Beyaz Türkler

Beyaz Türk Kimdir?

Beyaz Türkler,hiçbir konuda kendi içinden çıktığı halkının sorunlarını kendine dert etmeyen,bazıları kent-soylu,(Eski İstanbullu olanlar ve onların nesli,kimi savaş zengini ve deYeni kurulan Cumhuriyetin kaymağını yiyen Şişli,Osmanbey,Harbiye’de ikamet edenler) Büyük çoğunluğu ise,yoksullukta gelme,sonradan görme,kendini burjuva sınıfına sokma gayreti içinde olan,Varoşlardan (Macar Derebeylerinin Orta çağda görkemli şatolarının dışında kalan halkın yaşadığı derme çatma yapılar.) uzaklarda korunaklı/ korumalı modern lüks şatolarında yaşamını sürdürenlerdir

Beyaz Türkler, yani kripto(siyasi inancını gizleyen kimse) ecnebiler “hayır”cıları, AKP karşıtlarını bir savunma hattı haline getirme gayretindekilerdir. Aslı kara, ama dini yaşantıdan uzak, yarını düşünmeden (bohem), müreffeh ve eğitimli, masonik bağlantıları olan,  hergün yanıbaşımızdan bize aldırmadan geçen  bıyıksızlardır. Beyaz türkler Akp’ye oy vermezler nedeni basittir; kim şarap içmeyen , caz blues dinlemeyen , bıyıklı pis herifler topluluğuna neden oy versin ki!?

 

 

  Beyaz Türklerin Büyük Korkusu

Bir Beyaz Türk’ün en büyük kabusu nedir?

Genelde bu kabus Avrupa veya Kuzey Amerika’ya yapılan seyahatlerde ortaya çıkar. Beyaz Türk’ümüz bavulunu hazırlar, marka jean’lerini ve t-shirt’ünü giyinir, iPod’unu takar, zarif kız arkadaşını yanına alır ve uçağa biner. Uçuş sırasında, Avrupa’lı veya Amerika’lı yolculardan biriyle sohbete başlar. Sohbetin bir yerinde, Batılı, bu şık çiftin Türk olduğunu öğrenir ve şaşkınlıkla sorar, “Hey, sizler ülkenizde fes veya türban takmıyor musunuz, milli kıyafetiniz bu mudur?”

Bu söz, beyaz Türk’ümüz için bir hakarettir. Çok sinirlenir ama kendini biraz yatıştırır ve büyük bir sıkıntıyla Türkiye’nin modern bir ülke olduğunu; Araplar ve kültürleriyle bir ilgileri olmadığını anlatır. “Bizler de sizin gibi Batılı bir ülkeyiz!” der ısrarla “ne zaman anlayacaksınız?!”

Batılı bu tepkiden dolayı şaşkındır. Her kültürün kendi gelenekleri vardır, neden Türklerin de kendi kültürleri olduğunu düşünmek yanlış olsundur ki? Hem o kimseyi kırmak istememiştir, sadece anlamaya gayret etmektedir.

Bu sevimsiz konuşma beyaz Türk’ümüzün kafasında ciddi soru işaretleri oluşmasına sebep olur. Neden kendisine gerçek bir Batılı gibi davranılmamıştır? Elinden geleni yapmıştır halbuki. Kıyafetleri son moda ve kız arkadaşının boyalı sarı saçları en az bir Fininki kadar gerçek görünmektedir !. Ayrıca, 80 yıllık Kemalist devrimler, Türk toplumundan doğuya ait her şeyi silmeye çalışmamış mıdır? O zaman neden bu aptal Batılılar Türkler’in de onlar gibi olduğu gerçeğini bir türlü anlayamamaktadır?

Korku ve nefret

Kafası bu sorularla meşgulken, ve modernliğin tapınaklarında birkaç günlük hac vazifesini tamamladıktan sonra, beyaz Türk’ümüz ülkesine döner. İstanbul Atatürk Havalimanına adım atar atmaz hiç de hoş olmayan manzaralarla karşılaşır. Türkiye’nin caddelerinde, gece kulüpleri yerine camiye gitmeyi tercih eden sakallı adamlar dolaşmakta; kendisine, mesela Britney Spears’ı model almak yerine Hz.Muhammed’in kızlarını rol model olarak seçen başörtülü kadınlar gezinmektedir. “İşte bu cahiller yüzünden biz gerçek Batılı bir ulus olamadık” diye söylenir beyaz Türk’ümüz kız arkadaşına dönerek… “Bu karafatmalardan nefret ediyorum!”

Beyaz Türk’ümüzün Doğulu her şeye- bazen sadece İslam’la ilgili olması da yeterlidir- karşı gösterdiği nefret, bir süre sonra takıntı haline dönüşmeye başlar. ‘Cumhuriyet’ gibi gazeteleri okudukça veya Deniz Baykal gibi politikacıları dinledikçe, Türkiye’nin bu “İslamcıları”nın Cumhuriyetin sağlam temellerine kastetmiş birer ölümcül tehdit olduğuna daha bir inandırır kendisini. Ruhu korku ile ürpermektedir.
Bir de bakar ki komplo teorisi aslında uluslararası bir niteliğe de sahip. Sonra bakar “İslamcılar” iktidarda ve Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne sokabilmek için çalışıyorlar. “Bu işte bir iş var !” diye düşünür, “yoksa bu geri kafalılar neden AB’yi hedeflesin ki! ”. Sonra bakar ki nefret ve korku duyduğu İslamcılar AB ve ABD’yi o kadar da tedirgin etmiyor. Birçok Batılı onun korkularını kaale bile almıyor, hatta dini özgürlük, çoğulculuk, demokrasi gibi saçma şeylerden bahsediyorlar.

İşte bu noktada beyaz Türk’ümüzün jetonu düşer: Türkiye Cumhuriyetine karşı büyük bir komplo kurulduğuna kanaat getirmiştir. Kesin “Batılılarla, Türk “İslamcılar” bu oyunu beraber yürütmektedir. Onlar değil midir ‘Türkiye’de gerçek demokrasi olmalı, askeri rejim gibi, diktatörlük gibi bir rejim olmamalı’ diyen? Onlar değil midir bireysel özgürlükler ve serbest piyasa ekonomisinden bahseden? Hem zaten o uçaktaki aptal Batılı değil miydi Türklerin otantik bir kültürü olması gerektiğini ve bunun İslam geleneğinden parçalar taşımasının da doğal olduğunu söyleyen? Görülüyor ki bütün dünya “Cumhuriyet”e karşı birlik olmuştur!

İşte bu noktada laikçi Türk’ümüz fanatik bir anti-Batı’cı haline dönüşüverir. Atatürk’ün Batıcı bir modernist değil, anti-Batı’cı bir ulusal özgürlükçü olduğuna kanaat getirir. Korku ve öfkeyle dolu, iç ve dış düşmanlara karşı savaşacağına ant içer.

Yüzeysellik Problemi

Bu, Türkiye’nin otoriteryan ve radikal sekülerist elitinin trajik hikayesinin özetidir. Onların probleminin ana kaynağı yüzeyselliktir. İslam/ Osmanlı mirasının zengin kültürel mirasını reddederek batının fikirlerini değil, hayat stilini kopyalarlar. Bir batılı gibi yer, şarap içer, yaşar. Ama Batı felsefesinden, mesela rasyonalizmden hiç bir şey anlamaz, ‘bireysel özgürlükler’ gibi Batılı değerlerin ne olduğuna dair hiçbir fikri yoktur.
Peki bu insanların Türkiye’ye kazandıracağı herhangi bir şey var mıdır? Hiç sanmıyorum. İşte bu sebeple bazı sekülerist Türkler- biraz daha aklı başında olanları- Financial Times’a “Hepimiz CHP’ye oy vereceğiz, ama umarız seçilmezler” diyordu. Çünkü biliyorlar ki, hala 1930’ların korporatist ve devletçi zihniyetinden kurtulamayan CHP seçilirse, Türkiye ekonomisinin batması kaçınılmazdır. Partinin tek çekici özelliği ise militan sekülerizmi ve yabancı düşmanlığına dayanan ulusalcılığı… Bundan etkilenmek için de sıkı bir sekülerist Türk olmak gerekiyor.

Çok şükür ki Türkiye’nin modernleşmesi için bir umut olabilecek “İslamcılarımız” var. Bazıları başlarını örtüyor olabilir, ama şurası kesin ki ufukları, onlardan nefret edenlere göre çok daha açık.

 

Beyaz Türkler tedirgin, endişeli pozları kesiyorlar. Güya onlar için alan daralıyor, kaybediyorlar; Cumhuriyet ellerinden gidiyor, laiklik zemini kayboluyor! Göbeğini kaşıyan, bidon kafalı adamlar ülkeyi ele geçiriyorlar.

Beyaz Türkleri dinlediğinizde zannedersinz ki, birileri bunların boğazını sıkıyor, habire köşeye sıkıştırıp hayat alanı bırakmıyor. Meyhanelerini kapatıyor, bunları zorla çarşafa sokuyor, camilere itiyor.

Önce “Beyaz Türk”ün tanımını yapmak gerek. Ertuğrul Özkök gibiler, “masum bir beyaz Türk” tanımı yapıyorlar. Beyaz Türk tanımını genişleterek kendilerine ciddi bir beyaz yandaş nüfus oluşturmaya çalılışıyorlar. Bunların beyaz Türk tanımında biraz sosyetik, dini hassasiyeti zayıf, seküler yaşayan, refah ve eğitim seviyesi yüksek seçkin bir kitle var. Yani “masum” “laik”, “cici” sosyetecikler!

Beyaz Türk tanımı bu değildir. Birileri sorgulanmalarını engellemek, araştırılmalarına (etnik-dini manada) mani olmak, daha geniş bir savunma hattı oluşturabilmek için Beyaz Türk kapsamını genişletme ve bazı kitleleri tedirgin ederek yanına çekme derdinde.

Peki, gerçekte Beyaz Türk kimdir?

Bu ülkede “Beyaz Türk” denince sistemi ve kurumları, stratejik noktaları ele geçirmiş, yaklaşık yüz yıldır buralara hükmeden, Müslüman Anadolu insanına geçit vermeyen, ezen, “Kripto Ecnebi”leri anlamak gerekir. Beyaz Türklerin aslı ne Türktür, ne Müslüman. Beyaz Türk ecnebi kimliğini devam ettirdiği halde, Ertuğrul, Alpaslan gibi Türk büyüklerinin isimlerini alabilen, kendilerine verilmiş farklı rolleri vazife olarak ifa eden “truva atı”dır; kamufle olmuş işgalcidir. İçinde bulunduğu toplumun rengini alan ve onu içeriden kemiren bukelamundur. Değerlerimizi, aile düzenimizi heder eden güvelerdir; kandan beslenen yarasalar, kenelerdir.

Son yıllarda Beyaz Türklerin bunalım takılması, protest tavırlara girmesi, “ümitsiz”, “küskün”, “kırgın” tripleri yapması baskı altında kalacaklarından, hayat tarzlarına müdahale edildiğinden filan değildir. Onları saran dert bambaşkadır. Onlar, yüz yıldır “yan gel osman yüz dönüm bostan” memleketin kemiregeldikleri zenginliklerinin, imkanlarının eskisi gibi beleş önlerine serilmeyeceği kaygısını yaşamaktadırlar. İnsanımızı “enayi”, “aptal” yerine koyarak sömüremeyeceklerini gördükleri için endişeliler. Sıkıntısı ayrıcalıklarının gidiyor, kara vatandaşların uyanıyor olmasıdır.

Onlar, bu ülkede kimsenin özel hayatlarına, karıştırdıkları haltlara müdahale etmeyeceğini, bin yıldır etmediğini gayet iyi bilirler. Gerçekte hakimiyeti kaybetme, toplumu, devleti kurumları dizayn edip, yönetememe endişesini taşıyorlar. Yoksa, adı Ahmet Mehmet olan bu gayrı Müslim kripto vatandaşlar hala orduda yargıda, medyada bin türlü numara çevirecek kadar güçlüdürler. Kara Türklerin yıllarca sokulmadığı, itilip kakıldığı bu kurumlar hala bunların kontrolündedir. Ama ülke demokratikleştikçe bu kurumların önemi görece olarak azalmaktadır. “Kurumlar üzerinden millete tahakküm” işinde çuvallamaya başlamışlardır. Foyaları dökülmektedir. Ergenekon tarzı kanlı ve karanlık aletleri işlemez hale gelmiştir.

İşte demokrasiden, sandıktan, referandumlardan bundan  dolayı hazzetmemekte ve bu nedenle ahlaksızca milletin iradesini, sandığı, TBMM’yi eleştirmektedirler.

Mahalle baskısı dedikleri şey millet iradesidir; milletin ta kendisidir. Bunlar münafıklığı meslek haline getirmiş kesimlerdir. Çok iyi aktörlük yaparlar. Türk sinemasının ve tiyatrocularının ustaları hep bunlardan çıkmıştır.

Bunlar hem dövüp hem ağlamasını çok iyi bilirler. Milletin herşeyini sessiz, gürültüsüz çalarlar, farkedildiklerinde de “hırsız var!” diye bağırırlar. Farazi, hayali tehditler üreterek kendileri aleyhine muhtemel gelişmelerin önünü almaya çalışırlar.

Mustafa Akyol

 

  Beyaz Türk kimdir?

         Beyaz Türk, “çağdaşlık” arkasına saklanarak yıllarca değerlerimizi “çağdışılıkla” itham eden, milletin genetiğiyle oynayandır.

         Beyaz Türk “yüzünün batıya dönük” olduğunu, “batılı” olduğunu söyler; ama, Batının evrensel değerlerini, insan hakları kriterlerini, demokratik standardını işine gelmediği için dikkate almaz. Hukuk lehlerine işliyorsa, yargı kurdukları düzenekle yürüyorsa hukuka itimat ederler.

         Anayasaya ve yasalara “ayrıcalıklarını korumak için yerleştirilmiş” maddelerin değiştirilmesini “Cumhuriyet elden gidiyor’ diye sunarlar. En önemli sermayeleri sui-istimal ettikleri Atatürkçülüktür.

         Başkalarını biat kültürüne sahip olmakla eleştirirler, İslami literaturü aşağılarlar. Ama kendileri gizli, kripto örgütlerin emrinde hareket ederler. Derin merkezin taksim ettiği rolü tam bir itaatle oynarlar. Talimatlar üzerine yazılar yazarlar. Emirle manşet atarlar, hazırolda brifig alırlar; bunlar biat kültürüne girmez! 

         “Beyaz Türk’ün inançla sorunu yoktur” “bizde Müslümanız!” derler ama bu laflar İslama küfredebilmenin hazırlık cümleleridir.

         Bunların laiklik yorumu “dindara, inançlıya hayat hakkı tanımamak!”, Müslümanı imha etmek!” şeklindedir. Laikliği bir sopa olarak kullanırlar. Laikliğin tanımının yapılmasına veya evrensel laiklik ilkelerine yanaşmazlar. Esnek, tanımsız, heryere çekilebilecek laikliği daha kullanışlı bulurlar; “militan laiklik” diye kitaplar yazarlar.

         Genetik yapısı, cibilliyeti anlaşılmasın, sorgulanmaktan kurtulayım diye içinde yuvalandıkları toplumun asgari adetlerine uyarlar. Cumaya gittikleri, oruç tuttukları olur.

         Bunlar kelime oyunları ile kitleleri manipüle etmesini çok iyi bilirler. Başörtüsüne değil, türbana karşıdırlar!…

         Bunların çocuklarından ne namaz kılan çıkar ne de başını örten, öyle bir şey vuku bulsa o çocuğu afaroz ederler. Müslüman bir ailenin çocuğuna dini telkinini ise “baskı” olarak sunarlar.  

         Beyaz Türkler yıllarca, orduyu ayrıcalıklarının bekçisi olarak görmüşler ve sızdıkları TSK’yı millete karşı kullanmışlardır. Orduda yuvalanmış derin kripto yapıların deşifre ediliyor olması, kendilerini “hamisiz”, “güvencesiz” hissetmelerine neden olmaktadır. Eğer HSYK da değişir, yargıdaki hakimiyetlerini de yitirirlerse hepten “yolunmuş tavuk” psikolojisine gireceklerdir.

Beyaz Türklerin başını çektiği aydınlar cemaat şeffaflaşmalı diyorlar. O cemaat bazı niyetlerini saklıyor olabilir; ama en azından “İslamcı” kimliğini, muhafazakar taraflarını saklamıyor.

Bu ülkede bir cemaat varki, yüz yıldan fazladır devleti ve kurumlarını elinde tutuyor. Asıl kimliği ile 180 derece zıt bir söylem ve görüntü içinde. Ergenekon’un, faili meçhullerin, devlet adamlarına ve aydınlara suikastlerin, derin yapının arkasında bu cemaat var. Sermayeyi, medyayı elinde tutuyor. Derinliğini, gizemini asırlardır profosyonelce koruyor. Mercekler kendisine yönelmesin diye aynayı hep başkalarına tutuyor.

Bu cemaat ne zaman şeffaflaşacak?

Bazı aydınlar, yazarlar, gazeteciler bu cemaati ne zaman sorgulayacak?

Zayıfladığı bir dönemde üç tane Genelkurmay başkanı arka arkaya aynı (kripto) cemaatten çıkıyorsa, bu cemaat tartışılmayı, araştırılmayı hak etmiyor mu?  

 aşağıdaki gibi  uzayıp giden bir beyaz Türk olayı vardır;

1)Beyaz Türkler bir kere toplumun zengin kesimidir, bunu herkes bilir.
2) Beyaz Türklerin dinledikleri müzik gittikleri yerler farklıdır . Caz , blues …vs .
3) Beyaz Türkler var olana ” şükür ” demez , kendinde olmayanı ister.
4) Beyaz Türkler şarap içer , siyah türkler ise  çay, rakı ..vs
5) Beyaz Türkler için kuru soğan yemek aşağılık bir davranıştır.
6) Beyaz Türkler ASLA bıyık bırakmaz.(tabii,bu bütün bıyıksızlar beyaz Türktür anlamına da gelmez )

Enteresan bir konu…insanların dini,ırkı ,görüşü benim için o kadar da önemli olmamasına ,ülke ve insanlığa katkılarına önem vermeme rağmen işin içine -kıyısından bucağından bile olsa- İsrail,Yahudiler girdiği zaman hemen konuyu birkaç defa daha düşünme ihtiyacı hissediyorum…Farkındayım bunun çok  önyargılı ,çok hastalıklı bir düşünce gibi durduğunun …. Ama,ne yazık ki  tarihte içinde yahudilerin olduğu ve insanlığa bir damla -kan ve gözyaşından başka – faydasının olduğu hiçbir olayı ben hatırlıyamıyorum…Maalesef..

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: