Gülen Hikâyesi/ Bölüm-1

Dağlara Kamplar Kuruldu

Biz, zaman kazanıp kamptaki çocukların yardıma gelmesini beklemek için motor üzerine konuşuyoruz. Sonra birlikte zeytin dolu kasaları indiriyoruz. Bu dizinin hazırlanmasına katkısı olan Tayyar Eraslan ‘la birlikte bir kasayı yükleniyoruz.
 
 Kasaların bir kısmını indirdikten sonra, on üç yaşlarında zayıf kara-kuru bir çocuk yaklaşıyor yanımıza.
 
 Çocuğa soruyorum, ”Kamptan mı geldin?” diye. Çocuk başını sallıyor, ”evet” yanıtını veriyor. Aracı birlikte itiyoruz. Araç çalışıyor ve uzaklaşıyoruz. Şimdi çocukla birlikteyiz. Foto muhabiri arkadaşımız görünmeden teleyle çalıların arasından resimlemeye çalışıyor bizi…
 
 ”Adın ne senin?”
 
 Kara gözleri oynuyor. Hiç yabancılık çekmiyor. Bizi kamp yöneticilerinden sanmış olacak ki yanıtadı hemen:
 
 ”Ali Acar…”
 
 ”Nerelisin?”
 
 ”Antalya’nin Serik ilçesinden.”
 
 ”Okula gittin mi hiç?”
 
 ”Gittim… Beşi bitirdim.”
 
 ”Başka okula?”
 
 ”Kuran okudum…”
 
 ”Burada dinleniyorsunuz değil mi?”
 
 Birlikte yürüyoruz küçük Ali Acar’la. Zeytin dolu kasalarin bir kısmı yolun ortasında. Araç tekrar gelip yükleyecek.
 
 Ali’nin elinde bir kitap var. Nurculukla ilgili, Said-i Nursi ‘nin bir kitabı. Kendi savunmasıyla ilgili bir kitap bu…
 
 ”Neler yapıyorsunuz kampta?”
 
 ”Nur kitapları okuyoruz… Ilim öğreniyoruz…”
 
 ”Aferin sana…”
 
 ”İlim öğrenip…”
 
 Sustu. Kara gözleriyle bakındı sağa sola.
 
 ”Sonra” dedim. ”İlim öğrendikten sonra n’apacaksınız?”
 
 Beyaz gömleğinin yakası kirliydi.
 
 ”Kafirleri öldüreceğiz…”
 
 ”Kim bu kafirler?”
 
 ”Namaz kılmayanlar, açık saçık giyinenler. Onlar kafir hep. Hepsi kafir. Camileri kapatacaklar. Müslümanları öldürecekler. Ama biz ilim öğrenince soracağız hepsine…”
 
 ”Demek kampta bunları öğreniyorsunuz?”
 
 ”Evet…”
 
 Tam bu sırada bir başka çocuk göründü. On beş yaşlarında, aydınlık yüzlü bir Çocuktu bu…
 
 ”Selamünaleyküm…”
 
 Karşılık verdik:
 
 ”Aleykümselam.”
 
 Gözüyle kim bunlar gibi işaret etti. Bizim yabancı olmadığımızı belirleyen bir hareket yaptı Ali. Bunun üzerine büyük olanı yanımıza yaklaştı ve sağ elimizi iki eliyle avuçladı.
 
 Tam bu sırada pikap tekrar geriye dönüyordu. Biz kampa yaklaşmıştık. Üc yüz metre kadar aşağıda dere kıyısında çam ağaçlarıyla örtülü bir vadideydi.
 
 Yolun kenarında ”Dikkat izinsiz girilmez” yazılı tabela vardı.
 
 Sarı renkli bir çadır. Yüze yakın, yaşları on iki ve on altı arasında değişen çocuklar. Aralarında sakallı ve delikanlı çağında olanlarla orta yaşlılar ve yaşlılar da görülüyor. Çam ağaçlarını kendimize siper ettik. Üc yüzlük bir teleyle fotograflamaya çalışıyoruz. Bulunduğumuz yerin bütünüyle ormanlık ve çam ağaçlarıyla kaplı, aşağısının ise çınar ağaçlariyla örtülü oluşu, iyi fotograf çekme olanagı vermiyor.
 
 Yerlere oturmuşlar konuşuyorlar aralarında. Ya da biri konuşuyor da digerleri dinliyor…
 
 Tumunun beyaz takkeli olusu dikkatimizi cekiyor Ören’de olduğu gibi. Burasi dinlenme kampı değil. Gözden ırakta, Turkiye’nin çeşitli yerlerinden gelen küçük Çocuklarin egitildigi bir kamp.
 
 Ören’de iki yuz, burada yuz ve Ahmetli’de yuz Çocuk var. Bir kişinin gunluk giderinin yirmi lira olduğunu dusunursek, uc kampın gunluk giderinin sekiz bin lira olduğu gercegi cikar ortaya. Bir ayda ise uc kampın gideri 240 bin liradir. Uc ayda ise 720 bin lira gider olacaktir. Bu giderleri kimlerin karsiladigi biliniyor kuskusuz. Yetkililer gerekli sorusturmayi yapacak mi? Bunları açıklayacak mi? Sanmiyoruz. Ama yine de bekliyoruz.
 
 Şimdi sabah oluyor… Cadirlarda kipirti başladı. Dışarıya cikanlar ellerinde ibriklerle caliliklarin arasında kayboluyorlar.
 
 Sabah kahvaltisi yine Ağaçların arasında. Su anda hiç kimse gorunmuyor. Saatler ilerliyor… Az ileride bir golet var. Orada yuzmeye gidenler olacak mi diye beklemeye basliyoruz…
 
 In cin yok bu daglarda… Hani adami kesseler kimse duymayacak.
 
 Kirk yaşlarında bir adam, yaninda uc Çocukla çınar Ağaçlarınin arasından siyrildi.
 
 Tumunun ayaginda çizgili pijamalar var. Suya giriyorlar hemen. Yasli adam Çocuklarin üzerine su atiyor. Oynuyorlar suyun içinde adam ve Çocuklar…
 
 Tekrar Yigitler’e donmek uzere yola cikiyoruz. Tam yol kavsagina geldigimizde bir genc battaniyesiyle ve valiziyle duruyor. Belli kampa gidecek. Biz aracimizi durduruyoruz.
 
 ”Kampa mi gideceksin?”
 
 Bu sorumuzu yanıtiyor ”evet” diye. Belki kamptan geldigimizi dusunuyor. Aractan inip yanına yaklaşıyoruz…
 
 ”Az önce bir araba gitti, kacirmissin…”
 
 Kacirdim gibisine basini salliyor. Zayif ve celimsiz biri. Elinde kapli bir kitap var. Kitabı bacaklarinin arasina saklıyor.
 
 ”Nerelisin?”
 
 ”Aydinliyim…”
 
 Genc, Yuksek Islam Enstitusu’nde okudugunu söylüyor. Kamp hakkinda bilgi veriyor. Kampın uc aylik olduğunu, on beser gun sürecegini söylüyor.
 
 Bizim bildigimiz kadariyla kamplar dinlenmek için yaz tatillerinde deniz kiyilarina kurulur… Eğitim yapilacaksa gizli değil, herkese açık bir şekilde yapılır. Atatürk devrimleri ogretilir Çocuklara. Dogadan soz edilir, spor yaptirilir.
 
 Tekbir sesleriyle cinliyor ortalik. Evet, tekbir sesleriyle cinliyor dereboylari. Küçük, yoksul köylü Çocuklari Atatürk devrimlerine karsi, cagdisi bir eğitimle yozlastiriliyor…
 
 Yüzünde derince bicak yarasinin izi vardı. Söyle tepeden tirnaga uzun boylu suzdukten sonra gozlerini elimizdeki fotograf makinesine takti…
 
 ”Resim cekmek yasak…”
 
 Sinirlenmisti. Kampa girmemizi saglayacak olan mektubu uzattik. Zarfi acti, mektubu okudu.
 
 ”Siz burada bekleyin…”
 
 Emir emirdi. Hizli adimlarla yürüdü. Biz beklemeye başladık.
 
 ”En fazla on dakika kalacaksiniz…”
 
 Bes dakika sonra karsimiza dikildiginde sinirleri yatismamisti. Artik kamptan içeriye girmistik.
 
 Sagda solda takkeli Çocuklar vardı. Cogu bizim geldigimizi görünce takkelerini cikarmislardi.
 
 Şimdi bes kişiydik. Neden sonra resim cekmek için izin cikmisti. Ancak yüzünde bicak yarasi izi bulunan sinirli delikanlı karsi cikiyordu fotograf cektirmeye. Gerekcesi ise söyleydi:
 
 ”Siz insanlari putlastirmak istiyorsunuz…”
 
 Evet aynen bunları söylüyordu. Digerleri cekiniyorlardi kendisinden. Izmir Yuksek Islam Enstitusu öğrencisi olduğunu sonradan öğrendigimiz sinirli delikanlı, ayni zamanda kampın mudurlugunu yapıyor, ara sira elini beline atarak tabanca tasidigini göstermek istiyordu.
 
 Ucuncu Bölüm
 24.06.99
 
 ‘Islam mucahitleri yetişecek’
 Her taraf yemyeşildi. Aşağılarda Akcay, deniz, kum ve gunesle butunlesiyordu. Saskinligimiz gecmemisti… Daglara kamplar kurulmuştu 1975 Turkiyesi’nde. Gozlerden ırak, içeriye girmemizin izine bağlı olduğu kamplar. Çocuklar gelmislerdi, yoksul köylü Çocuklari. Yaslari on iki ve on bes arasında olan Çocuklar, bizim Çocuklarimiz.
 
 Beyinleri yikaniyor ve cagdisi bir eğitimle yozlastirilmak isteniyorlardi. Insanlari kotulukten kurtaracaklarmis
 sozumona. Said-i Nursi adli bir sapigin kitaplarıyla bu kamplarda Nur eğitiminden başka bir sey yapilmiyordu.
 Suudi Arabistan’da irtica kampları kuruluyor. Turkiye’de buna benzer kamplar kurulmaya baslanmisti…
 
 Resim cektirmenin putlastirma olduğunu söyleyen delikanlı, Atatürk devrimlerini, uygarligi ve her seyi kenara itmis, Said-i Nursi’nin kitabıyla doğrulugu arar olmuştu… Ama o küçük yavrularin ne gunahi vardı? Beyaz takkeli, bizleri görünce cil yavrusu gibi dagilan, tekbir getiren ve ilahiler söyleyen Çocuklar geciyor gozlerimizin onunden…
 
 Adi Vehbi Yildiz ‘di. Kendi deyisiyle Kazdagi eteklerinde kurulan bu kampta küçük yastaki Çocuklar egitiliyordu. Eğitimin adi yoktu. Ama Vehbi Yildiz’in elinde Said-i Nursi’nin ”Nur’un Ilk Kapisi” adli yapiti vardı. Kampların duzenleyicisi nurcu vaiz Fethullah Gülen’di…
 
 Birkac kare resim cektirme izninden sonra konuşmaya başladık. Sozu gecer kişiden aldigimiz mektupta ”Cumhuriyet muhabiri” değil, bir başka gazetenin muhabiri olduğumuz yazilmisti. Kamplarıyla ilgili ovgu dolu bir roportaj yapacagimiz yazilmisti mektupta.
 
 Sorduk adını söylemeyen biyikli olanina ”Neler yapiliyor kampta” diye. Bir süre dusundu, sonra anlatmaya başladı:
 
 ”Ahlak dersi veriyoruz. Insanlarin kotuluklerden kurtulmasini istiyoruz.”
 
 ”Nasıl olacak bu kurtulus?”
 
 ”Kampların sayisini cogaltarak. Kazdagi’nda uc kampımiz var. Gelecek yil sayilarini bese ona cikarmak istiyoruz…”
 
 ”Kampların sayisi cogaldikca insanlar kotulukten kurtulacak diyorsunuz?”
 
 ”Evet oyle… Buradaki kamplarda Islam mucahitleri yetişecek…”
 
 ”Bir siyasal partiyle iliskiniz var mi?”
 
 ”Hiçbir siyasal partiyle iliskimiz yok. Ama dusuncelerimiz var. Her sey Islam için olacak…”
 
 ”Kac ay suruyor kamp?”
 
 ”On beser gunluk devreler halinde… Uc ay sürelidir kampımiz…”
 
 ”Kampları toplumdan uzak yerlerde secmenizin nedeni?”
 
 ”Kamplar insanlarin arasında kurulmaz…”
 
 Konuştukca Vehbi Yildiz’in tedirginligi artiyordu. Bir kez kuskulanmisti bizden. Aklından ”acaba” sozcugunun gectigi her hareketiyle belli oluyordu.
 
 Bu arada tedirginlik duymayan biyikli genc, karsi cadiri isaret edip ”Orasi yemekhane” dedi.
 
 Ayaga kalktik, yemek cadirina doğru yürümeye başladık. Çınar Ağaçlarınin arkasinda küçük Çocuklar korkuyla bizleri izliyorlardi. Saklaniyorlardi daha açıkcasi bizden. Cadirdan içeriye girdik. Tahtanin üzerine nobet cizelgesi yazilmisti. Yeşil renkte plastik tabaklar, bardaklar ve surahiler vardı. Her seyin rengi yeşil olarak secilmisti nedense.
 
 ”Nobet tutmak gerekli mi?”
 
 ”Elbet gerekli… Kim giriyor kim cikiyor bilmek için…”
 
 ”Herkes girmiyor mu kampa?”
 
 ”Girmiyor. Bu mektubu getirmeseydiniz siz de giremezdiniz.”
 
 ”Sizce ne sakincasi olur girerlerse?”
 
 ”Çeşitli sakincalari vardır. Bizden olmayan giremez.”
 
 Böyle surup gitti konuşmamiz. Cadirdan cikarken bir kitap paketi gördük. Daha yeni gelmis olacak ki acilmamisti. Az sonra kamptan ayrildik ve Kazdagi eteklerinden Kizilkeceli Koyu’ne doğru inmeye başladık… Her taraf yemyeşildi. Aşağılarda Akcay, deniz, kum ve gunesle butunlesiyordu. Saskinligimiz gecmemisti… Daglara kamplar kurulmuştu 1975 Turkiyesi’nde. Gozlerden ırak, içeriye girmemizin izine bağlı olduğu kamplar. Çocuklar gelmislerdi, yoksul köylü Çocuklari. Yaslari on iki ve on bes arasında olan Çocuklar, bizim Çocuklarimiz. Beyinleri yikaniyor ve cagdisi bir eğitimle yozlastirilmak isteniyorlardi.
 
 Insanlari kotulukten kurtaracaklarmis sozumona. Said-i Nursi adli bir sapigin kitaplarıyla bu kamplarda Nur eğitiminden başka bir sey yapilmiyordu.
 
 Suudi Arabistan’da irtica kampları kuruluyor. Şimdi Turkiye’de buna benzer kamplar kurulmaya baslanmisti…
 Acaba yapilmak istenen neydi?
 
 Resim cektirmenin putlastirma olduğunu söyleyen delikanlı, Atatürk devrimlerini, uygarligi ve her seyi kenara itmis, Said-i Nursi’nin kitabıyla doğrulugu arar olmuştu… Ama o küçük yavrularin ne gunahi vardı? Beyaz takkeli, bizleri görünce cil yavrusu gibi dagilan, tekbir getiren ve ilahiler söyleyen Çocuklar geciyor gozlerimizin onunden… Evet kamplar kuruldu daglara. Bu kamplarda nur eğitimleri yapiliyor. Biz ilgilileri uyarıyoruz.
 
 (8 Temmuz 1975, Cumhuriyet)
 
 Kamplara baskin yapildi
 Daglara kamplar kurulmuştu ve bu kamplarda Nur eğitimi yapiliyordu. Evlerinde uc kitap bulundu diye gozaltina alinan ilerici ve devrimci aydinlari animsadim. Gordugum tuyler urpertici tablodan siyrilamamistim ki gazetenin telefonu caldi. Edremit’ten arıyorlardi beni.
 
 Telefonda arayan dost söyle sesleniyordu:
 
 ”Kazdagi kampı basildi ve cok sayida Nur kitapları bulundu…”
 
 Günlerden 8 Temmuz 1975 Sali. Gazetem Cumhuriyet’te yayimlanan ”Daglara Kamplar Kuruldu” dizi yazimin
 sonuncusu olan Kazdagi kamplarıni anlattigim gun. Birdenbire rahatladim. Cunku dizi yazimla birlikte sagci basin karsi bir yayina girişmisti. Cogu gazeteci arkadaşlarim ise böyle bir olayin olamayacagi savindaydilar.
 
 Edremit’e gitmeye hazırlanirken Devlet Güvenlik Mahkemesi Savciligi din kamplarınin kurulu bulundugu yerlerdeki savciliklara bir yazi gondererek baskinlar yapilmasini istiyordu.
 
 Ayni gun Edremit ve Kemalpaşa yoresinde izlenimlerimi söyle aktardim gazeteme:
 
 ”Daglarda kurulan ve ‘din eğitimi’ yapilan Kazdagi’ndaki kampa baskin duzenleyen Edremit Savciligi, Said-i Nursi’ye ait uc sandik dolusu kitap, iki teyp ve bir sandik teyp bandi ele gecirmistir. Kampta Nur eğitimi yaptirdigi ileri surulen 13 kişi ile yaslari 12-15 arasında değişen 50 kadar Çocuk da bulunmuştur.
 
 Kazdagi’ndaki din kamplarına yapilan baskin Izmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Edremit Savciligi’na yaptigi basvuru üzerine gerceklestirilmistir. Devlet Güvenlik Mahkemesi ayrica özellikle Ege yoresindeki din kamplarınin kurulu bulundugu yerlerdeki savciliklara da baskin duzenlenmesi için talimat vermiştir.
 
 Edremit Savciligi Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin basvurusu üzerine Kazdagi eteklerindeki din kampına jandarmalarla bir baskin duzenlemistir.”
 
 Baskin sirasinda kampta bulunan ve Nurculuk eğitimi yaptirdiklari ileri surulen Ege Universitesi Kimya Bölümu
 asistanlarindan Muzaffer Ayvaz, Edremit’in zengin isadamlarindan zeytinyagi tuccari Haci Arif Cagan, Avcilar
 koyu esrafindan Haci Mehmet Ambarli ve adlari açıklanmayan 10 kişi yakalandiktan sonra gozaltina
 alinmislardir.
 
 Jandarmanin yaptigi baskin sirasinda yaslari 12-15 arasında değişen 50 Çocuk da ele gecirilmistir. Savcilik bu Çocuklarin kamplarda nasıl eğitim gördüklerini, kendilerine neler ogretildigi konularinda ifadelerine basvurmuştur.
 
 Kazdagi’ndaki kamptan Edremit’e getirilen ve gozaltina alinan Nurculuk saniklari ile ilgili olarak yetkililer açıklama yapmaktan kacinmaktadirlar.
 
 Edremit Kaymakami Cahit Ertan bolgesinde meydana gelen olaylardan önce haberi olmadigini söylemis, daha sonra da bu konuda bir açıklama yapilacagini bildirmistir. Ilgililer sorusturmanin surdugunu belirtmektedirler.
 
 Ote yandan, olayin duyulmasi üzerine Belediye Başkanı Osman Arikan, AP ilçe Başkanı ve halktan bazi kişiler
 Adliye’ye gelerek gozaltina alinanlarin durumu hakkinda bilgi almak istemislerdir.
 
 Bu arada, Turgutlu Cumhuriyet Savciligi da Yigitler ve Ören kampıni yonettigi ileri surulen tugla fabrikatoru Osman Aykut’un evine ve fabrikasina duzenledigi baskin sonunda Said-i Nursi’ye ait 45 kitap ele gecirilmistir.
 
 Kemalpaşa Savciligi da kampın yöneticilerinden olduğu belirtilen Fethullah Gülen ve Ali Ihsan Ozen’i aramaya
 başlamıştir.
 
 Bu arada Devlet Güvenlik Mahkemesi istenilen bilgileri Savci Edip Ozyoruk’e verdi. Ozyoruk, saniklar hakkinda Turk Ceza Kanunu’nun 163. maddesince dava acilacagini söyledi. Bu açıklamasi gazetelerde cikinca sagci basin başladı tekrar yaygaraya. Kazdagi kampı basildiktan sonra Ören kampı aninda dagitilmistir. Acaba neden baskin yapilmadan dagitilmistir?
 
 Evet şimdi bunun nedenini açıklayalim:
 
 Milli Eğitim Bakani AP’li Ali Naili Erdem’in ilçesi, Ören bucağına on kilometre otede bulunan Kemalpaşa’dir.
 
 Ören yemyeşil sirin bir bucaktir. Izmir – Ankara eski asfaltinin girişinde yuce cam ağaçlari altında insanlar gorunsunuz gunes devrildikten sonra. Gunun diger saatlerinde iskemleler bombostur.
 
 Amac: Seriat Devleti…
 
 Icisleri Bakani Haldun Mentesoglu’nun secim çevresi olan Karabogurtlen, Koycegiz ve Fethiye, Nurcular ile Süleymancılarin rahatlikla yayildiklari bir bolge. Isparta, Elmali, Konya, Akseki’den gelerek gezgin esnaf kimligi ile bu yoreye yayilan Nurcular ve Süleymancılar iki ayri seriatci grup, ama hedefleri ayni. Her ikişinin de birlestikleri nokta: ”Seriat devleti.”
 
 Mugla yoresinde Süleymancılar isi iyice azitmislar. Kendilerine karsi cikanlara dayak atiyorlar, hatta ates
 ediyorlar. Ancak kendileri yapmiyor bu isi. Kiralik katillere bol para vererek, ulasmak istedikleri hedefi
 engellemek isteyenleri susturmak istiyorlar… Atatürkcu Gulcami Imami Osman Orhun, savas acmis
 Süleymancılara karsi… Yillardir suruyor bu savas….
 
 Cunku Ören’in insanlari yasamlarini toprakta surdururler.
 
 Ova verimlidir. Tutun, pamuk, bugday, sebze ve meyve tarimi birlikte yurutulur. Tutucu bir bucak değildir ama kimi etkenler nedeniyle yerel secimleri AP kazanmistir. AP’li Belediye Başkanı İbrahim Akçora Nur kampınin kuruldugu alani kendisi duzenlemistir. Kampı yoneten Fethullah Gülen ve Turgutlulu tugla fabrikatoru Haci Osman Aykut’la yakin iliskişi vardır Akçora’nin. Tugla fabrikatoru Haci Osman Aykut isci haklarina karsi cikan, Cimse-Is’in Turgutlu’da kiremit fabrikalarinda surdurdugu eylemi kiran, kiralik lumpenleri iscilerin üzerine saldirtan kişidir. Evet, iscilere bir kurusu bile cok gÖren Haci Aykut ”Ören Nur kampı” için gunde iki bin
 lirayi elden cikaracak kadar eli açık kişi(!). Kampların doksan gun süreli olduğunu dusunursek 180 bin lira harciyor Haci Aykut, Turkiye Cumhuriyeti’nin temeline dinamit koymak, ozledigi cagdisi medrese eğitimini gerceklestirmek ve seriat duzenini kurmak için.
 
 Yil 1975… 1930 Seyh Esat olayindan bu yana tam 45 yil gecmis… Biz bu satirlari yazdigimizda Haci Aykut’un evine polis baskini yapılmış, kendisi Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne getirilmis ifade veriyordu. Cunku evinde Said-i Nursi ‘ye ait elliyi askin yasak kitap ele gecirilmisti. Ören’i dolastik dun. Kamp dagilmisti. Köylüler, kamp yöneticilerinin cadirlari bir kamyona yukleyip kactiklarini söylediler bize. Hiçbir iz bırakmadan dagitilmisti Ören Nur kampı. Herhalde iyi saatte olsunlar gelmislerdi ve cadirlari yukleyip gitmislerdi. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin 6 Temmuz 1975 gunu aldigi arama karari diger kamp kurulu bolgelerde savcilarca uygulanirken, Kemalpaşa Cumhuriyet Savciligi arama islemini bir gun sonraya bırakiyordu nedense. Iste o iyi saatte olsunlar bu bir gunluk süreden yararlanmasini biliyorlardi. Ilerici ve devrimci ogretmenlerin kiyimcibasisi Milli Eğitim Bakani Ali Naili Erdem ‘in ilçesi Izmir Kemalpaşa’nin on kilometre otesinde cagdisi bir eğitim yapiliyor, Turkiye Cumhuriyeti’nin temeline dinamit konulmak için orada planlar hazırlaniyordu.
 
 Turkiye Cumhuriyeti’nin kiyimcibasi Milli Eğitim Bakani, yurtsever ogretmenlerle ugrastigindan oturu bu gercegi bildigi ve gordugu halde Nurculara goz yumuyordu.
 
 Evet, Ören Nur kampı basilmiyordu iste bu nedenle. Ama yirmi kilometre otede Yigitler kampı basiliyor, Said-i Nursi’ye ait yuzlerce yasak kitap ele geciriliyordu. Bu arada on kişi Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne getiriliyor, bunlardan salt bir kişi tutuklaniyordu. Bir gun sonra ise kampların tekrar acildigi haberi geliyordu bize.
 
 TRT Izmir Haber Merkezi Nur kamplarına yapilan baskinlari, ele gecirilen yasak kitapları ve saniklarin DGM’ye verildiklerini geciyor. Ama nedense Ankara bu haberi bultene koymuyordu. Isin ilgincligi MSP’li Adalet ve Icisleri Bakani’nin emriyle yeniden acilan kamplarda cagdisi eğitime, korpe ve yoksul koy Çocuklarinin kafalarina Atatürk ilkelerine karsi eylem girişimi yeniden islenmeye baslaniyordu… (12 Agustos 1975 ”Cumhuriyet”)
 
 Yil 1970, ocak ayinin ortaları…
 Genc adam, uzuntuluydu. Kesik kesik konuşmaya başladı:
 
 ”Ne kadar ilginc değil mi, Basbakan Suleyman Demirel ‘in Islamkoyu’ne cok yakin uzaklıkta bulunan Kuleonu Koyu’ne yapilan jandarma baskini sonunda ikinci gizli Nurculuk okulu ortaya cikiyor ve 15 kişi tutuklaniyordu…”
 
 ”Ilginc” dedim gencin bu konuşmasi karsisinda…
 
 O sustu…
 
 ”Ama bu konu uzerinde durmaya gelmedik aslinda. Nurcular ve Süleymancılar, yorede birkac kişiye saldirida
 bulunmuslar…”
 
 Bu kez yanit verdi: ”Fethiye uygar bir ilçedir. Benim Çocuklugumda cenazeler bando ile kalkardi. Ama cirkin
 politikacilar sirf oy kaygisiyla güzelim ilçemizi rezil ettiler. Biz devrimciler, asla izin vermeyecegiz bundan böyle… 1968 tutun piyasasi buna ornektir. Gerekirse ayni şekilde davraniriz Nurculara, Süleymancılara.”
 
 ”Kisaca anlatir misiniz bu olayi…”
 
 ”Bilinen bir sey bu. 1968 yılında tutun ureticisi köylüler ile birleserek cember sakallı Nurculari zorla berberlere soktuk ve tiras ettirdik. Kimisi korkudan denize atti kendini. Sonra Adapazari’na ve Istanbul’a goc ettiler.”
 
 Nurcular ve Süleymancılar
 
 Icisleri Bakani Haldun Mentesoglu’ nun secim çevresi olan Karabogurtlen, Koycegiz ve Fethiye, Nurcular ile
 Süleymancılarin rahatlikla yayildiklari bir bolge. Isparta, Elmali, Konya, Akseki’den gelerek gezgin esnaf kimligi ile bu yoreye yayilan Nurcular ve Süleymancılar iki ayri seriatci grup, ama hedefleri ayni. Her ikişinin de birlestikleri nokta: ”Seriat devleti.”
 
 Nurcular ve Süleymancılar salt bu yorede yayilmiyorlar. Denizli, Manisa, Usak, Balıkesir, Antalya ve Canakkale’de sayilari her gecen gun artiyor. Ancak yeni yerlestikleri Mugla çevresinde ayri bir özellikleri var. Kendilerine karsi cikanlara tuzak kuruyorlar, kursun yagmuruna tutuyorlar… Fakat Atatürk devrimlerinin savunucusu din adamlari, ogretmenler ve köylüler yilmiyorlar bundan. Nereden yakalarlarsa bırakmiyorlar peslerini. Iste bundan oturu ilçede sayilari daha az.
 
 Katillere adam vurduruyorlar
 
 Mugla yoresinde Süleymancılar isi iyice azitmislar. Kendilerine karsi cikanlara dayak atiyorlar, hatta ates ediyorlar. Ancak kendileri yapmiyor bu isi. Kiralik katillere bol para vererek, ulasmak istedikleri hedefi engellemek isteyenleri susturmak istiyorlar…
 
 Fethiye’nin Gulcami Imami Osman Orhun , Süleymancılarin hismina ugrayanlardan biri. Atatürkcu genc imam, savas acmis Süleymancılara karsi… Yillardir suruyor bu savas…
 
 Imam Osman Orhun’a 20 Eylul 1970 gunu haber salmis Süleymancılar… ”Gavur hoca ayagini denk alsin, yoksa defterini durdurecegiz” gibi laflar etmisler. Gulup gecmis genc imam bu sözlere. Hatta, ”Gelecekleri varsa görecekleri de vardır” diye cevap vermis. ”Bunların koku kazinana kadar sürecek bu kavga… Atatürk devrimlerine uzanan sapik eller kirilacaktir.”
 
 ”Nasıl oldu sizi oldurmek istemeleri?”
 
 ”Daha önceden haber saldilar. Ama umursamadim ben. 28 Eylul 1970 gunu saat 20.30’da camiden cikmis evime gidiyordum. Cevrede kimseler yoktu. Silah sesleri ile birlikte kendimi attim yere. Kursunlar yanimdan geciyordu, olduğum yerde kaldim. Bir süre sonra kalktim. Kiralik katil beni oldu zannederek patronlarina haber vermeye gitmisti.”
 
 ”Pusu kurdular oyleyse?”
 
 ”Evet, pusu kurdular. Yolumu gozlediler. Camiden cikişimi izlediler.”
 
 ”Sonra polise basvurdunuz.”
 
 ”Beni oldurmek isteyen genci tespit ettim sonra. Gecen yil oldurulen bir eskiyanin kardesi idi. Kandirmislar kendisini herhalde.”
 
 ”Kabul etti mi sizin tespit ettiginiz genc, oldurmek istedigini?”
 
 ”Etmedi tabii.”
 
 ”Nasıl çalışıyorlar yorede Süleymancılar?”
 
 ”Orumcek agi gibi sarıyorlar her yeri. Izinli izinsiz tum Kuran kurslarini ellerine gecirmislerdir bugun Turkiye’de. Ileride büyük tehlike olacaklardir.”
 
 ”Mugla yoresi nasıl?”
 
 ”Fethiye’nin tum köylerindeki Kuran kurslari onlarin elinde. Fethiye merkezindeki dahil. Sapik fikirlerini korpe kafalara sokmak istiyorlar. Bunun yani sira saf vatandaslari avliyorlar.”
 
 ”Sonra karsi cikanlari yok etmek istiyorlar.”
 
 ”Elbet… Iste ben; arkadaşim Ramazan Ozdemir buna ornektir. Ramazan’i dovduler.”
 
 ”Bir konuyu öğrenmek istiyorum. Maddi olanaklari nasıl Süleymancılarin?”
 
 ”Kurban Bayrami’nda deri topluyorlar. Topladiklari derileri satip kiralik katil tutuyorlar.”
 
 Ogretmenlere baski…
 Bugun cogu koyde doğru durust ilkokul yokken Kuran kurslari mevcuttur. Din maskesi altında Atatürk
 devrimlerinin dusmanligini rahatlikla yapmaktadirlar. Köylülerin dini duygularini somuren sapik fikirli kişiler,
 birtakim politikacilardan da yardım gormektedirler. Ornegin pek cok Nurcu ve Suleymanci bugun politikanin
 içindedir. Oy kaygisiyla her sey mubah sayilmaktadir.
 
 Nurcular ve Süleymancılarin köylerdeki en büyük engelleri, ogretmenler. Bugun cogu koyde doğru durust ilkokul yokken Kuran kurslari mevcuttur. Din maskesi altında Atatürk devrimlerinin dusmanligini rahatlikla yapmaktadirlar. Köylülerin dini duygularini somuren sapik fikirli kişiler, birtakim politikacilardan da yardım gormektedirler. Ornegin pek cok Nurcu ve Suleymanci bugun politikanin içindedir. Oy kaygisiyla her sey mubah sayilmaktadir. Nurcularin ve Süleymancılarin ellerindeki silah ise ”din dusmani” sozcugudur. Mugla yoresinde kendileriyle gorustugumuz pek cok ogretmen, hayatlarinin tehlikede olduğunu söyledi.
 
 Adını açıklayamayacagimiz bir ogretmen ise su ilginc olayi anlatti: ”Bir gun ilkokul 2. sinifta okuyan bir öğrencim, bana Said-i Nursi’ yi taniyip tanimadigimi sordu. Ben de kendisine sana kim ogretti bu soruyu dedim? Cunku 8 yaşındaki bir cocugun böyle bir soru sormasinin altında bazi gercekler vardı. Sorusturdum ve öğrendim. Öğrencim yazin Nur okuluna devam edermis.”
 
 Bir başka ogretmenin anisi da söyle: ”Köyün genclerinden birisi bana, Hoca Eefendi biz bir gun sehre inecegiz. Inisimiz cuma gunu olacak ve her yeri altust edecegiz, dedi. Biraz sikistirdim genci. Meger Süleymancılar kandirmis. Süleymancılarin tek amaci bir gun topluca eyleme gecmek.”
 
 Mudur vuruluyor
 8 Ocak 1971 Cuma…
 
 Koycegiz Lisesi Muduru Nevzat Avci , ogretmen esiyle birlikte çıktı evinden, okula geldi ve ogretmenler odasina girdi. Ogretmen arkadaşlariyla birlikte her zaman olduğu gibi bir süre konuştu, isteklerini saptadi ve odasina girdi. Gazeteleri gözden gecirdi, cayini icti…
 
 1/C sinifinda cografya dersi vardı. Zille birlikte odasindan çıktı, koridorda yürümeye başladı. Gurultu yapan siniflari kontrol etti… Bir anda gozu bahcede tek basina dolasan bir öğrenciye takildi…
 
 Tanimisti bu öğrenciyi. Bu yil gelmisti. Lise birinci sinifta iki yıllık öğrenciydi. Kendi halinde kimseyle konuşmayan bir Çocuktu. Gecen yil Mugla Lisesi’nde okumus, sinifta kalmisti.
 
 ”Celal gelsene buraya…” diye bagirdi Mudur Nevzat Avci. Celal hiç umursamadi, duymazliktan geldi. Mudur bu kez belki duymamistir dusuncesiyle bir kez daha cagirdi… Öğrenci cevap verdi bunun üzerine:
 
 ”Ne var be…”
 
 ”Gel bakayim, buraya…”
 
 Lise birinci sinif öğrencisi Celal Irfan agir adimlarla mudure doğru yaklaştı, sonra giriş kapisindan koridora çıktı…
 
 ”Neyin var oglum senin?”
 
 ”Sana ne.”
 
 ”Neden dersine girmedin?”
 
 ”Girmezsem ne olacak?”
 
 ”Zayif dersin mi var?”
 
 ”Sana ne.”
 
 Olayin bundan sonra gelisimini Mudur Nevzat Avci’dan dinleyelim:
 
 ”Celal Irfan’a hiç cevap vermedim. Belki cani bir seye sikilmis diye dusundum. Fakat gucume gitmisti, bana böyle davranmasi. 14 yıllık meslek hayatimda ilk kez böyle bir olayla karsilasiyordum…”
 
 ”Sizinle konuşurken dışarıdaki gibi sakin miydi?”
 
 ”Gayet sakindi, sadece gozleri donuktu, ama suphelenmistim…”
 
 ”Sonra?”
 
 ”Odama gittim. Masama oturup dusunmeye başladım. Acaba ailevi durumu bozuk bir öğrenci mi diye. Sonra not defterimi cikarip karistirmaya başladım. Bir anda kapi acildi ve Celal Irfan iceri girdi. Elinde tabanca vardı. Sadece silah sesini duydum. O elinde silah, gozlerimin içine bakiyordu. Kendimi siktim ama ayaklarim kesilmis, vucudumu sicaklık kaplamisti. Kendimi koltuga bıraktim. Gozlerimle ‘Yapma Celal’ diyordum. Gozlerimi actigim zaman Mugla Devlet Hastanesi’ndeydim. Kursun boynuma isabet etmis, omuz kemigimi parcalamisti…”
 
 Celal Irfan, muduru oldurdugunu sanarak tekrar koridora cikmisti. Bu sırada ogretmen Nurtan Atilmis olaydan habersiz olarak mudurun odasina girmis. Mudur koltugunda oturdugu için hiçbir seyi fark edememis, sonra dışarı cikmis. Bahcede Celal Irfan’i görmüş.
 
 Ogretmen Nurtan Atilmis’i dinleyelim şimdi de:
 
 ”Elinde silah vardı Celal’in. Tetige dokundu. Fakat ates almadi. Bir daha cekti tetigi, yine ates almadi. Ben bu zaman içinde cesmenin arkasina attim kendimi. Bir ogretmen arkadaş tabancanin ateslemedigini görünce üzerine atiliyor Celal’in. Böylece yakaliyor öğrenciyi.”
 
 ”Nasıl taniyordunuz Celal’i?”
 
 ”Uslu öğrencilerden biriydi Celal, kendi halindeydi. Okulda dort sakin öğrenci gösterin deseniz, birisi Celal’dir derim…”
 
 ”Celal Irfan’in Nurcu olduğu söyleniyor. Sizin bilginiz var mi bundan? Ornegin din dersi ogretmeni Necati Sunguroglu’ na Said-i Nursi’ye ait bazi seyler sormus…”
 
 Diger ogretmenler Omer Bilici ve Izzet Akgul de katildilar konuşmamiza. Hepsi Celal’in birkac gun önce din dersi ogretmenine Said-i Nursi’nin kitapları konuşunda soru sordugunu, Necati Sunguroglu’nun da ”Bırak su sapik adami” dedigini doğruladi.
 
 Olay, Koycegiz’de nefretle karsilanmis, Koycegizliler bu konuda su bilgiyi verdiler bize:
 
 ”Celal Irfan’in ailesi Nurcudur. Celal olay gecesi sabaha kadar Said-i Nursi’nin kitaplarıni okumus ve sabahleyin namaz kilip okula gitmis… Kendisinin sapik fikirlere kapildigini biliyorduk…”
 
 Celal Irfan’in sinif arkadaşlari da Celal’in Nurcular tarafindan kandirildigini söylediler. Ayni siniftan bir öğrenci ise ”Celal bazi günler kendi kendine konuşurdu. Bir defa bana Nurcu olduğunu uzun uzun anlatti” dedi…
 
 Olaydan sonra tevkif edilen 17 yaşındaki Celal Irfan su anda Mugla Devlet Hastanesi’nde. Koycegiz Cezaevi’nde intihara kalkistigi için kaldirildi Celal hastaneye… Keskiyle bogazini kesti ve olumun esiginden dondu. Niçin intihara kalkistigini kimse bilmiyor. Ancak cezaevindeki tutuklular bunu söyle anlatmislar:
 
 ”Olay gecesi ve daha önceki geceler yatagindan sicriyordu Celal. Her defasinda ‘ Kizlar geliyor… Kizlar geliyor… Cekilin öldürecekler kizlar beni. Ciplak geliyor’ diye bağırıp agliyordu. Olay gecesi ayni seyleri sayikladi ve intihara kalkisti…”

 
 Celal Irfan’in koma halinde kaldirildigi hastanede bogazi dikildi. Ikinci bir intihara kalkistigi takdirde kurtulmasi olanaksiz. Hastanede her gece ayni şekilde sayikliyor…
 
 Celal Irfan’in yaraladigi Lise Muduru Nevzat Avci, halen Izmir Devlet Hastanesi’nde tedavi altında. Celal Irfan’in intihara kalkistigini kendisine anlattigim zaman cok uzuldu. Bu gencin topluma kazandirilmasini istedi.
 
 ”Celal’in babasi çiftçiymis…” dedim.
 
 ”Cok fakir bir aile, biliyorum.”
 
 ”Celal’le daha önce aranizda bir sey gecti mi?”
 
 ”En ufaçık bir olay gecmedi…”
 
 Koycegiz’de de sorduk sorusturduk, ayni seyi duyduk. Lise muduru ile öğrenci arasında hiçbir olay gecmemis.
 
 O zaman niye yapti bu isi Celal…
 
 Sadece bir gece önce Nur risaleleri okuyup namaz kilmis… Kendi kendisine konuşur, kizlardan kacan bir tipmis…
 
 Niçin oldurmek istedi oyleyse lise mudurunu Celal?
 
 Henuz aydinliga kavusmadi… Ileride bu isteki gizli elleri ortaya cikaracaktir Turk hakimleri…
 
 Bize kalirsa asil suclular ortada dolasiyor deriz. Turkiye Cumhuriyeti’nin Icisleri Bakani’nin ulkesidir Koycegiz… Karabogurtlen, Dalaman ve Fethiye secim yoresidir…
 
 Karabogurtlen’de kum gibi kaynamaktadir Nurcular…
 
 Süleymancılar, Mugla yoresinde olum sacmaktadirlar. Daha gecenlerde Koycegiz’in Dovusbelen köyünde genclerle Nurcular silahli catisma yapmislar, sonunda köyün gencleri kovalamislar Nurculari…
 
 Icisleri Bakani Sayin Haldun Mentesoglu , secim bolgenizden söyle sesleniyor hemserileriniz:
 
 ”Biz, polisin sadece universite yurtlarini basmasini okuyoruz gazetelerden. Bugun polisin yapamadigini halk yapıyor Mugla yoresinde. Biz Atatürk devrimlerinin bekcisi olarak sonuna dek surdurecegiz kavgayi. Ama polisin de bize yardımci olmasinin zorunluluguna inaniyoruz. Size son bir defa durumu iletiyoruz.”
 
 Tarikat liselerinde beyinler yikaniyor
 Turkiye’deki en yaygin ve etkili tarikatlardan biri olan Fethullahçılar, ilkokulu bitirenler arasından sectikleri gencleri kendi ”özel” liselerinde egiterek universiteye hazırliyorlar. ”Fethullahçılar”in denetledigi liseler, universite giriş sinavlarinda genellikle ”tulum cikaran okullar” olarak dikkati cekiyorlar. Derlenen bilgilere göre, gelecegin Fethullahci kadrolarini yetiştirmek amaciyla ilkokul sonrasi alip universiteye kadar egittikleri Çocuklari Bursa’da ”Özel Nilufer Lisesi”, Istanbul’da ”Fatih Erkek Lisesi”, Ankara’da ”Özel Samanyolu Lisesi”, Izmir’de ”Özel Yamanlar Lisesi” ve Van’da ”Özel Serhat Lisesi”nde yetiştiriyorlar.
 
 Yil: 1993… Ay: Agustos.. Cumhuriyet’ten Gunduz Imsir, Ahmet Sik ve Levent Gencelli, ”Fethullah Okullari” ni
 gundeme getirdi… Acaba diger gazeteler ne yapıyorlardi?
 
 Sustular…
 
 Iste 6 yil önce olup bitenler…
 
 Fethullahçılar ilkokul mezunlari arasından sectikleri öğrencileri, kendi denetimlerindeki Nilufer, Fatih Erkek, Samanyolu, Yamanlar ve Serhat adli özel liselerde egiterek universiteye hazırliyor.
 
 Tarikat liseleri
 
 Turkiye’deki en yaygin ve etkili tarikatlardan biri olan Fethullahçılar, ilkokulu bitirenler arasından sectikleri gencleri kendi ”özel” liselerinde egiterek universiteye hazırliyorlar. ”Fethullahçılar” in denetledigi liseler, universite giriş sinavlarinda genellikle ”tulum cikaran okullar” olarak dikkati cekiyorlar.
 
 Derlenen bilgilere göre, gelecegin Fethullahci kadrolarini yetiştirmek amaciyla ilkokul sonrasi alip universiteye kadar egittikleri Çocuklari Bursa’da ”Özel Nilufer Lisesi” , Istanbul’da ”Fatih Erkek Lisesi” , Ankara’da ”Özel Samanyolu Lisesi” , Izmir’de ”Özel Yamanlar Lisesi” ve Van’da ”Özel Serhat Lisesi” nde yetiştiriyorlar. Eğitim kurumlarini kullanarak gelecegin devlet yöneticilerini kendi yandaslari kanaliyla ele gecirmeye yonelen bu cok yonlu ve uzun erimli ”strateji” nin destekcilerinden birinin kuruculari arasında ”unlu” gazeteci Fehmi Koru ‘nun da bulundugu Ensar Vakfi olduğu söyleniyor.
 
 Bir tur ”özel imam-hatip lisesi” niteligini tasidigi ileri surulen bu eğitim kurumlarinda öğrenciler, normal ortaokul ve lise derslerinin yani sira yogun bir din eğitimi de görüyorrlar. Bu okullardaki Çocuklarin gerek yatacaklari öğrenci yurtlari, gerekse yaz tatilleri, ayni seriatci gucler tarafindan örgütleniyor.
 
 Öğrenciler, genellikle bu okullara ait pansiyonlarda ya da ayni tarikata bağlı kişilere ait öğrenci yurtlarinda kaliyorlar. Yaz tatillerinde de bu öğrencilerin biraz ”tatil” , daha cok da ”dinsel eğitim” yaptiklari yaz kampları kuruluyor.
 
 Cumhuriyet muhabirleri, bu okullarin en unlulerinden biri olan Bursa ”Özel Nilufer Lisesi” ile ilgili ilginc bilgiler derlediler ve Avsa Adasi’nda acilan ayni ”lise” ye ait yaz kampına girdiler.
 
 Özel Nilufer Lisesi, Bursa’da ”Fethullahci” gorusu benimseyenlerin denetim ve yonetiminde olmasiyla taniniyor. Adeta ”özel imam-hatip lisesi” konumunda olduğu belirtilen Özel Nilufer Lisesi, asiri dinci ailelerin Çocuklarini gonderdikleri, pansiyonu da bulunan bir okul. Okula sadece erkek öğrenci kabul ediliyor. Okulda bayan ogretmen ve bayan görevli calistirilmiyor. Okulun öğrencileri OSS ve OYS’de ”tulum” cikarmakla taniniyorlar. Nitekim lise, 1991-92 ogretim yılında basari siralamasinda OSYM kayitlarina göre Bursa birincisi.
 
 Okulun yonetim birimlerinin bulundugu katlara, görevliler ve konuklar ayakkabilarini kapida cikararak girebiliyorlar. Okul yonetimi, sadece kendi doğrultularindaki eylemleri ya da etkinlikleri goruntulemek isteyen gazetecileri okula aliyor.
 
 Okul yonetiminin bir başka özelligi de her yil ramazan ayinda Bursa burokrasisine iftar yemegi vermesi. Bu iftarlara ANAP doneminin Bursa valilerinden Erol Cakir ile donemin Emniyet Muduru Yahya Soy ‘un da katildiklari biliniyor.
 
 Okul yonetimi, kendi gorusu disindaki tum ilgili ve yetkili kişiler için kapali kutu.
 
 Lise, ilk olarak Bursa-Istanbul yolu uzerinde bulunan Özel Baran Lisesi’nin bir bölümunu kiralayarak ogretime başladı. Daha sonra Nilufer Belediyesi sinirlari içinde yer alan Besevler semtine tasindi. 1988’den bu yana ogretime burada devam ediyor.
 
 Universiteye hazırlik
 
 Mezun olan öğrencilerin tamami, ayni nitelikteki özel dershaneler tarafindan ”özel statulu öğrenci” kaydiyla universitelere hazırlaniyorlar.
 
 Bu öğrencilerin gittikleri dershane de Bursa’da pek unlu: ”Yeşilirmak Dershaneleri” ile Özel Nilufer Lisesi arasında cok özel bir bag var. Bu bag, ”Fethullahci” lik ortak paydasindan ayri olarak ”Silm Özel Eğitim Tesisleri AS” de ortaya cikiyor. Özel Nilufer Lisesi’nin sahibi konumunda bulunan bu sirketin yonetim kurulunda yer alan M. Ali Yayikci , ayni zamanda ”Yeşilirmak Dershaneleri” nin de sahibi. Silm Özel Eğitim hizmetleri AS, Bursa’da birbirleriyle ic ice gorunen bu kuruluslarin ana sirketi görünümunde.
 
 Özel Nilufer Lisesi’ni yakindan taniyan bir eğitimcinin su sözleri hayli anlamli: ”Liseyi bitiren ve dershanede universite sinavina hazırlananlarin tercihi, uc aşağı bes yukari ayni. Hemen hepsinin tercihleri siyasal, hukuk ve sosyal bilimler dallarinda yogunlasiyor. Maddi durumu elvermeyen basarili öğrenciler, dini vakiflarin katkilariyla okutuluyor. Okulun ortaokul ve lise bölümlerine talep olaganustu. Ilkokul son sinif öğrencileri, bu gorusteki kişiler tarafindan özel olarak taraniyor, basarili bulunanlar velilerinden izin alinarak Özel Nilufer Lisesi’ne kaydediliyor.”
 
 Yeşilirmak Dershaneleri’nin Bursa’da bir özel pansiyonu da bulunuyor. Yeşilirmak Dershaneleri Ortaogretim Erkek Öğrenci Pansiyonu, Maksem Caddesi 46 numarada bulunuyor. Dershaneye devam eden, Bursa disindan gelen öğrenciler bu yurtta yatiriliyor. Bu yurdun sorumlusu da yine Mehmet Ali Yayikci.
 
 Turkiye’nin çeşitli illerinden gelen ve ”Fethullahci” goruse sahip öğrenci ve egiticilerin barindirildigi kamp, Avsa Adasi’nin en sessiz ve sakin köyünda kurulu.
 
 Kampın bulundugu koya hiç kimse sokulmuyor. Gun boyu dini eğitim ve karate dersleri verilen kampta duzen, eğitimcilerin hoparlorlerden yayimladiklari komutlarla saglaniyor. On beser gun süren donemlerde, 200’u askin öğrenci kampta eğitim görüyorr. Öğrenciler, odalardan cikarilan somyalarin yerine konan doseklerin uzerinde yatiyorlar.
 
 Kamp hakkinda Erdek Cumhuriyet Bassavciligi’na da suc duyurusunda bulunuldugu öğrenildi. Bunun üzerine harekete gecen Marmara ve Avsa Adasi’ndan sorumlu jandarma, ”Beyaz Saray” adli kampa ani bir baskin duzenledi.
 
 Soz konuşu kampla ilgili olarak yaklasik 1 aydan beri yogun ihbarlar aldiklarini belirten Marmara Adasi Kaymakam Vekili Ahmet Ozen, ”Yapilan ihbarlarda çeşitli ortak özellikler mevcuttu. Kamp siki bir aramadan gecirildi. Ancak herhangi bir suc unsuruna rastlanilmadi. Arastirmalarimiz suruyor” dedi.
 
 Balıkesir Valiligi’nden temmuz-agustos aylari için ”Bursa Özel Nilufer Lisesi Öğrenci Yaz Kampı” adi altında izin alinan, ”kus ucmaz, kervan gecmez” bir yerde kurulan kampta öğrenciler, hiçbir şekilde adaya inemiyor. Ancak iclerinden belirli kişiler, her gun ekmek ve gazete almak için ada merkezine ugrayabiliyor.
 
 Kampta, Turkiye’nin çeşitli yerlerinden gelen öğrenciler var. Erdek’ten Avsa’ya gunluk turlar duzenleyen Gazep Kaptan, Yildiz 1 ve Yilmaz Kaptan motorlariyla kamp merkezine getirilmisler. Her grup, baslarinda kendi hocalariyla geliyor. Hatta her grubun
ascisi bile farkli. Sürekli gida maddeleri depoluyorlar. Gezi motorlari, yiyecekleri getirdigi zaman öğrenciler sahilde siralanip elden ele vererek motele tasiyorlar. Öğrenciler, beser kişilik odalarda kaliyor.
 
 Akşam yemeginden sonra öğrenciler bir salonda toplaniyor ve teypten vaazlar dinliyor, Kuran okuyorlar. Cuma namazlarini iclerinde görevli birisi kildiriyor. Kampta görevli, yaslari 25 ile 40 arasında değişen kişiler tarafindan motelin bulundugu kisma kimse sokulmuyor. Kumsalin adeta parsellendigini belirten gorgu taniklari, ”Kumsaldan gecmek isteyenlere ‘Kimsin, nereye gidiyorsun?’ seklinde sorular soruyorlar. Sonra da ‘Burasi dini bir kampa ait, gecmek yasak’ diyerek geri ceviriyorlar” seklinde konuşuyorlar.
 
 Ensar Vakfi
 
 Kamptaki bazi öğrencilerin de ”Ensar Vakfi Haber Bulteni” adinda bir dergiyi adada bulunan bazi cami imamlarina dagittigi öğrenildi. Ayrica kamp muduru olduğu öğrenilen Adem Demiralay ve Mustafa Sabuncu adli kişiler tarafindan dikkat cekmemek için imamlara adadan bazi Çocuklari ucretsiz kamplarına getirebilecekleri de söylenmis.
 
 Kampa öğrenci aliminin Bursa’da ”Fethullahci” gorus yanlisi Özel Nilufer Lisesi yöneticilerinin organizasyonuyla yapıldığı anlasiliyor. Soz konuşu irticai eğitim kampınin, Istanbul’da kurulu, yonetim kurulu başkanligini Tanju Zabun ‘un yaptigi ”Zabun Turizm” den bes yilligina kiralandigi ve Balıkesir Valiligi’nden iki ayligina izin alindigi öğrenildi.
 
 Tarikat pansiyonlari…
 
 Kusadasi, Manisa, Fethiye yorelerindeki ”tarikat kampları” ni Cumhuriyet muhabirleri ortaya cikarinca, yobazlar birden ayaga kalktilar. Cumhuriyet’e, ”Cumhuriyetle yaşıt 70 yıllık gazete” suclamasiyla gercek yuzlerini saklamaya, ortmeye calistilar.
 
 Bu kişiler koselerinde, özel TV kanallarinda sik sik neler söylüyorlardi?
 
 Söyle: ”Seriat duzenine dayali Islam devleti…”
 
 ‘Cokseslilik’ maskesi takiyorlar
 1983 yılından sonra ”tarikat pansiyonlari”nin sayisi hizla artti. Trabzon’dan Erzurum’a, Gaziantep’ten Denizli’ye, Afyon’dan Bursa’ya ve Balıkesir’e dek bir ”tarikat agi” kuruldu. Bunlar daha sonra ”vakif kimligine” burunup ANAP iktidarinca da parasal olarak desteklendi.
 
 Bu kişilerin uzaktan yakindan ”demokrasi” ile iliskileri yoktu. Zaten bunu da açık secik her yerde söylüyorlardi. Kurulu duzeni yikip yerine ”ummetci bir toplum” yaratmak istiyorlardi. Gazetelerin kimi donek Marksist kose yazarlari da bu kişilere ”canak tutuyor” ; demokrasi, dusunce ozgurlugu ve cokseslilik adi altında onlari sarip sarmaliyorlardi.
 
 Turkiye’de izinsiz olarak eğitim yapan ”yatili Kuran kurslari” , 12 Eylul 1980 sonrasi ”Kurs ve Okul Talebelerine Yardım Dernegi Pansiyonu” adi altında calismaya başladı. Yaslari 7-15 arasındaki Çocuklar, tarikat yöneticilerince örgütlu bir bicimde yurdun dort kosesinden toplanip pansiyonlara yerlestiriliyordu.
 
 Burada tek amac vardı, o da suydu:
 
 ”Yoksul ailelerin Çocuklari toplanacak ve onlar egitilecek…”
 
 Tarikatlarin öğrenci yurtlarinda yatan bu öğrenciler (kiz ve erkek öğrencilerin pansiyonlari ayri ayriydi) gunduzleri okula gidiyor, akşamlari ise pansiyonlarda tarikat eğitimi görüyorrlardi.
 
 1983 yılından sonra ”tarikat pansiyonlari” nin sayisi hizla artti. Trabzon’dan Erzurum’a, Gaziantep’ten Denizli’ye, Afyon’dan Bursa’ya ve Balıkesir’e dek bir ”tarikat agi” kuruldu. Bunlar daha sonra ”vakif kimligine” burunup ANAP iktidarinca da parasal olarak desteklendi.
 
 Unutmadan hemen ekleyelim: 12 Eylul’un cuntaci ve ustelik ”katiksiz Atatürk (!) pasalari” , tarikatlarin malvarligina, yurtlarina el koymadi; onlari korudu, kolladi. Cunku tarikatcilarin onde gelenleri, o donemde cuntaci, Atatürkcu (!) pasalarin pesinde ibrikle dolasiyor, ulkenin bolunmez butunlugu için çalışıyorlardi…
 
 Evet iktidarda ANAP vardı ve tarikatlar bu partinin kuyruguna takilmislardi artik. Basta Icisleri olmak uzere tum bakanliklarda örgütleniyor, kurduklari dershanelerle askeri liselere siziyorlardi. 
 
 Örnek mi?..
 
 Belki kimi okurlarimiz animsar Akyazılı Vakfi’ni. Bu vakif, yurdun dort bir yonunden -özellikle kirsal kesimden- yoksul aile Çocuklarini toplayip getiren bir tarikat kurulusudur. Bugun Turkiye’nin pek cok yerlesim biriminde Akyazılı Dershaneleri ve okullari ”orumcek agi” gibi yaygindir.
 
 1987 yılında Izmir DGM’de ilginc bir dava başladı. Dinlenen taniklarin 23’u Maltepe Askeri Lisesi’nde öğrenciydi. 
 
 İşte sanıklardan Mustafa Gönülal ‘in o tarihte DGM tutanaklarina gecen ifadesi:
 
 ”Akyazılı Dershanesi’nde 20 gun kadar kaldim. Bilahare kursu ikmal ettikten sonra Maltepe Askeri Lisesi’ne girebilmem için saglik kurulundan gecerek rapor almam gerekiyordu. Önce özel bir klinikte muayene oldum. Belkemigimde bir ariza olduğu için askeri liseye giremeyecektim. Ali Zeybek bizim din dersi ogretmenimizdi. Benim yerime bir başkasini muayeneye soktu. Benim belgelerim uzerindeki fotograflari, tanimadigim o kişinin fotograflariyla degistirdi. Tanimadigim kişi saglam çıktıgi için de ben Maltepe Askeri Lisesi’ne kaydoldum.”
 
 1971 dogumlu Taner Dündar:
 
 ”Rapor almak için Ankara’dan Izmir’e geldik. Hatay’da ilahiyat fakultesinin ust taraflarinda bir eve yerlestik. Burada bir ay kaldık. Bu arada başka evlere gidip geliyorduk. Belimden rahatsiz olduğum için benim yerime Necdet Durmak adli kişi askeri hastanede muayene oldu. Bu kolayligi İbrahim Belge yapti. Ayrica İbrahim Belge, evde bulundugu sırada Said-i Nursi ‘nin Risale-i Nur adli kitabıni okuyarak bize açıklamalarda bulunuyordu. Sizinti dergisi ve bazi kitapları okuyordu. Bu duzenin iyi olmadigini, Fethullah Hoca’nin sayesinde ileride bu duzenin degiserek yerine seriat duzeninin gelecegini söylüyordu. Bu arada yanimda Murat Bulut, Necdet Durmaz, Murat Altin ve Polat Cicek bulunuyordu.”
 
 Türk Silahli Kuvvetleri bünyesindeki askeri okullara ”tarikat pansiyonlarinda” yetiştirilip sizdirilan 92 öğrencinin kaydi, yine 1987 yılında hazıran ayinda silindi…
 
 Bizim tum bu anlattiklarimiz, ”cokseslilik” maskesiyle ortalikta dolasanlara, kanli Sivas olaylarini yaratanlara sanirim isik tutuyordu. O nedenle de Cumhuriyet gazetesine karsi ayni cevrelerden saldiri geliyordu. Yobaz cevrelerin tek amaclari vardı. Artik bunu her yerde açık secik söylüyorlardi:
 
 ”Atatürk cumhuriyetini yikmak ve yerine seriat duzenini getirmek…”
 
 Susacak miydik?.. (24.7.1993).
 
 Laiklik düşmanları…
 Adi ve adresi bizde saklı olan bir genc okurumuz, gonderdigi mektupta, ”kara irtica” nin nasıl boy attigini anlatiyor uzun uzun. Okurumuz söyle sesleniyor: ”27 yaşında, Ankara Universitesi Ziraat Fakultesi’nden mezun bir ziraat muhendisiyim. Şimdiye kadarki gozlemlerim sonuçu, ulkemizin butunuyle Sivas’taki igrenc olaylara gebe olduğunu dusunuyorum. Koltuk sevdalisi politikacilarin, servet duskunu zuppelerin, emperyalist guclerin emellerine usaklık eden yavsaklarin katkişiyla, benligini yitirmis
bir nesil yetiştirilmistir…”
 
 Okurumuz ”Onun için” deyip ekliyor:
 
 ”Saygi duydugum degerlere hakaret eden vatan hainlerini sikayet edecegim bir devlet memuru olmadigini dusunuyorum. Atatürk’e sovme modasinin yasandigi, insani degerlerin ortacaga dondurulmek istendigi bir zamanda, bizim gibi dusunen genclere sizlerin sahip cikacaginiza inaniyoruz…”
 
 Genc okurumuz, 1993 Turkiyesi’nde yasanan cagdisi olaylara deginiyor. Kişinin yasama hakkinin elinden alindigini; Sivas, Basbaglar, Bahcesaray ornegiyle veriyor. Ardından da seksenli yillarda yasadigi olaylari anlatiyor…
 
 Söyle diyor okurumuz: ”Seksenli yillarda öğrenimini tamamlamis bir vatandas olarak, nasıl bir öğrenim ve eğitime tabi tutuldugumuzu, sizlere anlatmak istedim. Usak’in Esme Lisesi son sinifindayken Suleyman Tirtil ismindeki biyoloji ogretmenimizin, Atatürk’e dil uzatmaya başladıgini duyduk. Bu sahis, bizleri universite sinavlarina hazırlik amaciyla Izmir’de Akyazılı isminde bir dershaneye kayit ettirdi. Arkadaşlarimin cogunlugu bunlara ait yurtlarda kaldi (yil 1984). Bir aylik kurs bitiminde otuz arkadaşimizin, laiklik dusmani, seriat tutkunu bir tavir aldiklarini gordum. Bunlardan alti arkadaş, imam-hatipten lisemize gelmisti: Özellikle bu arkadaşlarimizdan ucu, Ankara Universitesi Hukuk Fakultesi’ne, diger ucu de Siyasal Bilimler Fakultesi’ne kayit oldular. Ben ise Erzurum Atatürk Universitesi Ziraat Fakultesi’ne yerlestim. Daha ilk kayda gittigim gun,
 universitenin kapisinda beni bazi kişiler karsiladi. Ev kiraladiklarini ve yanlarina arkadaş aradiklarini söylediler. Okula başladıgimda, beni evlerine goturduler (Bu tip dini eğitim veren ve Turkiye dusmani gencler yetiştiren 50 adet ev vardı). Eve uyum saglayamadigim gerekcesiyle, beni Erzurum’da Selcuk adinda bir yurda yerlestirdiler. Bir aya yakin bir süre iclerinde kaldim. Fikirlerim uyusmadigi için Kredi Yurtlar Kurumu’nda yurt cikar cikmaz yanlarindan ayrildim. Pesimi bir yil boyunca bırakmadilar. Bu evlerde ve yurtlarda, ilkokullusundan universitelisine kadar insanlar kaliyordu. Gunde yedi saat Said-i Nursi diye bir yobazin fikirlerini ders olarak ogretiyorlardi. Bu evlerde kalanlardan universiteye gidenler, okullarina hiç gitmiyorlardi. Sinavlardan sinavlara fakulteye ugruyorlar, diger zamanlarda bazi kişileri kazanmak için faaliyetlerde bulunuyorlardi. Yakacak, yag, seker, peynir ve et gibi yiyecekler, toplu olarak Ankara’dan bazi bakanliklardan geliyordu. Devlet yurduna çıktıgimda, gordum ki buralarda da ayni tip dusunceye sahip insanlar hakimdi. Bir Cumhuriyet, bir Milliyet gazetesini gizli okuyabiliyorduk. Universitenin yemekhanesinden başka, açık hiçbir yer yoktu. Kantinlerimizin acilmasi için rektorluge ve valilige muracaat ettiysek de actiramadik. Ramazanin besinci gunu, yemekhaneyi yaklasik 200 kadar kişi basti ve yemek yiyen arkadaşlarimizi dovmeye başladılar. Polisler geldi, olay onlendi, fakat karakola goturulen arkadaşlarin hepsi yemek yiyenlerdendi. ‘Turkiye laiktir’ diyen devlet adamlarina muracaatlarimiz sonuçsuz kaldi. Gece sahura kalkmayan arkadaşlarimizla birlikte her tur baskiya maruz kaldık. Ayrica sunu da söyleyeyim ki, fakultemdeki özellikle arastirma görevlisi ve doktorlar, ayni fikirde insanlar olduğu için, sinav sorulari uc gun önceden muritlere dagitiliyordu.”
 
 Okurumuz daha sonra, Atatürk Universitesi’nden Ankara Ziraat Fakultesi’ne yatay gecis yapıyor ve 1989 yılında birincilikle mezun oluyor.
 
 Ondan sonra?
 
 Askerligini yapıyor. Universitede arastirma görevlisi olarak kalmak istiyor. Ama cok zor. Cunku koktendinciler, ona ”gecit” vermiyor. Sonunda bir kooperatife giriyor. Şimdilerde Ege’de bir ilçede görev yapıyor. Salihli’deki Bozdag Öğrenci Yurdu’nda, Korfez Dershanesi’nde neler olup bittigini anlatiyor uzun uzun. Kale Imam Hatip Öğrenci Yurdu’ndaki ”seriat tutkunlari” nin calismalarini yansitiyor. Turkiye, ”irticanin karanligina” doğru, hizla suruklenmek isteniyor…
 
 Neredesiniz Atatürk devrimlerinin savunuculari; söyler misiniz, neredesiniz?
 
 Bu yilginliginiz, bu sessizliginiz, bu korkaklıginiz, bu umursamazliginiz neden?Söyler misiniz?

 
 Adalet Partili Milli Eğitim Bakanı Ali Naili Erdem’in ilçesi Kemalpaşa dolaylarında, gözden ırak yerlerde eğitim kampları kurulduğunu öğrenmiştik. Balıkesir’in Edremit ilçesine bağlı Sütüren, Kemalpaşa’nin Ören ve Yiğitler ile Manisa’nın Turgutlu ilçesinin Ahmetli bucağında kurulmuştu bu kamplar.
 
 Günlerden 1 Temmuz 1975 Salı… Saat 12.30…
 Anılarımızdan hiç çıkmayacak bir görünüm. İlahiler gittikçe yükseliyor… Tekbir getiriliyordu. Ören kampına beş kilometrelik yol yapımında Turgutlu Belediyesi’nin dozerleri kullanılmış. İçişleri Bakanlığı’ndan bir müfettiş, Turgutlu’da bu konuyu kovuşturmuş.
 
 Ancak sonuç alınamamış….
 
 Bir gün önce özel şekil verdiğimiz sakallarımız belki güven vermişti ona o küçücük aklıyla… Gözleri olanca saflığın çizgisiydi ve kimse duymasın diye bir solukta ”Risale-i Nur” dedi… Yerimizden doğrulduk yavaşça. Çocuk arkasını döndü ve yaşı daha küçük olanının yanına doğru yürüdü. Az sonra ikişi birden ilahiler söylemeye başladılar.
 
 Fethullah Gülen… Biz 24 yıllık öyküyü anlatmadan önce, 30 yıl öncesine gitmek istiyoruz… Din bezirganlarının nasıl örgütlendiğini belgelerle

ortaya koymayı amaçlıyoruz… Fethullahçılar nasıl örgütlendi?
 
 İsterseniz, ”Nur Kampları” ndan başlayalım; 1970 yılının ortalarına bir göz atalım… *
 
 Kemalpaşa dağlarına vuruyorduk bir ogle sicaginda…
 
 Adalet Partili Milli Eğitim Bakani Ali Naili Erdem’ in ilçesi Kemalpaşa dolaylarinda, gözden ırak yerlerde eğitim kampları kuruldugunu öğrenmistik.
 
 Balıkesir’in Edremit ilçesine bağlı Sütüren, Kemalpaşa’nin Ören ve Yigitler ile Manisa’nın Turgutlu ilçesinin Ahmetli bucağında kurulmuştu bu kamplar. Anadolu’nun çeşitli yerlerinden yaşları on iki ve on beş arasında değişen bu çocuklar bu kamplarda eğitim (!) görüyorlardı.
 
 Acaba gördükleri ne eğitimiydi?
 
 Saptadığımıza göre eğitim kampları adı altında ”Nur eğitimi” yaptırılıyordu. Anadolu’nun çeşitli il, ilçe, bucak ve köylerinden gönderilen bu çocuklara, üç ay süreceğini saptadığımız bu kamplarda, sabah kahvaltısı, öğle ve akşam yemekleri veriliyordu. Çocukların haftada bir gün ise tatilleri vardı. Evet, haftada bir gün, sadece cuma günleri…
 
 Sıcak yine bastırmıştı. Kemalpaşa’nın Ören bucağının değirmen çevresinden kampa doğru yaklaşıyorduk. Kayalık ve çalılarla kaplı, yer yer fundalıklı yamaçlardan yürüyorduk. İki yüz metre aşağımızda dere vardı. Çınar ağaçlarıyla çevrili dere uzayıp gidiyordu.
 
 Bize kampı gösterecek olan kişi ”Az sonra çadırları göreceksiniz” diyordu. Bizim istediğimiz gibi fotoğraf çekme olanağı yoktu şimdilik ortada.
 
 Bir süre daha yürüdük. Artık kamp görünmüştü.
 
 Çınar Ağaçlarının arasındaydı. Kampın sadece giriş bölümüyle yarısı görülüyordu. Tahtadan bir konut iskelesi yapılmış ve üzeri naylon ile örtülmüştü. Önce mavi gömlekli ve takkeli bir çocuk dışarıya çıktı.
 
 Biz yukarıdaydık. Kampla aramızda iki yüz metre uzaklık vardı. Sağ tarafımızda ise bir kulübe görülüyordu. Mavi gömlekli çocuk elinde ibrikle çınar Ağaçlarının arasında kayboldu.
 
 Bir süre olduğumuz yerde kaldık. Sonra aşağıya inmeye karar verdik. Fotograf makinemizi ve teleleri torbamıza koyduk.
 
 Şimdi dere boyunda yürüyorduk…
 
 Ağaçların altında iki çocuk göründü. Birisi on iki yaşlarında, diğeri on altısındaydı sanırım…
 
 Bizim geldiğimizi görünce büyük olanı elinde kitabıyla bize doğru yürümeye başladı. Biz ”Selamünaleyküm” deyip irice bir taşın üzerine oturduk. Takkeli, çizgili gömlekli çocuk, on metre kadar yaklaştı ve bize ”Aleykümselam” diye karşılık verdi.
 
 Sorduk:
 
 ”Ne yapıyorsunuz burada?”
 
 ”Kitap okuyoruz…”
 
 ”Çok güzel… Adı ne okuduğunuz kitabın?”
 
 Çocuk birdenbire öfkelendi…
 
 ”Siz kimsiniz?”
 
 ”Biz madenciyiz, maden arıyoruz. Surada biraz dinlenelim dedik.”
 
 ”Fazla kalmayın burada. İleriye gitmeyin sonra.”
 
 ”Ne var ileride?”
 
 ”Bizim kampımiz var…”
 
 ”Ne kampı o?”
 
 ”Din kampı…”
 
 ”Aferin… Çok güzel…”
 
 Bu sözler üzerine yumuşadı çocuk. Daha fazla ileriye gitmememiz için ikinci kez uyardı.
 
 Az daha konuşmak istiyorduk. Hemen aklıma geldi ve sordum:
 
 ”Bu su derin mi?”
 
 ”İnsan boyunu geçmiyor…”
 
 ”Dereye giriyor musunuz?”
 
 ”Giriyoruz.”
 
 ”Hangi günler?”
 
 ”Cuma günleri tatil. Dereye giriyoruz. Çay içmeye gidiyoruz. Ören’e kahveye…”
 
 ”Diğer günler çalışıyor musunuz?”
 
 ”Çalışıyoruz…”
 
 ”Okuduğun kitabın adını söylemedin bize.”
 
 Kitabı sıkı sıkı tuttu ve bize biraz daha yaklaştı. Kampın girişine uc yuz metre kadar kalmisti. Kitap kapliydi…
 
 Bir gün önce özel şekil verdiğimiz sakallarımız belki güven vermişti ona o küçücük aklıyla… Gözleri olanca saflığınn çizgisiydi ve kimse duymasın diye bir solukta ”Risale-i Nur” dedi…
 
 Yerimizden doğrulduk yavaşca. Çocuk arkasını döndü ve yaşı daha küçük olanının yanına doğru yürüdü. Az sonra ikisi birden ilahiler söylemeye başladılar. Çalıların arkasından yüz metre kadar öteden teleyle resimledik ikisini…
 
 Fundalıklar arasında zor tırmanıyorduk. Şimdi, kampı tam olarak seçiyorduk. Bizim oralarda dolaştığımızı sezinlediler. Ya da nöbetçiler haber saldılar. Koyu yeşil çınar ağaçlarının altında beyaz takkeli çocuklar dalgalanmaya başladılar. Aralarında sakallı ve takkeli kişiler de vardı.
 
 Bizi görmüşlerdi. Çınar ağaçlarının arasında kurulmuş, dal ve yapraklarla örtülü çınarlara sindiler.
 
 Gözcülerden birisi bağırıyordu:
 
 ”Çekilin oradan, buralarda dolaşmak yasak…”
 
 Sesinden en fazla on beş yaşlarında olduğu anlaşılıyordu. Bir köylü çocuğunun sesiydi bu…
 
 Bu kez ben bagırdım:
 
 ”Neden çekileceğiz?”
 
 ”Yasak buralarda dolaşmak…”
 
 ”Neden yasakmış?”
 
 Bu kez kalın bir erkek sesi:
 
 ”Burası devletin kampı. Şimdi oraya gelirsek gösteririz size…”
 
 Günlerden 1 Temmuz 1975 Salı… Saat 12.30… Anılarımızdan hiç çıkmayacak bir görünüm. İlahiler gittikçe yükseliyor…
 
 Tekbir getiriliyordu.
 
 Ören kampına beş kilometrelik yol yapımında Turgutlu Belediyesi’nin dozerleri kullanılmış.
 
 Turgutlu Belediye Başkanı Dr. Hüseyin Orhun ‘un bu davranışını CHP’li belediye meclisi üyeleri İçişleri Bakanlığı’na duyurmuşlar. İçişleri Bakanlığı’ndan bir müfettiş, Turgutlu’da bu konuyu kovuşturmuş. Ancak şimdiye dek bir sonuç alınamamış.
 
 Ören’de kamp konusunu çok kişiyle konuştuk. Milliyetci Cephe hükümetinin kurulmasıyla bu yörede siyasal baskı artarken, Nurcular, Süleymancılar ve komandolar istedikleri gibi at oynatmaya başlamışlar.
 
 Ören’de konuştugumuz, ancak adlarını vermeyeceğimiz kişiler, bize Atatürk devrimlerinin nasıl alaşağı edilmek istendiğini, yurdun çeşitli yerlerinden gelen çocukların çağdışı medrese eğitimiyle beyinlerinin nasıl yıkandığını anlattılar.
 
 ‘Goministlere, kafirlere ölüm…’
 
 Ören halkının ifadelerine göre kampa sıkma başlı kadınlar da geliyor. Kampların yonetimini ise tanınmış Nurculardan Fethullah Gülen yürütüyor. Kadinlar geceleri kalmiyorlar kampta. Soruyoruz Örenlilere: ”Kampa giren oldu mu içinizde hiç?” Kampa giren yok şimdiye dek Ören halkı içinden. Salt AP’li Belediye Başkanı İbrahim Akçora girermis. Akçora, kampı finanse eden kişiler arasında.
 
 Genç, Yüksek İslam Enstitüsü’nde okuduğunu söylüyor. Kamp hakkında bilgi veriyor. Kampın üç aylık olduğunu, on beşer gün süreceğini söylüyor.
 
 Bizim bildiğimiz kadarıyla kamplar dinlenmek için yaz tatillerinde deniz kıyılarına kurulur…
 
 Eğitim yapılacaksa gizli değil, herkese açık bir şekilde yapılır. Atatürk devrimleri öğretilir çocuklara. Doğadan söz edilir, spor yaptırılır.
 
 Sağda solda takkeli çocuklar vardı. Çoğu bizim geldiğimizi görünce takkelerini çıkarmışlardı. Şimdi beş kişiydik. Neden sonra resim çekmek için izin çıkmıştı. Ancak yüzünde bıçak yarası izi bulunan sinirli delikanlı karsi çıkıyordu fotograf çektirmeye. Gerekçesi ise şöyleydi:
 
 ”Siz insanları putlaştırmak istiyorsunuz…”Evet aynen bunları söylüyordu. Diğerleri çekiniyorlardı kendisinden.
 
 Konuşuyoruz Örenlilerle… Notlarımızı olduğu gibi aktarmakta yarar var sanırız…
 
 – Bizim gördüğümüz kadarıyla iki yüz kişi vardı kampta. Sizce ne kadar?
 
 – Aşağı yukari ayni.
 
 – Sizinle ilişkileri oluyor mu kampa gelenlerin?
 
 – Cuma günleri izinli oluyorlar. Gruplar halinde kahvelere geliyorlar. Çay içiyorlar birlikte. Hesabı, yaşlı bir kişi var, o ödüyor…
 
 – Konuşuyorlar mi sizlerle?
 
 – Hiç konuşmuyorlar?
 
 – Kampa gelen Çocuklarin görünümu nasıl sizce?
 
 – Çoğunluğu yoksul köylü çocuklari. Duydugumuza göre kimileri Kuran kursu, kimileri ilkokul ve ortaokul öğrencileri. Aralarında lise öğrencileri de var.
 
 – İmam hatipli yok mu?
 
 – Elbet var.
 
 Ören halkının ifadelerine göre kampa sıkma başlı kadınlar da geliyor. Kampların yönetimini ise tanınmış Nurculardan Fethullah Gülen yürütüyor. Kadınlar geceleri kalmıyorlar kampta.
 
 Soruyoruz Örenlilere:
 
 ”Kampa giren oldu mu içinizde hiç?”
 
 Kampa giren yok şimdiye dek Ören halkı içinden. Salt AP’li Belediye Başkanı İbrahim Akçora girermis. Akçora, kampı finanse eden kişiler arasında.
 
 Turgutlu’dan Hacı Osman Aykutlar ve Ali Rıza Ünlü. Aykutlar kiremit ve tuğla fabrikası sahibi. Turgutlu’da toprak işçilerinin direnişe geçtikleri fabrikalardan birisi Aykutlar’ın. Grevci işçilerin üzerine ”Gomonistler, kafirler” diye saldıran kişi. Ali Rıza Ünlü ise çiftçi.
 
 Neler oluyor kampta?
 
 Küçük öğrencilere medrese eğitimi yaptıranlar, Ankara’dan, Konya’dan ve Istanbul’dan özel yetiştiriciler getirmisler.
 
 Ören kampından dönerken çocuklar görmüştük derede yüzen. Kilavuzumuz derede yüzenlerin köyün çocukları olduğunu söyledi ve ekledi ardından.
 
 ”Görüyorsunuz kampa köyün çocuklarını bile sokmuyorlar…”
 
 ”Sen denemedin mi girmek için?”
 
 ”Denedim denemesine. Geçen gün geldim, içeriye girmek istedim, sokmadılar. Bizim üniversitede okuyan arkadaşlar kampa girmek için bir kasa domates götürmüşler…”
 
 ”Girebilmişler mi?”
 
 ”Nerede… Sokmamışlar içeriye?..”
 
 ”Kamptan ses geliyor mu hiç?”
 
 ”Sürekli olarak ilahi sesleri geliyor. Kuran okuyorlar hep. Elbet ibadet yapılır. Ama bizde dere kenarlarına kamp kurularak değil. Bunlar Nur eğitimi yapıyorlar. Ellerindeki kitaplar hep Said-i Nursi’nin kitapları. Dikkat ettim, hepsi kaplı kitapların, kağıtlarla…”
 
 ”Gördüğüm çocuğun kitabı da kaplıydı…”
 
 ”Yasak değil mi böyle kamplar?”
 
 ”Kamp kurulabilir. Ancak böyle dere kenarlarında gözden ırak yerlerde ilk kez görüyoruz. Nur eğitimi yapıldığına göre yasak olmasi gerekir.”
 
 Aracın gidebileceği kadar güzel bir yol…
 
 Yiğitler’den yukarılara tırmanıyoruz.
 
 Kılavuzumuzun aracı önde, biz arkada ilerliyoruz. Sağımız ve solumuz çam ormanlarıyla kaplı. Kemalpaşa’nın mesire yerlerinden birisi Yiğitler köyü.
 
 Bir viraji döndükten sonra bir araç yol ortasında duruyordu. Başında üç kişi vardı. Plakasi 45 DP 475 olan pikap Turgutlu’dan ”Uyar” firmasına aitti.
 
 Yaklaştık aracın başındakilere. Araç su kaynatmıştı. Aracın kampa gittigini hemen anladık. İçlerinden genç olanı sordu:
 
 ”Kardeşler nereye böyle?”
 
 Kılavuzumuz hemen yanıtadı:
 
 ”Kardeşler madenci. Bu arada arıcılık yapacaklar, yer arıyoruz. Siz kampa gidiyorsunuz sanırım?”
 
 ”Kampa yiyecek götürüyoruz…”
 
 ”Ne var kasalarda?”
 
 ”Zeytin…”

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: