Bu sözleri yedirirler sana!

Daha önce de yapmışlardı. Hem de kaç kez… O zamanlar tahrik edici benzetmeler, Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman ve ekibi tarafından değil, ABD’de değişik think-tank kuruluşlarındaki proje adamları ve medya organlarındaki tetikçiler üzerinden yapılıyordu. Cumhurbaşkanlığı seçiminde yazılan yazıları, edilen hakaretleri, Başbakan Tayyip Erdoğan’a yönelik ağır ithamları hatırlıyoruz.

Hepsi aynı çevre tarafından planlanıp servis ediliyordu. O zamanlar, Türkiye’nin iç politik tartışmalarının tarafıydılar ve doğrudan müdahil oluyorlar, hakaretlerin yanında darbe senaryoları hazırlayıp yaygara koparıyorlardı. Azgınlığı o kadar iler götürdüler ki, bu ülkenin Başbakanı’nı Bin Ladin’e bile benzettiler! Ciddiye alınacak tarafı yoktu bunların ama Türkiye’de hedeflenen adreslere ulaştığı için bir şekilde muhatap olmak zorunda kalıyorduk.

Lieberman’ın son sözleri, “Türkiye’yi değil Erdoğan’ı” hedef alması, “Biz Firavun’un bile üstesinden geldik” türü çirkin imaları, Chavez ve Kaddafi benzetmeleri işte bu kampanyanın yeni örnekleri. Ama dünya değişti, Türkiye değişti, eski adreslerde yeterince yankılanmıyor bu sözler. Bir fanatizm örneği olarak not ediliyor. Lieberman söylese de, “İsrail” olarak not ediliyor. Bir gün bedeli ödetilmek üzere not ediliyor.

Bir soykırımcı kendisi. Gazze saldırıları sırasında Filistinliler’e “İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD’nin Japonya’ya yaptığını yapmalıyız” dediğini, nükleer soykırım istediğini, İsrail vatandaşı bir buçuk milyon Filistinli’nin sürgün edilmesini savunduğunu unutmayalım. Merak edenler, İsrail aşırı sağına mensup Jarussalem Post gazetesinin o günkü sayısına bakıp Lieberman’ın sözlerini okuyabilirler. İsrail Dışişleri Bakanlığı’nı şu an nükleer soykırım isteyen bu adam yönetiyor! Başbakan Erdoğan’ın Eylül 2009’da The Guardian gazetesine yaptığı açıklamada “Lieberman’ın Gazze’ye karşı nükleer silah kullanmayı” içeren sözlerini hatırlatması dünyada geniş yankı uyandırdı. Oysa bu sözler söylenirken dünya susuyordu, gazeteler doğru dürüst haberini bile vermediler.

İşte; Türkiye’nin Tel Aviv Büyükelçisi Oğuz Çelikkol’a reva görülen çirkin davranışın da mimarı olan Lieberman böyle bir kişi. Kişi olarak ortada bir “hiç” var. Ama İsrail adına konuşunca işler değişiyor. Bu yüzden “bir gün hesabı sorulmak üzere” not ediliyor.

Türkiye Büyükelçisi’ni ve Türkiye’yi aşağılamak için planlanan senaryoyu uygulayan yardımcısı Danny Ayalon da, 20. yüzyılın insanlık suçlularından, yıllardır ölüm döşeğinde yatan Ariel Şaron’un yetiştirdiği, ırkçılıkta ondan aşağı kalmayan bir isim. Büyük oranda savaş suçlularından oluşan İsrail hükümeti ve soykırım isteyen kişiler bugün İsrail’i yönetiyor ve Türkiye onların yönettiği İsrail’le kriz yaşıyor.

Benjamin Netanyahu’nun son Washington ziyaretini hatırlayalım. Doğu Kudüs ve Batı Şeria’da yeni Yahudi yerleşim birimleri projeleri yüzünden ABD ile gerilim yaşayan Netanyahu, Barack Obama ile iki kez görüştü. Yıllar sonra ilk kez böylesine “sorunlu” bir ziyaret gerçekleşti. Gerilim, kriz yaşandığına dair iddialar hala tartışılıyor.

Bunlarla aynı dönemde, Mossad suikast timlerinin bazı Avrupa ülkelerinin vatandaşlarına ait pasaportları kopyalayıp, onların isimleriyle suikastler yaptıkları ortaya çıktı. Hem de bizzat Başbakan’ın izniyle. Sonradan, İsrail’e giden bir çok insanın pasaportlarının kopyalandığı, adeta pasaport darphanesi kurulduğu, kopyalanan kimliklerle dünyanın her yerinde kirli operasyonlar yapıldığı deşifre oldu. Öyle ki, Tel Aviv Havaalanı’ndan bu ülkeye giren hiç kimse, yarın pasaportlarının nerede kullanılacağından emin olamaz…

Böyle devlete böyle Dışişleri Bakanı. Devlet değil örgüt gibi hareket eden bir ülke, devlet adamı gibi değil, örgüt elemanı gibi hareket eden yöneticiler… Başka ne olabilir ki? “Türkiye yoldan çıktı” diyebilen bir adam Lieberman. Sadece o mu? Başbakan Benjamin Netanyahu, Sarkozy’yi Türkiye’nin önüne sürüyor, Ankara’ya verip veriştiriyordu. Şimdi, bu terbiyesizliği görmeyip, her şeyi İsrail’deki koalisyon ortakları arasındaki ayrışma ile gösterme, böylece Türkiye’nin tepkisini yumuşatma eğilimleri gerçeklerle örtüşmüyor.

Gerçek bambaşka. Türkiye’nin yakın komşuları ile başlattığı süreç, İsrail’i endişelendiriyor. İran, Irak, Suriye, Lübnan gibi ülkelerle Ortadoğu merkezli cazibe alanı oluşturması, yarınlar için ulus üstü ortaklıkların temellerini atması, etki alanını genişletmesi, bölgesel ve küresel bir aktör gibi hareket etmeye başlaması İsrail’in tadını kaçırdı. Daha çok kaçacak.

Tadı kaçtıkça azgınlaştığını, tadı kaçtıkça çirkinleştiğini göreceğiz. Alçak koltuk krizi yaşandığında “bunu size ödetirler” demiştik. Üç kez özür dilediler. Sonuncusunda hazırlanan özür metnine bizzat Başbakan Netanyahu eşlik etti. Özür kabul edildi ama hakaretin bedeli daha tam ödetilmedi. Lieberman’ın saçmalıklarının bedelini de bir gün İsrail’e fatura ederler. Hesap adrese gönderilir. Olmaz demeyin

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: