Amaç ne?

Son günlerde Kürt sorunundan kaynaklanan çeşitli provokasyon eylemleriyle karşılaşıyoruz. Genel eğilime uyup kimin haklı kimin haksız olduğunu sorgulamayacağım. Bu eylemlerin siyasi hedefinin ne olduğunu çözmeye çalışacağım.

Güneydoğu dışında yaşayan Kürtler demokratik açılım olarak adlandırılanların ötesinde ne istiyor olabilir? Zaten talep edilenlerin hepsi kabul edilse bile bu bölgelerdeki insanların yaşamında hiçbir değişiklik olmaz. Daha doğrusu bugün verilenlerin dışında bir talep de yoktur. Öyleyse bu gerginliğin nedeni nedir?

Olayların Kürt kimliği ve kültürü ile ilgisi yoktur. Yurdun çeşitli bölgelerindeki Kürt eylemleri burada yaşayanların beklentilerinin bir sonucu değildir. Aynı şekilde bu bölgelerdeki karşı eylemlerin bölgeyle ilgili bir sonuç yaratması söz konusu değildir.

Çatışan ve karşıt eylemler yapanların bilmedikleri, akıllarından geçemeyen bir sonucun doğmasına neden olacakları gözlenmektedir. Bu sonuç Güneydoğu bölgesiyle ilgilidir ve eylemlerin arkasındaki odak kendi açısından başarılı bir strateji izlemektedir.

Her eylemden sonra Kürt politikacılar Kürt halkından söz etmekte ve bunun Türkiye halkından farklı olduğunu, onların demokratik haklarını savunduklarını söylemektedir. Bu söylemler Kürtlerin ayrı bir halk oldukları düşüncesinin yerleşmesi amacını gütmektedir. Ayrıca bu halkın demokratik taleplerini savunduklarını söyleyerek günümüzün halkın egemenliğinin kutsal olduğu düşüncesine atıfta bulunarak karşıt düşünceleri çelişkiye itmektedir. Sonuç olarak bölge için öngörülen hedeflere ulaşmak için bölge dışında eylemler yapılmakta, araçlar kundaklanmakta, kışkırtıcı eylemler yapılmaktadır. Buna karşı yapılan eylemler, bir Kürt politikacıya yapılan saldırı aynı amaca hizmet etmekte ve etkisini eylemin yapıldığı yerde değil, Güneydoğu’da göstermektedir.

Buradan şu sonucu çıkarabiliriz: İnsanların haklı taleplerini karşılasanız bile siyasi hedef değişmez ve bu hedefe varmak için yeni yollar icat edilir. Demokratik açılımdan sonra etnik kökenli çatışmaların artmasının sebebi nedir? Bu çatışmaları önlemenin tek yolu onun siyasi hedefini imkansız kılmak ve siyasi açıdan misilleme yapmaktır. Yani misilleme eylem düzeyinde değil siyasi olmalıdır.

Bir örnekle ne demek istediğimi açıklayayım: Kürtler için Türkiye dışında daha elverişli bir siyasi çözüm yoktur. Buna rağmen halkları ayrıştırmaya çalışmak Kürt halkını daha kötü bir çözüme sürüklemek ama bir siyasi gücün Türkiye’nin etkinliğini sınırlandırması amacı taşır. Bu güç Kürt siyasetçilere daha büyük avantajlar sağlamayı vaat edebilir. Yani halklarla onu temsil ettiğini söyleyenlerin çıkarları farklılaşır. Olayların sorumlusu olarak bölge halkını görmek yapılacak en büyük yanlıştır.

Otobüse molotof kokteyli atanla Ahmet Türk’e yumruk atan aynı odağın piyonlarıdır ve birbirinden farklı görülmemelidir. Hedef bunların arkasındaki siyasi güç olmalıdır. Kürt siyasetçi kendi konumunu değil halkın çıkarlarını koruduğu sürece muhataptır. Belki de en doğru yol doğrudan halkla diyalog içinde olmaktır.

Son günlerde Kürt sorunundan kaynaklanan çeşitli provokasyon eylemleriyle karşılaşıyoruz. Genel eğilime uyup kimin haklı kimin haksız olduğunu sorgulamayacağım. Bu eylemlerin siyasi hedefinin ne olduğunu çözmeye çalışacağım.

Güneydoğu dışında yaşayan Kürtler demokratik açılım olarak adlandırılanların ötesinde ne istiyor olabilir? Zaten talep edilenlerin hepsi kabul edilse bile bu bölgelerdeki insanların yaşamında hiçbir değişiklik olmaz. Daha doğrusu bugün verilenlerin dışında bir talep de yoktur. Öyleyse bu gerginliğin nedeni nedir?

Olayların Kürt kimliği ve kültürü ile ilgisi yoktur. Yurdun çeşitli bölgelerindeki Kürt eylemleri burada yaşayanların beklentilerinin bir sonucu değildir. Aynı şekilde bu bölgelerdeki karşı eylemlerin bölgeyle ilgili bir sonuç yaratması söz konusu değildir.

Çatışan ve karşıt eylemler yapanların bilmedikleri, akıllarından geçemeyen bir sonucun doğmasına neden olacakları gözlenmektedir. Bu sonuç Güneydoğu bölgesiyle ilgilidir ve eylemlerin arkasındaki odak kendi açısından başarılı bir strateji izlemektedir.

Her eylemden sonra Kürt politikacılar Kürt halkından söz etmekte ve bunun Türkiye halkından farklı olduğunu, onların demokratik haklarını savunduklarını söylemektedir. Bu söylemler Kürtlerin ayrı bir halk oldukları düşüncesinin yerleşmesi amacını gütmektedir. Ayrıca bu halkın demokratik taleplerini savunduklarını söyleyerek günümüzün halkın egemenliğinin kutsal olduğu düşüncesine atıfta bulunarak karşıt düşünceleri çelişkiye itmektedir. Sonuç olarak bölge için öngörülen hedeflere ulaşmak için bölge dışında eylemler yapılmakta, araçlar kundaklanmakta, kışkırtıcı eylemler yapılmaktadır. Buna karşı yapılan eylemler, bir Kürt politikacıya yapılan saldırı aynı amaca hizmet etmekte ve etkisini eylemin yapıldığı yerde değil, Güneydoğu’da göstermektedir.

Buradan şu sonucu çıkarabiliriz: İnsanların haklı taleplerini karşılasanız bile siyasi hedef değişmez ve bu hedefe varmak için yeni yollar icat edilir. Demokratik açılımdan sonra etnik kökenli çatışmaların artmasının sebebi nedir? Bu çatışmaları önlemenin tek yolu onun siyasi hedefini imkansız kılmak ve siyasi açıdan misilleme yapmaktır. Yani misilleme eylem düzeyinde değil siyasi olmalıdır.

Bir örnekle ne demek istediğimi açıklayayım: Kürtler için Türkiye dışında daha elverişli bir siyasi çözüm yoktur. Buna rağmen halkları ayrıştırmaya çalışmak Kürt halkını daha kötü bir çözüme sürüklemek ama bir siyasi gücün Türkiye’nin etkinliğini sınırlandırması amacı taşır. Bu güç Kürt siyasetçilere daha büyük avantajlar sağlamayı vaat edebilir. Yani halklarla onu temsil ettiğini söyleyenlerin çıkarları farklılaşır. Olayların sorumlusu olarak bölge halkını görmek yapılacak en büyük yanlıştır.

Otobüse molotof kokteyli atanla Ahmet Türk’e yumruk atan aynı odağın piyonlarıdır ve birbirinden farklı görülmemelidir. Hedef bunların arkasındaki siyasi güç olmalıdır. Kürt siyasetçi kendi konumunu değil halkın çıkarlarını koruduğu sürece muhataptır. Belki de en doğru yol doğrudan halkla diyalog içinde olmaktır.

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: