yaklaşık 10 yıl kadar devam eder. Bu dönem tam da kadınların birkaç kilo aldığı yaşlara denk gelir. Geçmişte, başlıktaki iddianın içinde gerçeklik payı vardı. Çünkü doğum kontrol haplarının ilk üretilen versiyonlarında 50 mikrogram östrojen bulunurdu ki bu doz da iştahı açıp, vücutta su tutmaya neden oluyordu. Ancak bu oran, günümüzdeki doğum konrol haplarındaki östrojenin neredeyse iki katı idi; yani şu anki haplarda problem yok.

Gerçek: 44 araştırmayı kapsayan bir incelemede; hormonal doğum kontrolünün kilo almaya yol açmadığı görüldü. Araştırmayı yapan uzmanların söylediğine göre, günümüzün doğum kontrol haplarında kullanılan 20 ilâ 30 mikrogramlık östrojen hormonu, başlangıçta vücudunuzun biraz su tutmasına neden olabilir ancak vücudunuz, hormonal seviyelerini düzenlediği zaman bu durum da geçecektir.

Yanlış: Soğuk hava grip ve nezleye neden olur!
Arkasındaki hikâye: Kış aylarında hasta olmaya daha eğilimli olduğumuz için soğuk; sanık koltuğuna acımasızca oturtulur. Gribal enfeksiyonlara ‘soğuk algınlığı’ demenin de gerçeğe bir faydası dokunmaz.

Gerçek: Soğuk algınlıklarının, sabahları yayınlanan hava durumu haberleri ile bir ilgisi olmadığına dair yığınlarca kanıt var. New England Journal of Medicine’ın 1968 yılında yayınladığı araştırma, havanın soğuk algınlığına bir etkisi olduğunun kesin bir yalanlayıcısı… Araştırma, düşük ısıların, soğuk algınlığına yakalanma olasılığında hiçbir etkisi bulunmadığını gösteriyor. Son zamanlarda yapılan araştırmalar da aynı sonuçları veriyor. Dr. Janet O’ Mahony; grip ve nezle doğrudan temasla geçer, nokta! diyor. Hastalanmanız için birinin üzerinize doğrudan öksürülmesi ya da hapşırılması gerekli ya da sizin mikrop bulaşmış eşyalara dokunup, elinizi gözlerinize, ağzınıza ya da burnunuza götürmeniz yeterli… Sonuçta, kapalı alanlarda mikroplarla yakın temasta bulunduğumuz zaman hasta oluyoruz. Bu yüzden hava durumunu sunanları suçlamayın; sadece ellerinizi bol bol yıkayın.

%d blogcu bunu beğendi: