Uğursuz Tepe

Latin Amerika’nın en önemli ülkesi Brezilya’nın solcu Başkanı Lula Da Silva, 4 gün önce İsrail’i ziyaret ederek ilginç bir tartışmaya neden oldu. Lula programında var olmasına rağmen Herzl’in mezarına uğramayarak Filistin halkının efsane lideri Arafat’ın mezarını ziyaret etti.
Peki Lula neden
Herzl’in mezarına gitmedi?
Bazı İsraillilere göre Herzl’in mezarının bulunduğu tepenin adı Uğursuz Tepe. Bu nedenle de birçok İsrailli bile Siyonizmin ve dolaysıyla İsrail devletinin ideolojik kurucusu Herzl’in mezarını ziyaret etmez. Onlara göre de bu uğursuzluğun da dört kanıtı var:

1 Filistin’de bir İsrail devletini kurma projesini ortaya atan Herzl’in kızını aldığı Avusturyalı  zengin Yahudi  işadamı kısa bir süre sonra iflas etti. Karısı ile sürekli kavga eden Herzl ise 44 yaşındayken aniden bir kalp krizi sonucu 1904 yılında öldü.

2 Herzl’in büyük kızı Pauline psikolojik sorunlar yaşadıktan sonra uyuşturcu müptelası oldu ve 40 yaşında hayatını kaybetti.

3 Ağabeyi Hans ise ablasının gömüldüğü gün intihar ettiğinde 39 yaşındaydı.

4 En küçük kız Margarethe’in evlendiği zengin Yahudi işadamı ise aynen onun dedesi gibi kısa süre sonra iflas etti. Margarethe İkinci Dünya Savaşı döneminde bir akıl hastanesinde bulundu.
Anlaşılan Başkan Lula da bu söylemlerden ve bu zatın en büyük uğursuzluğunun Filistin halkı için olduğu gerçeğinden etkilenerek  tepeyi ziyaret etmemiştir.

Ama işin en ilginç tarafı bazı İsrail medyası ve onların  Türkiye uzantısı Herzl’in mezarı ile Atatürk ve Gandi’nin anıtları arasında bir benzerlik olduğunu söylemesidir.
Oysa Atatürk ve Gandi işgal altındaki kendi ülke topraklarının kurtuluşu için mücadele ederken Herzl bir Macar olarak başka bir halkın yani Filistin halkının topraklarını dünyanın dört bir yanındaki Yahudilerin malı gibi göstermiş ve bu yönde mücadele etmiştir.
Peki bunu nasıl yapmış?
Kendi ülkelerinde yaşayan Yahudilerden kurtulmak isten Avrupalı politikacılar ile bu ülkelerde yaşayan zengin Yahudi işadamlarının desteğini alan Herzl işe İstanbul’dan başladı. Filistin’i kontrol eden Osmanlı Padişahı Abdülhamit ile iki kez görüşen
Herzl ondan Filistin’i satın almaya kalkışmış ve  herkesin bildiği yanıtı almıştı. Bunun üzerine Herzl Osmanlı’yı çökertme planları yaparak Yahudi grupların ve zengin işadamlarının İttihat ve Terakki ve benzeri oluşumlara destek vermelerini sağlamıştı.
Gerisini zaten tarih en detaylı bir şekilde yazar.
Ama genel olarak az kişinin bilip yazdığı başka bir  gerçek daha var.
O da
Herzl’in Kıbrıs ilgisi.
Herzl Temmuz 1902’de ünlü Yahudi işadamı Lord Rothschild’e yazdığı bir mektupta bakın ne diyor:
‘Kıbrıs’ı düzene sokmalıyız. Kıbrıs’tan  Müslümanlar gider, Rumlar iyi bir fiyata topraklarını  satar ve Atina ya da Girit’e göç ederler. Filistin Yahudiler için çok küçük. Bu nedenle Filistin’e yakın bir yer sağlamamız gerekiyor. Kıbrıs Filistin’e dahil edilmelidir.”
1897’de Basel’de ilk Siyonsit kongreyi toplayarak Filistin’de bir Yahudi devleti kurulma kararından sonraki süreçleri hatırlayanlar 1947’de kurulan İsrail’in  Kıbrıs’a olan ilgisini de yakından bilmelidir. Bugün bile İsrail’in Mossad ajanları Güney Kıbrıs’ta cirit atmakta, İsrailli kişi ve şirketler ise KKTC hükümetini tedirgin edecek ölçüde Kuzey Kıbrıs’ta sürekli arazi ve evler almaktadırlar. 1974’ten bu yana Amerikan başkanlarının Kıbrıs için atadıkları koordinatör ve temsilcilerin büyük bölümü ABD’deki Yahudi lobilerinin önemli adamlarıdır.
ABD ve AB ülkeleri ise Kıbrıs sorununu  çözmemekle kalmıyor aynı zamanda farklı yollara başvurarak çok kolay olan çözüm yollarını tıkıyor.
Bu tarihsel gerçekleri görmeyenler ya da saklamaya çalışanlar Başbakan Erdoğan’ın ‘Gelin tarihi birlikte araştıralım’ çağırılarını da görmemezlikten gelerek soykırım iddiaları ile ilgili olarak kararlar alıyor. Bu kararları fırsat bilen bizdeki ‘liberal-demokrat’ köşe yazarları da hiçbir fırsatı kaçırmayarak Başbakan Erdoğan ve AK Parti hükümetine yükleniyor. Başbakan’ın yurtdışı seyahatlerinde uçağa binmek ve kendisinden   özel röportajlar koparmak için gerektiğinde her türlü yalakalığı yapanlar, genetik özelliklerinden olacak ki bildik huylarından vazgeçmiyor.
Belki de bu nedenle Başbakan Erdoğan dünkü konuşmasında bu tür ‘gazcı’ köşe yazarlarına haklı olarak sert yüklenerek mealen ‘Ermeni konusunda benden özür dilememi isteyenler her nedense İsrail’in saldırıları konusunda sesini hiç çıkarmıyor oysa İsrail iki adım ileri bir adım geri taktiği ile tüm Filistin’i ele geçirmek için uğraşıyor” dedi.
Erdoğan’ı farklı kılan da
bence bu içtenliği ve tarihsel doğruları açık, net ve hiç kimseden çekinmeden söyleme cesaretidir.”
Çünkü Erdoğan
Filistin konusuna ilgisiz kalanların hiçbir şekilde insanlık ve vicdandan söz etme hakkının olmadığını bilir.

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: