“BÜYÜK AİLE” YALANI

Klasik örnektir…                                                                                    

“Biz büyük bir aileyiz”…

Ya da:

“Hepimiz aynı gemideyiz, batarsak hep birlikte batacağız!”…

Düşman kardeşler ailesi…

Gemi de düşman kardeşler gemisi…

Herkes aynı dili konuşuyor…

Her yüz kişiden doksandokuzu aynı dinin mensubu…

Gelin görün ki, neredeyse yurttaş sayısı kadar ayrı fikir var…

Olmasın mı?..

Tabii olsun…

Âşık Veysel’in dediği gibi:

Koyun kurt ile gezerdi,

Fikir başka başka olmasa…

Ama…

Eylemlerimizi menfaatlerimizden çok ortaklarımıza göre…

Ortaklarımızı da umutlarımızdan çok korkularımıza veya öfkelerimize göre seçen dehşetengiz bir aile olmayalım…

Kazım Taşkent şöyle demişti: “ Batılının karnını doyur, haklarına dokunma, o zaman bir kuzu kadar uysal olur. Doğulunun ister hakkını tanıma, ister aç bırak; ama gönlünü almasını bil, o da kuzu kesilir.”

KÜRESEL SERMAYENİN YÜRÜYEN KASALARI
Efendiler, gelin “gerçekçi” olalım…
“Bu Ülke Bizim” tatlı bir mülkiyet cümlesidir sadece…
Günümüz dünyasında hiçbir ülke (ne yazık ki) kimsenin değil…
Tıpkı zenginlerin, “benim param” dedikleri paranın gerçek sahibi olamadıkları gibi…
Lütfen unutmayınız…
Eğer bir işadamının serveti 20 milyon Doları aşarsa, yukarısının ortağı yerli mafyadır…
Eğer bir işadamının serveti 50 milyon doları geçmişse, o zaman da paranın sahibi bankalardır…
Bankalar işadamına sadece harçlık verirler…
Eğer işadamı parasının tamamını o bankadan çekmeye kalkarsa ya bir trafik kazası geçirir veya bir kadının üstünde ölür kalır…
Çünkü bankalardaki paralar da banka patronunun değil, küresel sermayenin parasıdır…

***

Hâsılı, Türkiye’de gördüğünüz şu zenginlerin hiçbiri gerçek birer servet sahibi değildir…
Hepsi, küresel sermayenin birer yürüyen kasasıdır…
Küresel sermaye dilediği anda dilediği işadamını batırır ve elindeki parayı alıp bir başka işadamına transfer eder…

***

Siz sahiden de bankalarına el konulan işadamlarının “hortumcu” olduklarına inananlardan mısınız yoksa?..
Gülerim…
O bankalara el koyan hükümeti ve o hükümeti kurduranları (28 Şubat) hatırlayın…
Ve…
O el koymaların “mıntıka temizliği” olduğuna inanın…
Devleti yönetenler halkın parası konusunda o kadar hassas olsaydılar, “Görev Zararı” adı altında, kamu bankalarından siyasi yandaşlara ulufe olarak verilen 25 milyar doların peşine düşerlerdi…
O paraların hepsi gitti…
Paraları batıran kamu bankaları “tasfiye” edildi ama o paraları batıran tek bir bakan veya bürokrat yargılanmadı…
Zavallı Ali Balkaner, kendi parasını çaldığı için hapiste…
Yani dostlar!…
Onun içindir ki bizim iş adamlarımız küresel sermayenin sözünden dışarı çıkamazlar…

***

Son söz: İstihbarat teşkilâtlarından (MİT – CIA – MOSSAD) ve Dünya Yahudi lobilerinden kabul görmeyen birinin büyük sermaye içinde yer alabilmesi mümkün değildir

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: