Gülen Hikayesi/ Bölüm-2

‘Sanki oyun oynuyorlar’
Nurculuk konuşunda ”yuzeysel bilgilerle” yapilacak bir degerlendirme; Nurcularin ve onlarin zamanin içinde gelisen turevlerinin kendi ilkelerinden uzaklastiklarini gösteriyor.

Modern görünümleri altina gizledikleri din devleti amacina ulasmak için her yolu mesru sayacak olcude siyasallasiyorlardi.

Oysa Nurculugun amaci ”imani kurtarmak, kalplere ilahi imani yerlestirmek ve katiyen siyasetle ugrasmamaktan ibaret” sayilmisti. Islamiyetle siyaset arasina böyle bir sinir koyan Said Nursi, özel konuşmalarinda tedbiri elden bırakmiyor ”siyasetin Islamiyete ait olabilecegini” söylemekten kendini alamiyordu.

Fethullah Gülen kim? Bir emekli vaiz… Okullar, yurtlar, hastaneler, sirketler… Yillardir Gülen’in maskesini indiriyorduk!.. Ama kimseden ‘tik’ cikmiyordu… Erbil Tusalp , 9 Temmuz 1994 yılında Cumhuriyet’te ”Din, Ticaret ve Siyaset” baslikli yazi dizisinde ‘Isik Evleri’ ni anlatiyor, ben ise ”Fethullahçılari” her gun koseme tasiyordum…

Peki tum bunlar yazılıp cizilirken siyasal ve devlet erki ne yapıyordu? Medya neden susuyor, hiç umursamiyordu?

Sadece seyrediyordu…

Sahte saglik raporlariyla askeri liselere nasıl öğrenci sokuluyordu, Akyazılı Vakfi hangi amacla kurulmuştu?

Ne demistik?

Medya susuyordu!

Herkes Fethullahci kesilmisti…

Ankara Gazi Ciftligi’nde bir ev, KeciÖren’de Meltem Apartmani, Aydinlikevler’de bir kurs, Siteler Ulubey’de bir başka ev, Cebeci’de Nur Apartmani’nda, Istanbul Cengelkoy, Kadikoy, Cukurbostan, Topkapi, GungÖren, Bakirkoy, Bayrampasa ve Beyazit’taki evler ve kurslarda; Kayseri, Manisa, Aydin, Samsun, Eskisehir’de evler, yurtlar ve dershanelerde, ”Islami yasamak isteyen” insanlar uretiliyordu.

”Parasiz özel kurslarda, derslerde ayri olarak öğrencilere dini eğitim verildigi, namaz kildirildigi, zaman zaman Nur Risaleleri’nin okunup açıklandigi ve seriati ovucu sözler söylendigi, askeri lise sinavlarina girecek öğrencilerden bazilarinin imtihan yerlerine bizzat kurs görevlileri tarafindan goturuldukleri, kendilerine imtihan süresince yatacak yer ve yiyecek saglandigi; kazanan öğrencilerin saglik muayenelerinde curuk cikarak askeri liseye kayit haklarini kaybetmemeleri için her yolu denedikleri, hatta muayene kağıtlarindaki fotograflari degistirerek ve sahtekarlik yaparak, sakat öğrencilerin yerine saglam öğrencileri muayeneye
sokup saglam raporu aldiklari; Izmir Maltepe Askeri Lisesi’nde öğrenimlerine baslamalarindan sonra bu öğrencilerle temaslarini surdurdukleri; hafta sonlarinda bunları arkadaşlariyla 4-5 kişilik gruplar halinde, belli yerlerden özel arabalarla alip, Izmir’de Hatay, Balcova, Buca, Bozkaya ve Yeşilyurt gibi semtlerde bulunan cemiyet mensubu kişilere ait evlere ve Basmane’deki… adli bir ticarethanenin ust katindaki odaya goturup onlara yemek yedirdikleri, video ve bilgisayar oyunlariyla hosca vakit gecirmelerini sagladiklari, daha sonra da dini konularda filmler izlettirildigi saptaniyordu.

Örgütculuk oynuyorlardi

Sanik olarak yargic karsisina cikarilan 14 ”seriat kurbaninin” savunmalarinda söyledikleriyse, cok daha korkunctu. Oyun caginda yatili öğrenci olmanin verdigi sikintiyla, örgütculuk oynayan Çocuklar gibiydiler.

Gizli bulusma yerleri, son model arabalar, izleniyor olma heyecani, sir saklamanin hoslugu, birkac saat olsa da uniformalarindan kurtulma sevinci, kurslar, yemekler, videolar, elektronik oyunlar, sehirlerarasi yolculuklar, yaz kampları ve yeni insanlarla bir arada olmanin cekiciligiyle oynanan ”bir oyunun” içindeydiler. ”Izmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin 13.12.1988 tarih ve 1987/86 esas, 1988/72 karar sayili karar ve Yargitay 9. Ceza Dairesi’nin 18.1.1988 tarih ve 1987/ 5315 esas, 1988/386 karar sayili onayi” bunların ne anlama geldigini anlatiyor olsa da, küçücük Çocuklari bu ”karanlik oyunun” içine batmaktan kimse kurtaramiyordu: ”Karnini dahi doyuramayan nice yoksul öğrenciler ortada dururken, her turlu ihtiyaclari devlet tarafindan karsilanan askeri lise öğrencilerine kucak acip; onlari hafta sonu tatillerinde gruplar halinde degisik evlerde toplayarak yedirip icirip, atari, video gibi oldukca pahali elektronik aletlerle eglendirmeyi iyi niyetle yapılmış hayirsever bir faaliyet olarak izah etmek mumkun değildir. Askeri lise öğrencilerine hiçbir maddi karşılık gozetilmeksizin yapilan fedakarliklarin mutlaka bir bedeli olacaktir. Iste bu bedel de, davamiza konu olan illegal Nurculuk cemiyetinin fikirlerinin yayilmasi ve ileride devletin ust kademelerinde yetki ve görev alacak genclerin Nurculuga kazandirilarak, nihai amaca ulasmada karsilasilabilecek bazi engellerin ortadan kaldirilmasidir.”

Yaslari 15-16 olan Çocuklar, anlatilanlari elbette ilgiyle dinliyorlardi. A.S.’nin ”Said Nursi’nin yobaz olup olmadigi” sorusunu, H.U., ”Yobaz olur mu, o kitap yazmis aydindir. Alay komutanligi yapmis bir kişidir” diye yanıtiyordu. On besinde koskoca adamlar, ulke sorunlarini tartisiyorlardi.

Sanik E.T., Salihli’den A.G. ile Soma’dan S.S.’yi, yaz tatilinde, Urla’daki bir kampa goturuyordu.

Yuzuyor, gunesleniyor ve söylesiyorlardi.

Kod adlari Osman, Erkan, Yakup, Fatih olan kişiler, Nur Risaleleri’ni okuyup açıkliyorlar ve seriatin faydalarindan soz ediyorlar; herkesten kesin gizlilik istiyorlardi.

On altisinda büyük askerler, ilan edilmemis bir savasi yaşıyorlardi.

Küçücük Çocuklarin gelecekleri uzerinde oynanan bu acimasiz oyun, okuldan atilmalarla, yargilanmalarla ve cezaevleriyle sonuçlanacakti. Onlari bu oyuna sokanlara ise bir dergiye yorum yazmaktan başka yapilacak hiçbir sey kalmayacakti. Modern görünümleriyle demokrasi postuna burunecekler; ”Askerin tanrisina yakarmasi serbest ama, tarikata girmesi yasak” baslikli ucuz elestirileri, tarihin yargisina bırakacaklardi. Kimi eline silah alip Allah askina oldurmeye baslayacak, kimi Nurculugun yeni karanlik yorumlarinda kosturacakti.

Anayasalari Kuran
Onlar basindan beri ”Kuran’dan başka anayasa” tanimadilar. Ama şimdilik yururlukte olan anayasada ”Belli bir inanc ve dinsel gorusu benimsemek, inanmak hakki; bu inanca bağlı olarak, ibadet, tÖren ve ayin yapabilmek hakki; örgütlenmek ve cemaat olusturmak hakki; dinsel goruslerini açıklamak, ibadete katilmak hakki; devletten dinsel inanclarina saldirilarin onlenmesini isteme hakki” gibi temel hak ve ozgurlukleri vardı. Madem anayasal haklariydi; o zaman bu haklarini, cami, kisla ve okul demeden her yerde kullanabilmeliydiler.

Oysa onlarin ”gormedikleri” medyadaki yandaslarinin ”göstermek istedikleri” küçük bir ayrinti daha vardı. Tartismanin bu noktasinda susuyor, konuşmuyor ve duymuyorlardi. ”Hiç kimse, devletin sosyal, ekonomik, siyaşı veya hukuki temel duzenini kismen de olsa, din kurallarina dayandiramazdi. Siyaşı veya kişisel cikar yahut nufuz saglama amaciyla, her ne süretle olursa olsun, din veya din duygularini yahut dince kutsal sayilan seyleri istismar edemez ve kotuye kullanamazdi.” Seriat karsitlarinin bu
haklari ”Islam modernizmi” ya da ”devleti Islamla baristirma” gibi dis kaynaklı projeler arasında ”gurultuye” getiriliyordu.

Hem Nurcu hem de demokrat

Nurculuk konuşunda ”yuzeysel bilgilerle” yapilacak bir degerlendirme; Nurcularin ve onlarin zamanin içinde gelisen turevlerinin kendi ilkelerinden uzaklastiklarini gösteriyor.

Modern görünümleri altina gizledikleri din devleti amacina ulasmak için her yolu mesru sayacak olcude siyasallasiyorlardi. Oysa Nurculugun amaci ”imani kurtarmak, kalplere ilahi imani yerlestirmek ve katiyen siyasetle ugrasmamaktan ibaret” sayilmisti. Islamiyetle siyaset arasina böyle bir sinir koyan Said Nursi , özel konuşmalarinda tedbiri elden bırakmiyor ”siyasetin Islamiyete ait olabilecegini” söylemekten kendini alamiyordu.

Nurculugun gunumuze uzanan, zaman içindeki izdusumlerinin ”inandiklari gibi yasamak” adiyla sunduklari; inanc ozgurlugune dayandirmaya kalkistiklari politika, iste bu noktada gercek yuzunu gösteriyor. Said Nursi’nin inandiklarina ve onerdiklerine inaniyorlarsa, onun yolunu izliyorlarsa; siyaset bilimi acisindan demokrasi yanlisi görünmeleri olanaksiz. Cunku ”Gercekten Nurculuga göre devletin resmi dini bulunmali, hukumet seriatin koruyuculugunu yapmali, anayasa Kuran olmalidir. Devlet yonetimi de bir ulema heyetine bırakilmalidir. Bu bakimdan Said Nursi’ye göre laikligi ilke olarak koyan cumhuriyet anayasalari, seriat esaslarina aykiridir.”

Hem demokrasiden yana gorunup hem de Nurcu olmanin pratigi olmadigi gibi; bilimden yana Nurcu olmanin da gecerliligi yok. Cagdas olculeri benimseyen bir insanin, Nurcu olmasi olanaksiz. Cunku; ”Kendisinde insanustu yetenekler varsayan Said Nursi, kirk dakikada kitaplar yazmakta, gunde yuz para veya bir kurusla gecinmekte, yiyip icmeden yasayabilmektedir. Dogaustu guclerle donatildigini iddia ederken, ‘Bir yaşındaki bebeklerin bile kendi manevi varligini hissedip, kosarak ellerinden optukleri’ ni belirtmektedir.”

Nurculugun bilimle iliskişinin olcusunu ”Nurcularla, ‘fevkalbeser’ bir kişi ve Ibn-i Sina’yi, Ibn-i Rust’u ve Farabi’yi geride bırakan; bizzat muannit filozoflari hayretlere garkeden, bircoklarini imana getiren” bir bilgin sayilan Said Nursi’nin kendi sözlerinden cikarmak olasi. O, ornegin elektrik, meteor gibi fizik ve astronomik olaylarin bilimsel açıklamasini dine aykiri buluyordu. ”Bunların hepsinin izahinin Kuran’da mevcut olduğunu” söylüyor; bu açıklamalarin fizik kanunlarina göre yapilmasini ”Kuran’in kudretine ve hikmetine aykiri dusecegi” saviyla reddediyordu. Zaman zaman ”birlik beraberlik” nutuklari atmalari, ”Turkluk-Kurtluk” ayrimina karsi cikiyor gorunerek ”Büyük Turk Milleti” kurnazligina basvurmalari da inandirici olmuyor. Ustelik bu tutumlari Nurculuk ogretisiyle de celisiyor. Cunku Said Nursi, başkaldiri eylemlerine katilacak olcude bir Kurt
milliyetcisiydi. Risalelerinde ”Ey Turkler ve Kurtler” diye basliyor; ”Ulusal Kurtulus’u Islami kurtarmak” kosuluyla destekliyor; Kurtulus’u ”Garplilasmak bahanesi altında seairi Islamiye aleyhine bir cereyan” olarak yorumluyordu. Böylesi goruslerle, oyun cagindaki Çocuklari kandirabiliyor; oteki dunyanin umutlariyla gencleri kolayca yaniltiyorlardi. Yetişkinlerin uzattiklari oltayi ise, ”Vakif, dernek, kooperatif, dershane, okul” gibi cikar iliskileriyle yemliyorlardi. Karsitlarinin siyasal terminolojisi ile tavladiklari entelektuelleri de ”Musluman aydin” ya da ”Islamla barisma” tuzagina dusuruyorlardi.

Seriat duzeni ozlemlerini gizlemek için bin bir surat kiliginda dolasiyor olsalar da, amaclarindan asla vazgecmiyorlardi.

Kelebek gibi ucup, ari gibi soktuklari, 1993 yılınin subat ayinda, belgeleriyle bir kez daha ortaya cikacakti. Harp Okullari Yasa Tasarisi’ni gorusen, Turkiye Büyük Millet Meclisi Milli Eğitim Komisyonu’nda baslangicta her sey normal gidiyordu. Tasarinin harp okullarina alinacak öğrencilerle ilgili 37. maddesine komisyonda yapilan bir eklemeyle, okul kapilari imam-hatip lisesi mezunlarina aciliverdi. Demokrasinin dayanilmaz agirligi karsisinda daha fazla direnemeyen SHP ve CHP’liler, ANAP’li tarikatci Bulent Caparoglu ‘nun eski bir pazarligi animsatmasina cok kizdilar. Caparoglu’na göre bu tasari Meclis’e ilk kez gelmiyordu ve daha önce ANAP ve CHP arasında gorus birligi saglanmisti. SHP’liler CHP Genel Sekreteri’nin ”Imam-hatipliler vali
olabiliyorlarsa” diye baslayan atagina komisyonda bir degisiklik onergesi ile yanit verdiler. Komisyonun SHP’li uc uyesinin imzasini tasiyan bu onerge ile tasaridaki ”fen kolu” kosulunun yanına ”edebiyat kolu” da ekleniveriyordu. Sosyal demokratlarin katkilariyla böylece, imam-hatiplilere ordu yolu aciliyor, takkeler sevincten havaya firlatiliyordu.

”Yuzde 99’u Musluman olan” Turkiye’de siyaşı partiler, ilkelerini rafa kaldirmislar, hiçbir ayrim gozetmeden dindarlarin da, dincilerin de oylarina goz dikmislerdi. Sorun Milli Savunma Komisyonu’nda cozumlenecek, Islami duzen yanlilarinin Silahli Kuvvetleri ele gecirme istahlari kursaklarinda kalacakti.

Seriat ozlemlerine ”demokrasi gomlegi” giydirmeye kalkisan sahte dindarlarin, seslerini cikaramayacagi bir başka belge de ”Tam 133 parca ekiyle, 38 sayfalik bir fezleke” olarak elimizin altında duruyor.

Devlete sizma calismalarina hiç ara vermiyorlar, ordudaki örgütlenmeleri ortaya cikinca; kirli ellerini polise sokmaya çalışıyorlardi.

Varligini yadsiyamadiklari ”Emniyet Genel Mudurlugu Polis Teftis Kurulu” nun 28.8.1992 tarih B.05.1.BGM. 060.01/15-92 sayili fezlekesindeki kanitlar; Izmir DGM’nin yargi belgelerindeki kanitlarin aynisiydi. Olaylar, yontemler, vakiflar, evler ve dershaneler ”özel adlarina” varincaya kadar, büyük benzerlik tasiyordu. Belgeler; askeri liselere sizmaya ve ordudaki örgütlenmeye maddi destek saglayan ”Akyazılı” markasının; polis okullarina sizmak ve emniyet örgütune de el atmak için de ”etkin bir kurum” olduğunu gösteriyordu. Emniyet Genel Mudurlugu Istihbarat Daire Başkanligi’nin 10 Mart 1992 tarihli irtica raporunu ”PKK için hazırlanmis” bir belge olarak sunan din tacirleri; Emniyet Genel Mudurlugu Polis Teftis Kurulu Başkanligi’nin 28 Agustos 1992 tarihli fezlekesine de elbette Islami bir kilif bulacaklardi. Kendi cevrelerine ”Demokrasiyi uygulamaya kalkmak, Allah’a karsi harp ilan etmektir” diyorlar; muritlerine ”demokrasiyi bir kufur duzeni” olarak tanitiyorlardi.
Sonra da ”inandigi gibi yasamak” teziyle demokrasi kavgasinin içine sizmaya çalışıyorlar; daha fazla demokrasi istiyorlardi. Islamin ”birey, hak ve ozgurlukler, esitlik, ulus, ulusal egemenlik” konuşundaki degistirilemez yargilarini unutturmak için her turlu yalana basvuruyorlardi.

Yalanlarini ”Hurriyet yine carpitti”, ”Milliyet kiskirtmaktan vazgecmiyor”, ”Cumhuriyet basin ahlakini cignedi” gibi saldirganliklarla ortebileceklerini sanarak, butun politikalarini yalana endeksliyorlardi. Bilgisayarinin basina oturup ”PKK için hazırlanan bir raporu, hayali Fethullah Hoca örgütu için hazırlanmis gibi gösteriyor” diye yalan ve kin ureten Musluman yazar; unlu Hocaefendi Hazretleri’nin ”doğrulugu ve hosgoruyu savunacagini” söyledigi ”Gazeteciler ve Yazarlar Vakfi” nin kuruculari arasında yer alacakti. Sonra da hep birlikte ”basinin icler acisi halinden” yakinilacakti. Isi cok iyi biliyorlar, kilici cok iyi kusaniyorlardi, ama yalani caresiz bir ”kader” olarak yaşıyorlardi. Kuran’daki anlamiyla kaderin, ”olcu” demek olduğunu bile bilmiyorlardi.

Polis ve orduda örgütlenme
Sanik A.S. Fethullah Gülen’e bagimliligi ve sempati duyma iddiasinin asilsiz olduğunu; sanik R.K. Fethullah Gülen grubuyla ilgili bilgisinin gazetelerden okudugu kadar bulundugunu; sanik B.C. Fethullah Gülen grubundan tanidigi kimselerin bulundugunu; sanik A.E. ise Gülen grubuyla bir irtibati olmadigini söylüyor.

Polis Akademisi’ndeki ”marifetlerini” de ortmeye cabaliyorlardi. Onlara göre akademiden atilan bir öğrenci,
”okulda namaz kilan insanlarin” adlarini alt alta yazip bir senaryo duzenlemisti. Oysa şimdi her biri ulkenin bir
kosesinde ic güvenlik örgütunun bir parcasi olarak calisan ”tanik polisler” ifadelerinde urkutucu seyler
söylüyorlardi.

Dindarlarin ”akla uygun olanin, dine de uygun olacagi” inancini gozlerini kirpmadan kotuye kullanan dinciler, cennete giden yollarini yalanla dosuyorlardi. Ankara Polis Akademisi’ndeki ”marifetlerini” de yalanla ortmeye cabaliyorlardi. Onlara göre akademiden atilan bir öğrenci, geri alinma umuduyla ”okulda namaz kilan insanlarin” adlarini alt alta yazip bir senaryo duzenlemisti. Oysa şimdi her biri ulkenin bir kosesinde ic güvenlik örgütunun bir parcasi olarak calisan ”tanik polisler” ifadelerinde urkutucu seyler söylüyorlardi. Sorusturma dosyaşına 45 numarali ek olarak giren ifade, seriat yanlilarinin aldiklari yolun bir kanitiydi: ”Yukarida açık kimligi belirlenen ….., gunu saat 15.30’da müfettişligimize tahsis edilen Izmir Emniyet Mudurlugu binasindaki yerde huzura alindi, usulune uygun olarak yemin ettirildi ve soruldu:

Polis Akademisi’nden 1991 yılında mezun oldum. Bu öğrenim süresi içinde çeşitli derslerimize degisik ogretim uyeleri geliyorlardi. Adi… olan ogretim uyesi ders konularini islerken bazi karsilastirmalar yapıyor ve Bati’dan alinan hukuk sisteminin dejenere olduğunu, Islam hukukuna dayanan Mecelle’nin ise seriat hukumlerini ihtiva ettiginden daha mesru ve hos olduğunu anlatiyordu. Adi… olan ogretim uyesi de Batililasmanin Turk sistemini bozdugunu söyleyerek harf ve kiyafet inkilabinin toplumu geriye goturdugunu ve kargasaya surukledigini; Farsca ve Arapcanin gecmiste, toplumu yucelttigini anlatirdi. Adi … olan ogretim uyesi de bu hocamizdan geri kalmayarak ayni konulari islerdi, o da seriat duzenini ovucu konulara girer, özellikle Turk-Islam sentezini islerdi.”

Antalya Emniyet Mudurlugu’nde … gunu saat 15. 00’te ”huzura alinan komiser yardımcisi…” ise örgütlenmeyi söyle anlatacakti: ”Ben 1987 yılında polis kolejini bitirerek polis akademisine girdim. Akademide derslere başladıgimizda büyük hayal kirikligina ugradim. Cunku okulda belirgin bir şekilde irticai faaliyet olduğunu gordum. 1991 yılında akademiyi bitirdim. 1987-88 ve 1990-91 donemlerinde …. derslerine gelen …. adli ogretim uyesi verdigi orneklerle konuyu irtica duzenine getirir, yaptigi kiyaslamalarla onun ustunlugunu ispatlamaya calisirdi. Su andaki rejimle bir yere varilamayacagini belirterek Osmanli duzeninin daha iyi olduğunu anlatirdi. CMUK dersine giren hocamiz ise konularina vakif bir insandi. Seriat duzenine olan ozlemini dile getirir, öğrencilere lanse etmeye calisirdi. Hukuk ve kriminoloji derslerine gelen … hocamiz gordugum kadariyla ogretim uyeleri icerisinde en tehlikelisiydi. Cunku hiçbir zaman doğru durust ders konularini islemez, tamamen seriat duzeninin esaslarindan bahsederdi. Atatürk ilke ve inkilaplarinin siddetli elestiricisiydi. Ders sirasinda gorusu doğrultusundaki öğrencileri on siralara oturtur, din ve seriat konularini acarak sürekli onlarla konuşurdu. Ogretim kadrosuyla ilgili bildiklerim bundan ibarettir. Okul icerisinde, öğrenci kesiminden büyük bir grup zaten bunların gorusu doğrultusunda hareket ediyordu. Gerek ogretim uyeleri gerekse okul idaresi, bu gorusteki öğrencilere daha toleransli davraniyordu. Okuldaki butun sorumlular dinci grubun icerisinden
seciliyor, hatta okulu bitirdiklerinde de genellikle eğitim ve ogretim kurumlarina yerlestiriliyorlardi.”

Taniklar, bir polis okulunda yasananlari anlatmakla kalmiyor, ulkenin baskentindeki kayitsizliga da deginiyordu.

Bilgiler doğru

Sanik olarak ifadelerine basvurulanlara gelince, hiçbirinin ”Fethullah Gülen grubunu” yadsimadigi, ancak tumunun ”bu grupla iliskiyi reddettigi” görülüyor. Ornegin sanik A.S. Fethullah Gülen’e bagimliligi ve sempati duyma iddiasinin asilsiz olduğunu; sanik R.K. Fethullah Gülen grubuyla ilgili bilgisinin gazetelerden okudugu kadar bulundugunu; sanik B.C. Fethullah Gülen grubundan tanidigi kimselerin bulundugunu; sanik A.E. ise Gülen grubuyla bir irtibati olmadigini söylüyor.

38 sayfalik fezlekenin ”tahlil” baslikli bölümu, insani bir kez daha dusunmeye zorluyor: ”Musteki Rafet Yilmaz gerek tarafımıza verdigi ifadede, gerekse kendi el yazisiyla yazdigi mektuplarda polis akademisi basta olmak uzere emniyet teskilatinin bircok kademesinde bulunan sahislarin Fethullah Gülen grubunun gorusleri doğrultusunda faaliyet gösterdigini açıklamistir. (Ek: 9-11) Bu örgütlenmenin yapilanmasi, eğitim faaliyetleri ve illegalitesi hakkindaki hususlarda itiraflarda bulunmuştur. (Ek:9)

Rafet Yilmaz’in verdigi bilgiler isiginda itiraf ve mektuplardaki konular uzerinde tarafımızdan genis bir arastirma calismasi yapılmış ve ifadelerinin doğrulugu elde edilen belge ve tanik ifadelerinden anlasilmistir. Elde edilen bilgi ve verilere göre operasyona yonelik daha genis bir inceleme ve tespitin yapilmasi amaciyla, makamin emirleri üzerine konu Istihbarat Daire Başkanligi’na aktarilmis, bu birinin yaptigi arastirmalarda da Rafet Yilmaz tarafindan verilen bilgilerin doğru olduğu saptanmistir. (Ek: 20-21).

Devletin temel nizamini dini inanc ve esaslar üzerine oturtmak amaciyla faaliyet gösteren ve stratejik amacina ulasmak için bir örgüt yapilanmasi icerisine giren, siyasal iktidari bir ihtilal hareketiyle ele gecirmek için teorik ve pratik eğitim asamasina giren bu örgütun temel hareket noktasi Said Nursi tarafindan kurulan ve onun çeşitli fraksiyonlarindan biri olan Fethullah Gülen tarafindan organize edilmektedir. Teori, bir siyaşı hareket için gereklidir. Amaca ulasmak için pratigin esas hareket noktasi olarak kabul edilir. Bu grubun nihai hedefi olan siyaşı iktidari ele gecirmek amaciyla çeşitli örgütlenme bicimlerine girdigi gozlemlenmektedir. Örgüt içinde calismis Rafet Yilmaz’in da ifade ettigi gibi mevcut durumdaki amacin, hedefe ulasacak ve devlet kademesindeki belli kadrolara yeterli eleman yetiştirmek olduğu ifade edilmektedir. Bu amacla, devletin varliginin temel koruyucu ve kollayicisi olan emniyet teskilatinda da amaca uygun bir örgütlenmeye gidildigi musahede edilmektedir.

Tarikat yuvalari…

Kuyruklari sikişinca ne yapacaklarini sasirip saga sola saldirmaya kalkişiyorlar. Yillardir din ve inanc ozgurlugunu maske olarak kullandiklari için, gercek kimlikleri ortaya çıktıginda ”saskin ordek” gibi suya daliyorlar.

Aslinda hepsi zavalli. Kendi cikarlarindan başka bir sey dusunmuyorlar. Kuplerini doldurup geleceklerini garantiye aliyorlar. Kirgizistan’da ”dolar” ve ”mark” lari yiyip bitirip, saga sola ”hayir isleri” yaptiklarini yayiyorlar. Ellerinde ibrikle bakan kapilarinda bekliyorlar.

Ama devlet içinde örgütluler. Birbirlerini kollamak birinci görevleri. Eğitimde kilit noktalara kendi adamlarini yerlestiriyorlar. Özellikle ANAP ve DYP içinde kadrolasiyorlar.

Kim bunlar?

Tarikatcilar…

Akevleri Kooperatifi’nin eski Başkanı Suleyman Karagulle ”Islam ekonomi duzeni” maskesi altında bir ”seriat duzeni” ni savunuyor yillardir. Zaman gazetesinden ”Komik Fehmi” nin kayinpederi olduğunu da Cumhuriyet okurlari cok iyi biliyor.

Akevler Kooperatifi Yonetim Kurulu uyelerinden ve hakem listesinde yer alan (9.2.1987’de Izmir 2. Is Mahkemesi’ne verilen belge) Hira Karagulle (Suleyman Karagulle’nin oglu) su anda Kirikkale Universitesi Muhendislik Fakultesi dekanidir. Yine hakem listesinde yer alan Doc. Dr. Mehmet Tekelioglu, Celal Bayar Universitesi Muhendislik Fakultesi dekanidir. Naci Otmanboluk de su anda Balıkesir Muhendislik Fakultesi dekanidir.

Bu kişiler yillarca Izmir 9 Eylul Universitesi’nde eski ANAP’li bakanlardan Ekrem Pakdemirli’ nin olusturdugu makine muhendisligi bölümunde yuvalandilar. Yillarca ”tarikat” iliskilerini burada surdurduler. Atatürk devrim ve ilkelerine, laik cumhuriyete karsi öğrencilerin beyinlerini yikadilar. YOK içinde dal budak saldilar, ”Gardropcu Atatürkculerle” isbirligi yapip 12 Eylul’un ”cuntaci pasalarinin” himayesinde filizlenip boy attilar.

Günlerdir bu tiplerin gercek yuzlerini sergilemeye çalışıyoruz. Kanli Sivas olaylarinin ardından ne denli ikiyüzlü ve ”kani icici” olduklarini ortaya koyuyoruz.

Tek korkulari var bu seriat ozlemcilerinin: Foyalarinin ortaya cikmasi. Biz de bu tiplerin ”gercek Musluman olmadiklarini” , sagi solu dolandirdiklarini, topladiklari paralari yediklerini anlatinca da ”seylerini yirtip” bağırıyorlar:

”Yalan dolan yaziyor Cumhuriyet gazetesi…”

Biz de diyoruz ki:

”O zaman bizi tekzip edin, mahkemeye verin. Ama önce Amerika’dan, Almanya’dan, Suudi Arabistan’dan gelen mark ve dolarlari kimler gonderiyor, isimlerini açıklayin…”

Yanit veriyorlar:

”Hayir vermeyiz. Ancak hakem heyetine veririz…”

Turkiye’de bagimsiz adalet karar verir bu tur yolsuzluklara, hakemler değil…

Akevler Kooperatifi’nde magdur olan 14 kişinin avukati Ahmet Sahin, 1987 yılında bu olayi nasıl anlatmisti; bir kez daha animsatalım:

”Kooperatif, ortak olarak kabul ettigi kişilerin arsalarini el altından satmistir. Ortaklar ev sahibi olmak için girdikleri kooperatifte, arsalarinin gercek degerlerinden daha dusuk gösterilerek satildigini yillar sonra anlamislardir. Bir de garip bir hakem heyeti var kooperatifin. Yasaya göre eger ortakla kooperatif arasında bir anlasmazlik olursa bunu soz konuşu hakem heyeti cozecek. Gelin gorun ki bu hakem heyetinin tumu Akevler Kooperatifi’nin yöneticisi. Listenin basinda da Suleyman Karagulle var…”

Tuzaklarla dolu Akevler Kooperatifi’nin baglantisi eğitime dek uzaniyor. Örgütlu okullar, ogretmenler, YOK içinde filizlenen ”kara irtica” yardımci docentleri dekan yapıyor, profesorluge getiriyor.

Bikip usanmadan anlatacagiz bu tipleri…

Nasıl örgütlendiklerini, gencecik insanlari nasıl Atatürk ve laik cumhuriyet dusmani olarak yetiştirdiklerini belgeleriyle, mahkeme tutanaklariyla sergileyecegiz.

Fethullah Gülen Hocaefendi’ye gelince…

Eski defterin sayfalarini tek tek cevirmeye baslayalim isterseniz. Bir de Özel Yamanlar Lisesi’ne, Istanbul Fatih Lisesi’ne, Nilufer ve Serhat özel liselerine bir bakalim.

Manisa’nın Spil Dagi’nda, Fethiye’de, Avsa’da, Bolu’da kurulan ”tarikat kampları” ni kimler yonetiyor, parasal kaynaklari nereden geliyor, bir arastiralim…

Iyi olur değil mi? 7.8.1993

Tarikat belgeleri…

Bu panik niye?

Tarikat okullarina iliskin haberlerin Cumhuriyet’te yer almasi seriatci cevreleri yeniden telaslandirdi. Uc gundur yerlerinde duramiyorlar. Açıklama ustune açıklama yapip kendilerini savunuyorlar. Diyorlar ki:

”Biz bolgedeki okuma imkani bulamayan zeki Çocuklara cagdas eğitim ortami saglamak amaciyla özel erkek fen lisesi aciyoruz…”

Hangi amacla aciliyor bu özel liseler? Yoksul, ama zeki Çocuklarin okul giderlerini kimler karsiliyor? Ilkokulu bitiren bu Çocuklar askeri liselere nasıl sokuluyor? Bu okullarda okuyan Çocuklara seriat duzeninin bir gun mutlaka kurulacagini kimler anlatiyor?

Istanbul Özel Fatih Lisesi, Spil Dagi’nda kamp kuruyor. Istanbul’dan kalkip Manisa’ya gelmenin ne olduğunu bilmeyen yok. Ellerinde, Arapca yazilmis pankartlar. Sozde Spil Dagi’nda ders çalışıyor öğrenciler. Istanbul’dan 500 kilometre otede kamp kurmanin ne demek olduğunu anlatmaya da gerek yok. Zaten Fatih Lisesi’ni herkes taniyor.

Bursa Nilufer, Ankara Samanyolu, Izmir Yamanlar, Van Serhat liseleri de ”ayni amacli” özel okullar. Elbet bu saydigimiz okullari Milli Eğitim Bakanlığı müfettişleri denetliyor. Ancak Milli Eğitim Bakanlığı’nin yöneticilerinin büyük cogunlugu ”tarikatci” ve onlarin korumasi altında saydigimiz okullar.

Isterseniz bir ornek verelim:

Izmir Özel Yamanlar Lisesi’nin binalari ”seriat yuvasi” olarak adlandirilan Akyazılı Dershanesi’nindir. Selale Özel Eğitim Yayincilik Ticaret Limited Sirketi, Akyazılılar Dershanesi’nden bu binalari kiralamistir. Özel Yamanlar Lisesi, Selale Limited Sirketi tarafindan yonetilmektedir.

Akyazılı Dershanesi’nin Maltepe Askeri Lisesi’ne sahte saglik raporuyla öğrenci soktugu da Izmir DGM tutanaklarindan anlasilmaktadir. Öğrencilerin ifadesi ve iddianamede bu açık secik bellidir. O zaman anlasiliyor ki Selale Limited Sirketi’yle Akyazılılar Vakfi arasında organik bir bag vardır.

Fethullah Gülen Hoca’ya gelince:

Fethullah Hoca, 1975 yılında Kemalpaşa’nin Yigitler Koyu’ndeki ”Nurcu Kampı” ni yoneten kişidir. O tarihte yakalanmis ve yargilanmistir. Yine Fethullah Gülen, ANAP içinde kimi eski bakan ve milletvekilleriyle siki iliski içinde olmuştur.

Kimse bunlara dur diyemiyor

Kimi vakiflarin kurdugu özel okullar. Bu okullarin arkasinda olan kurum ve kuruluslar. Okullara parasal destek
veren tasrali isadamlari. Tum bunların arkasinda olan ”malum gazete” ile malvarligi trilyonlari buldugu söylenen
bir hoca. Tehlike giderek tirmaniyor. Gazeteleriyle, televizyonlariyla laik cumhuriyete karsi tavirlarini giderek
arttiriyorlar.

PKK terorunu sihlarla, seyhlerle, hocalarla, tarikat liderleriyle cozmeye calisan ve durmadan teori ureten
karayobazlar, kendi kişisel cikarlariyla birlikte hedeflerine adim adim ilerliyorlar. Şimdilerde Terorle Mucadele
Yasa Tasarisi’nin anayasaya aykiri olduğunu one sürenler, TCK’nin 163. maddesinin hortlayacagini yazip ciziyorlar. Universiteleri medrese ve tekke yapmak isteyenler, sozde bilim adamlarini da konuşturup kamuoyu olusturma amacindalar.

Şimdi DGM tutanaklarina bir goz atalım… Esas: 1987/86-Karar: 1988/72 sayili dosyadan bir bölüm: ”…Toplanan delillere ve dosya icerigine nazaran suclari sabit gorulen bu saniklarin eylemleri, sanik vekillerinin savunmalarinda belirttiklri gibi munferit olarak Maltepe Askeri Lisesi öğrencilerine Nur Risalesi okumaktan ibaret değildir. Gerek suclari sabit gorulen bu saniklar ve gerekse daha önce haklarinda ayni suctan mahkumiyet karari verilip kesinlesen İbrahim Belge ve Nihat Ozdemir organize bir teskilat olusturup bilincli olarak görev taksimi yapmislar, kendilerinin benimsedigi Nurculugu ileride yuksek mevkilere gececek
genclere asilamak için faaliyete gecmisler ve bu faaliyetleri cumlesinden olarak: Önce ortaokullarin son siniflarinda okuyan ve basarili olan fakir aile Çocuklarini tespit etmisler, onlara sizleri fen liselerine ve askeri liselere sokacagiz diye kurs vermeye başlamışlar, bu arada yavaş yavaş onlara Nur risaleleri okumak, dini konularda konuşmalar yapmak süretiyle Nurculugu benimsetmeye başlamışlar. Maltepe Askeri Lisesi’ni kazanan öğrencileri bizzat Izmir’e getirmisler, Izmir’de karsilamislar, onlara yatacak yer temin etmisler, raporlari ile mesgul olmuslar, öğrencileri önce özel doktora muayene ettirmisler, rahatsizligi tespit edilenler yerine saglam öğrencileri muayeneye gondermek süretiyle sahte saglam raporlari alip öğrencilerin Maltepe Askeri
Lisesi’ne girmelerini temin etmisler, okula baslamalarindan sonra da öğrencileri rahat bırakmayip onlari Konyalilar, Ankaralilar gibi gruplara ayirip aralarinda pay etmisler, öğrencileri çeşitli semtlerdeki evlere dikkat cekmemek için kiyafetlerini önceden degistirerek kendi vasitalari ile götürmüşler, o evlerde onlara Nur Risaleleri okumuslar, açıklamislar, bu duzenin iyi olmadigini, ileride bu duzeni degistirip seriat duzeni getireceklerini, ileride yuksek mevkilere geldiklerinde bu konuda kendilerine yardımci olacaklarini, şimdiki subaylarin dinsiz olduğunu, kendilerinin dinlerine bağlı yetişmelerini, laik duzeni kaldirip Islami devlet kurmak
için bunun sart olduğunu asilamaya başlamışlardir.”

DGM tutanaginda ayrica ”Bu duzen iyi bir duzen değildir. Ileride bu duzeni de degistirerek seriat duzeni getirecegiz” diyen Fatih kod adli İbrahim Belge ‘den soz edilmekte ve söyle denilmektedir.

”Biz bu toplantilarda Fethullah Hoca’nin kasetlerini de dinledik.”

Tarikat kampları yurdun dort bir yaninda gencecik insanlarla dolu. Atatürk ve laik Turkiye Cumhuriyeti dusmani seriatcilar bu kamplarda ortaokul ve lise cagindaki öğrencilerin beyinlerini yikiyorlar.

Kimse bunlara ”dur” diyemiyor. Kimse kanli Sivas olaylarindan ders cikarmiyor… 8.8.1993

Medrese eğitimi mi?

Bugun kimi universitelerde laik duzene ve bilime meydan okuyan rektorler ve ogretim uyeleri kimden destek görüyorr; bu kişileri kimler koruyup kolluyor?

Universiteler, laik cumhuriyetin birer bilim kurumu olduğuna göre, oralara yerlesen ogretim uyeleri, cagdisi kafalariyla bu ulkenin genclerini hangi amaclari doğrultusunda egitecekler?

Son bir yil içindeki gelismeleri dikkatle izlemenizde oldukca yarar vardır. Biz bu kosede bikmadan, usanmadan Turkiye’deki ”tarikatci gelismeleri” aktarmaya çalışıyoruz. Bu gelismelerin laik cumhuriyete karsi bir eylem hazırligi olduğunu, bu isin de bilim kurumlari olan universitelerden baslatildigini yaziyoruz.

Salt universiteler mi?

Hayir!

Kimi vakiflarin kurdugu özel okullar. Bu okullarin arkasinda olan kurum ve kuruluslar. Okullara parasal destek veren tasrali isadamlari. Tum bunların arkasinda olan ”malum gazete” ile malvarligi trilyonlari buldugu söylenen bir hoca. Tehlike giderek tirmaniyor. Gazeteleriyle, televizyonlariyla laik cumhuriyete karsi tavirlarini giderek arttiriyorlar.

Sanliurfa’daki Harran Universitesi’nde olup bitenleri acaba bu ulkenin Basbakani, Milli Eğitim Bakani, YOK Başkanı biliyor mu?

30 yildir Nurculugun gelismesinde büyük caba harcadigi one surulen Abdulkadir Badilli ile Diyanet Isleri Başkanligi’nca kurulan Istanbul’daki Haseki Eğitim Merkezi’nde ”fikih ve hadis” dersleri veren eski Sanliurfa Muftusu Halil Gonenc’ e Harran Universitesi neden ”Fahri Ilahiyat Doktoru” unvanini vermiştir?

Harran Universitesi Rektoru bir medresenin ya da tekkenin basinda değildir. Rektorun kimligini bilim adamlari cok iyi bilmektedir.

Turkiye Cumhuriyeti Harran Universitesi’nde yasanan bu cagdisi olay, insanin tuylerini diken diken etmektedir. Iki Nurcu, Turkiye Cumhuriyeti Harran Universitesi’nden onursal doktora aliyor ve tum basin gozlerini kapayip olup bitenleri sadece izliyor.

Neyin adina?

Dusunce ve inanc ozgurlugu için mi, yoksa demokrasi ve insan haklarina saygili olduklari için mi? Universiteler bir donem, demokratik duzene darbe duzenleyen Kenan Evren’ e de onursal hukuk doktorlugu vermek için yarisa başlamışlardi. Ayni yontemi, 1983 sonrasi Turgut Ozal’ a, birkac ay önce de CumhurBaşkanı Suleyman Demirel’ e uygulamislardi.

Turkiye’de PKK teroru ulkeyi ne denli bolmek istiyorsa karayobazlar da gazeteleri ve televizyonlariyla laik duzeni devirmek için o denli harekete geciyorlar.

Tehlike giderek buyuyor…

Dumlupinar Universitesi Senatosu’nun bildirisini okudunuz, pek cok universitede olup bitenleri bu kosede zaman zaman izlediniz…

Universiteleri medrese ve tekke yapmayi amaclayan bir dusunce, bilim kurumlarina giderek egemen oluyor. Laik bilim kurumlari Said-i Nursi’ nin muritleri tarafindan kusatiliyor. Nurcular onursal doktora verilerek odullendiriliyor. Atatürk’ un kurdugu laik Turkiye Cumhuriyeti’nin temeline dinamit konuluyor.

Adamlar açık açık söyle diyor:

”Guneydogu’ya ayri bir eğitim modeli uygulansin…”

Nedir bu model?

Said-i Nursi’nin eğitim anlayisi…

Van’daki Serhat Özel Lisesi, Akyazılılar Vakfi’nindir. Bu okulda neler olup bittigini belki Milli Eğitim Bakanlığı müfettişleri bulup cikarirlar.

Sadece Van’daki Serhat Özel Erkek Lisesi mi?

Söyle bir arastirilsin, tarikatlarin kurdugu özel liseler bir bir saptansin, göreceksiniz neler cikacak…

Elbet bir de universitelere el atilmali. YOK, bilim yuvalarinin ne hale geldigini kis uykusundan uyanip gormeli.

Oralarda, bilim kurumlarinin nasıl cagdisi bir yapiya kavusturuldugunu saptamali. Evet, dun 10 Kasim’di. Bagimsizlik savasimizin, 1923 Devrimi’nin onderi Mustafa Kemal’in olumunun 55. yiliydi.

Iste Atam, olumunden 55 yil sonra, bize emanet ettigin laik Turkiye Cumhuriyeti’nin görünümu böyle. Seni cok uzdum biliyorum.

Ama gercek de bu.

Ne yapayim?.. (11.11.1993)

Kurnaz tilki…
Tarikatcilar isi azittikca azitiyorlar. Laik cumhuriyete karsi saldirilarini giderek yogunlastirirken PKK terorunun kokunu kazimak bahanesiyle ”tarikatlara” yol gösteriyorlar.

Amaclari PKK terorunu onlemek için cozum uretmek değil…

Nedir amaclari?

Laik cumhuriyeti yikip yerine dini esaslara dayali ”seriat devleti” ni kurmak…

Yeni bir slogan urettiler şimdilerde:

”Müslümanlar kardestir…”

Hayir!

”Insanlar kardestir…”

Diyorlar ki:

”Böyle bir ortamda daha cok Naim hocalara ihtiyac var…”

PKK terorunu sihlarla, seyhlerle, hocalarla, tarikat liderleriyle cozmeye calisan ve durmadan teori ureten karayobazlar, kendi kişisel cikarlariyla birlikte hedeflerine adim adim ilerliyorlar.

Şimdilerde Terorle Mucadele Yasa Tasarisi’nin anayasaya aykiri olduğunu one sürenler, TCK’nin 163. maddesinin hortlayacagini yazip ciziyorlar. Universiteleri medrese ve tekke yapmak isteyenler, sozde bilim adamlarini da konuşturup kamuoyu olusturma amacindalar.

Ne diyorlar?

Söyle:

”Saglikli ortamlarda Müslümanlarin gelismesinden urkenler, Müslümanlari terorle ayni kefeye koymak istiyorlar. Yani getirilecek 8. madde teknik olarak 163’ten daha tehlikeli..”

TBMM’ye verilen Terorle Mucadele Yasa Tasarisi’nin 8. maddesindeki eski bicimine bakalim önce…

”Hani yontem, maksat ve dusunce ile olursa olsun, Turkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ulkesi ve milletiyle bolunmez butunlugunu bozmayi hedef alan yazılı ve sozlu propaganda ile toplanti, gösteri ve yuruyus yapilamaz. Yapanlar hakkinda 2 yildan 5 yila kadar agir hapis ve 50 milyon liradan 100 milyon liraya kadar agir para cezasi hukmolunur…”

Eski bicimi böyle…

Ya yeni bicimi?

Sadece ”cumhuriyetin laik niteligini” tumcesi eklenip söyle oluyor 8. madde:

”Hangi yontem, maksat ve dusunce ile olursa olsun, Turkiye Cumhuriyeti Devleti’nin seklini, cumhuriyetin laik niteligini…”

Tarikatcilarin sadece ”laik cumhuriyet” tumcesi uzerinde durup 8. maddeyi TCK’nin 163. maddesiyle esdeger kilmalarinin nedenini hiç dusundunuz mu?

Kepenk ve kontak kapama eylemlerini bile ”suc ogesi” sayip teror kapsamina alan Terorle Mucadele Yasasi’nin eski bicimine goz yuman tarikat odaklari ”laik cumhuriyet” denildiginde neredeyse ayaklanacaklar…

Iste bunların demokrasi ile kişi ve temel hak ve ozgurluklerine bakişinin en somut ornegi bu yazdiklarimiz…

”Laik cumhuriyet” denildigi zaman ”Müslümanlara baski yapiliyor” yaygarasini basan bu karayobazlar gazeteleriyle, televizyonlariyla ortaligi ayaga kaldiriyorlar. Ardından da ”laikligin tarif edilmesi gerekir” diyorlar.

Yuzlerine ”demokratiklesme” maskesi takanlarin amaclarinin ne olduğunu Cumhuriyet okurlari cok iyi bildigi için uzun uzun anlatmaya gerek yok. Laik cumhuriyetten korkan ve bu nedenle ”Boluculerle dindarlari ayni kefeye koyuyor” diyenlere bir cift sozumuz var.

Biz söyle diyoruz:

”Antidemokratik yasalarla, baskilarla gazetelere getirilen yasaklarla teror onlenemez. Terorun recetesi demokratiklesmedir…”

Haydi bakalim sizler bu konuda neler dusunuyorsunuz, söyleyin?

Hocalari, seyhleri, sihlari Guneydogu’daki PKK terorunu cozmek için yola cikarmaya, tarikat vakiflarini Milli Eğitim’e bulastirmaya calisan ”karayobazlar” medrese ve tekke eğitimini gundeme getirmek için yarisa gectiler.

Terorle Mucadele Yasasi’nda yer alan ”laik cumhuriyet” tumcesini kaldirmak için harekete gecen bu cevrelerin tek amaci vardır unutmayin:

”Laik cumhuriyeti yikmak…”

Bu nedenle halk deyisiyle ”farfara” yapıyorlar. Demokratiklesmeyi kendilerine ”siper edip” kurnaz bir tilki gibi ortalikta dolasiyorlar.

Farkinda misiniz? 14.11.1993

Tarikatlara ödün üstüne ödün verildi
Fethullah Efendi’nin okullarinda kaliteli eğitim veriliyormus. Kaliteli eğitim veriliyor diye adamin cumhuriyet, laiklik ve Atatürk dusmanligini gormezden mi gelecegiz?.. Bir dusunceye en büyük zarar, o dusuncenin yaninda yer alinarak verilir. Takiyyeci Fethullah da oyle yapıyor.

Fethullah’la Turk cumhuriyetlerinde seriat, Iran seriati onlenemez; zira Fethullah’in kendisi bizzat Iran yanlisi ve Iran’in yapmak istediginin aynisini yapıyor. Okullara Turkiye’den bol miktarda gerici yayin goturulmus. öğrenciler ; bu yayinlarla kosullandirilip yetiştiriliyorlar.

F ethullah Gülen cemaatinin Orta Asya cumhuriyetlerindeki okullarinda neler oluyor. Bugun bu konuya girecegim. Ogretmen Secaattin Elikci yillar önce Fethullahci okullari anlatiyor.

Atatürk, Turkiye Cumhuriyeti’nin ulasmak istedigi hedefi cagdas uygarlik olarak göstermistir. Cagdas uygarliga ulasmadaysa akla ve bilime öncelik tanimistir. Büyük onder gelismenin onundeki en büyük engelin gericilik olduğunu açıkca belirtmistir.

Gericiligin yuvalanma, buyume, gelisme ve guclenme yerleri, hiç kuskusuz, çeşitli tarikatlara bağlı tekke ve zaviyelerdi. Cumhuriyetin bu karanlik yuvalariyla bir olamayacagini bilen ve anlayan büyük dahi, birer miskinlik ve tembellik yuvasindan başka islevi olmayan bu ortacag kurumlarini ikileme bile dusmeden kararli bir şekilde kapatmis, tarikatlarla ilgili olarak da su ozdeyissel sözleri söylemistir:

”Efendiler ve ey ulus, biliniz ki, Turkiye Cumhuriyeti seyhler, dervisler ve mensuiplar memleketi olamaz. En doğru, en gercek tarikat uygarlik tarikatidir. Uygarligin buyrugunu ve istedigini yapmak insan olmak için yeterlidir.”

Şimdi, birtakim politikacilar, devlet yöneticileri Atatürk’un Genclige Hitabesi’ndeki aymazlik ve sapkinlik uyarisina aldirmadan tarikat seyhlerine odun ustune odun veriyorlar. Devleti ele gecirme savini sik sik yineleyen bir tarikati ilimli(!) olarak tanimliyorlar. Oysa ki Siyasal Islam’in ilimlisi olmaz. Her turlu tarikatin nihai eregi devleti ele gecirmek ve ortacag yasalarini, yasam bicimini topluma dayatmaktir. Bu tarikatlardan herhangi birisinin basarili eğitim vermesi, onun yasadisi emellerinin gormezlikten gelinmesini zorunlu kilmadigi gibi, onu mesru da kilmaz.

Devletin en onemli can damarlarina sizmasini bilen tarikatin lideri, muritlerine acele edilmeden ve zayiat verilmeden hedefe ulasmaktan soz ediyor. Sayin Basbakan da kendisine bu durumla ilgili sorulan soruya ”Itham edilen tarafin yanitina göre tavir alinacagini” söylüyor. Hayret doğrusu!.. Ne ithami? Adam her seyi açık secik söylüyor, ortada tiyatro oynatilmiyor. Dublor de yok. Olayi carpitmaya, ulusun gozunden kacirmaya calisanlar alemi aptal, kendilerini de dahi mi zannediyorlar?..

Neymis efendim? Fethullah Efendi’ nin okullarinda kaliteli eğitim veriliyormus. Kaliteli eğitim veriliyor diye adamin cumhuriyet, laiklik ve Atatürk dusmanligini gormezden mi gelecegiz?.. Bir dusunceye en büyük zarar, o dusuncenin yaninda yer alinarak verilir. Takiyyeci Fethullah da oyle yapıyor. Birtakim politikacilari, devlet adamlarini aldatarak en büyük emellerini yurtdisinda, özellikle de Orta Asya’da gerceklestiriyorlar. Bu okullarda Atatürk vitrin, bayragimiz, dusuncelerinin ambalaji, marsimiz ve dilimiz de arac olarak kullaniliyor. Oralarda seriat Arapcayla ogretildiginde kotu, Turkceyle verildiginde iyi mi olacak? Böyle
sahte kuramlarla goz boyayiciligin cambazligini yapanlar gercek Atatürkculere dinozor diye saldirmiyorlar mi?

adasim odemek istemedigini görünce, himmet davasi (cemaat içindeki bir cesit seriat mahkemesi- F.B.) acmislar, odemeye mecbur bırakmEsnaftan zorla para topluyorlar

Somutlamak gerekirse, radikal Islamci Selam gazetesi, Eylul 1997’de Gülen hakkinda birkac gunluk dizi yazi
yayimladi. Bagnaz Islamci Akit gazetesindeki bir kose yazari, ”Papa-Gülen” bulusmasini sert bir dille ve Islami
zeminde elestirerek; ”Islam siyaseti, her turlu makyalevizmin ustundedir” mealinde bir ibare kullandi. Kadiri
tarikati mursidi Haydar Bas, cemaatin yayin organi Yeni Mesaj gazetesinde, Papa bulusmasi munasebetiyle, Gülen ve Cemaatine açık bir mektup yazdi.

Arastirmaci-yazar Faik Bulut , Fethullah Gülen’in maskesini dusurdu. Bulut, o nedenle Fethullahçılardan yogun tepki aldi… Faik Bulut, “Kim Bu Fethullah Gülen” kitabında (Ozan Yayincilik) gozlemlerini söyle aktarıyor; Fethullah Gülen ve çevresi, son yillarda kamuoyunu en cok mesgul eden bir camiayi temsil eder. Sabah gazetesinde Gülen hakinda yazi dizisi yapan Hulusi Turgut’un saptamasina göre, ”Turkiye ve yurtdisinda yaklasik 20 bin medrese ve okulu” bulunan Nur hareketi hakkinda olumlu ya da olumsuz gorus belirtenler olmasi cok olagan. Bu gelismenin olumlu yani cokca tartisildi basin ve medyada. Fakat, yaratilan
”imaji” olumlu bulmayip, kuskuyla bakanlarin varligi da bir gercek. Okullarin acilma gayesi, Altin Nesil’ in ne yapacagi, gelecekteki rolu, Gülen ve çevresinin gercek amaci vs. gibi meseleleri irdeleyip sorgulayanlar bulunuyor bu toplumda. Son ornegini, RP’nin yayin organi konumundaki Kanal 7 televizyonunda ”Sozun Ozu” adiyla program yapan Nazli Ilicak’ in 23 Subat 1998 gunku açık oturumuna katilan Istanbul Büyüksehir eski Belediye Başkanı sosyaldemokrat Nurettin Sozen’ in söyledikleri teskil ediyordu. Sozen, ”okullarin amacina iliskin kuskularini” dile getirdi. 25 Subat 1998 gunu Kanal D’de Guneri Civaoglu tarafindan hazırlanan ”Durum” programinda konuşan emekli general Kemal Yavuz, ad vererek, ”Fethullah Gülen’in kim ve ne adla, hangi yetki ve sifatla Papa ile bulustugunu, Vatikan’daki Turkiye Büyükelcisi’nin nasıl bir gerekceyle kendisini resmi
protokolle karsilayip agirladigini” sordu. ”Kuskucu” kesimin sadece laik ve Kemalist askeri cevrelerden geldigini söylemek olanaksiz. Tersine, kimi Islamci/dinci cevrelerle bazi ulkuculer kafalarindaki sorulari açıkca seslendiriyor.

Ulkuculere göre, Gülen’in ”Turklugu yayiyorum, Turkce’yi dunyaya ogretiyorum” gerekcesiyle yurtdisindaki cemaat okullarini savunmasi, tatmin edici ve samimi değil. Cunku, orada ogretilen Turkce olmaktan ziyade Ingilizcedir. Gülen, gecen yillarda ”basortusu teferruattir” kabilinden bir soz söyleyince, basta ”turban takma” mucadelesi veren öğrenciler olmak uzere, hem Refahli kesimlerden hem radikal Islamcilardan açık-kapali elestiriler aldi. Islamci Cuma dergisi, tepkişini, habere elestirel yaklasimini kapak konuşu yaparak disa vurdu. Somutlamak gerekirse, radikal Islamci Selam gazetesi, Eylul 1997’de Gülen hakkinda birkac gunluk dizi yazi yayimladi. Bagnaz Islamci Akit gazetesindeki bir kose yazari, ”Papa-Gülen” bulusmasini sert bir dille ve Islami zeminde elestirerek; ”Islam siyaseti, her turlu makyalevizmin ustundedir” mealinde bir ibare kullandi.

Kadiri tarikati mursidi Haydar Bas, cemaatin yayin organi Yeni Mesaj gazetesinde, Papa bulusmasi munasebetiyle, Gülen ve Cemaatine açık bir mektup yazdi. Sakarya’da bulunan Naksi dergahinin bir kurulusu olan Hakikat dergisi, ”dinlerarasi diyalog” u baslatan Gülen ve çevresini kastederek, ”Nurcular” deyimine kafiyeli bicimde, ”Narcilar” (cehennemlikler, cehennemde yanacak olanlar) ibaresini kapaktan anons etti. (bkz; Hakikat, Kasim 1996)

Nurcular nasıl para toplar?

Ayni dergahin ve Hakikat Vakfi’ nin kurucu yöneticisi Omer Ongut ise Gülen ve cemaatini kastederek, para/ bagis toplama meselesinde su iddialara yer verdi: ”Fethullah (Gülen) böyle değildi. Davetlerden, ziyafetlerden kacinirdi, yemezdi. Allah-u Teala da onu muhafaza ederdi. Bunu biliyorum. Ama sonra bu haramlara karisti. Nam ve sohret için oruclu orucsuz insanlara gösteris davetleri verdi. Mini etekli hanimlar hizmetinde sohret, nam ve gösteris…” (bkz; Omer Ongut, Hakiki Müslümanlar ve Sahteleri, s. 18, Hakikat Nesriyat, 1996, Istanbul).

Sakaryali Naksi seyhi Ongut Hoca, ”Onlar ahiret karsiliginda dunya hayatini satin alan kimselerdir” (Bakara: 86) mealindeki ayete dayanarak, Gülen çevresini, ”Böyle haram mahallere iftar ismini vermis” olmak ve ”iftarlari alet ederek mini etekli hanimlarla oruclu olanlarin da orucunu bozmak” la (bkz; age, s. 18-19) sucluyor.

Omer Ongut’un Nur cemaatine iliskin suclama ve iddialari bununla kalmiyor, kendi deyimiyle ”misallere” yani orneklemelere dayaniyor. Söyle ki: ”Bir taraftan iftar verecegiz diye oltayi atiyorlar. Bir taraftan halkı kaz gibi yoluyorlar. Diger taraftan, keyfi yollarla israf ediyorlar. O da haram, bu da haram; bunların neresi Islam?

Yemege davet ediyorsunuz, gelenlerden para topluyorsunuz veya senet aliyorsunuz, senedi odeyemeyenleri de icraya veriyorsunuz.

Hadi din kurdunuz, Allah’tan korkmuyorsunuz. Halktan da utanmiyorsunuz. Biraz yemek verdim diye kişinin hanesini sonduruyorsunuz. Bir de bunu Islam dinini alet ederek yapıyorsunuz. Bu, Islam dininde hiç gorulmus mudur? Bu, ancak Nurculuk dinine yakişir.

Eskiden padisahlar ve zenginler davet ederlerdi. Gelenlere dis kirasi diye para verirlerdi. Siz hem davet ediyorsunuz, yemeginizi yiyenin de dislerini sokuyorsunuz. Bu Islam dini ile nasıl bagdasir? Hiç böyle bir sey gorulmus mudur? Ancak bu, kurdugunuz Nurculuk dininin, dinden cikmis turemelerinde görülüyor. Bu narcilik mi, Nurculuk mu?

Size ibret maksadi ile birkac misal veriyoruz. Bunlar icab ettigi zaman mahkemede hepsi açıklanacak. Gayemiz halkı, boluculerin gaspciligindan kurtarmaktir.

1) Izmir’de bir gun bir arkadaş Nurcularin davetine icab ediyor. Dedi ki: ‘Her zaman olduğu gibi cazgirlarin ‘benden bu kadar, benden bu kadar’ fasli bittikten sonra tahsildarlar makbuzlarla ve hazırlanmis senetlerle cikiyorlar. Sira ile. Sira bize geldi. Bana da ‘ne veriyorsun’ demiyorlar. Sormadan, ‘bu, su kadar verir’ diye kendileri yaziyorlar. Bu cok büyük bir rakamdi. Bana da halkın içinde imzalattilar. Ben, isteksiz imzaladim. Bundan rucu (geri donme/vazgecme) edebilir miyim?’

Edersin. Zira, isteksiz verilen sey zaten haramdir. Fakat (bagis diye imzalattirilan senedin bedelini) vermezsen, hemen icraya verirler. Eskiden eskiyalar dagda soyarlardi. Bunlar da masada soyuyorlar…”

2) ”Cankiri’dan diger bir arkadaş dedi ki: ‘Bizden de talepte bulundular, bir seyler vaadettik. Gunu geldi, tahsildarlar geldi. ‘Ben böyle vaadetmemistim’ dedim. Bu, ‘bu yuku kaldirir’ demisler, bir o kadar daha ilave ederek vaadettigimin ustunde (bir meblag) yazmislar. Istemedigim halde, benden aldilar.’

3) Izmit’ten bir arkadaş dedi ki: ‘Gazeteci olmam hasebiyle davetlerine gidiyorum. ‘Benden su kadar, benden bu kadar’ derken bir arkadaşin da kiymetli bir saati var. Her toplantida ‘benden de su saat’ diyor. Fakat ikinci toplantida gene ayni saat cikiyor…’

4) Yine Izmir’den bir kardes anlatti: ‘Bir alis-veris neticesinde vakif tarafindan bana ciro edilen birkac senedi elden tahsil ettim. Tahsile gittigimde borclulardan biri; ‘Bu, esasinda benim borcum değil. Beni yemege cagirdilar ve orada yemek sonrasi açık arttirma seklinde; ‘benden su kadar, ondan bu kadar’ diyerek cazgirlar vasitasiyla bu senetleri aldilar. Inanin su an bu senedi odeyecek gucum yok. Ama bulup bulusturdum, borc aldim, sana veriyorum’ dedi. ‘Bu parayi niçin vermiştin’ dedigimde, ‘zekat olarak’ verdigini söyledi. Ben de zekatin bu şekilde verilemeyecegini söyledim. ‘Vallahi mahcubiyetimden verdim’ dedi.’

5) Ankara’da iki arkadaşa senet imzalatmislar. Senetleri odemeyince icraya vermisler. islar.

Yine, bir kardesimiz nakletti: ‘Simsarlar esnafi davet etmeden evvel okullarinin salonlarini gayet güzel susluyorlar. Gelecek olanlar zengin ise, suslemeye daha bir onem veriliyor. Her simsar sehrin bir bolgesini aliyor ve orada tanidigi esnaf, tuccar… Gozune kestirdigi kişileri davet ediyor, ilk önce yemekler yeniyor; sonra, özel olarak hazırlanan ust kata cikiliyor. Burada video ile yaptiklari icraatlari anlatip ovunuyorlar: ‘Biz söyle hizmet ederiz, böyle büyük cemaatiz’ kabilinden. Sonra simsarlardan biri esnaftanmis gibi kendini göstererek, ‘Bunlar büyük is yapıyorlar, benden su kadar milyar’ diyor. Her toplantida böyle acilisi
yapan birini bulunduruyorlar. Bir simsar da hep ‘milyarlik’ acilis yapıyor. Sonra her misafire kağıt veriliyor ve odeyecegi parayi yazmasi isteniyor. Herkes bir sey yazdiktan sonra, kağıtlar toplaniyor ve mikrofonun basinda duran simsara hepsini veriyorlar.

Simsar basliyor herkesin adını ve yazdigi miktari okumaya. Böylece her seyi ilan ediyorlar. Bu sırada başka bir simsar mikrofondan duyulacak şekilde tanidigi kişiler için söyle bağırıyor: ‘O daha fazla verebilir. 5 milyon mu yazmis; yapin 8 milyon’. Tabii bu arada 5 milyon taahhut eden kişi kipkirmizi kesiliyor. Sirayla butun isim ve meblaglar okunuyor, planli oyunlar tezgahlaniyor ve is geliyor senetleri imzalamaya. Herkese, verecegi miktara göre senet imzalattiriyorlar. Sonra zamani gelince de kurt gonullu olarak paralari almaya gidiyorlar.’

Onlarin butun faaliyetleri Nurculuk dinini kuvvetlendirmek için; halk ise, bunların Islam dininde olduğunu zannediyor.

Bunu yalnizca Nurcular yapmiyor, Suleymancisi da Refahcisi da yapıyor… (bkz; Ongut, age, s. 20-27)

Yeri geldi, deginelim; iddialarin doğru olup olmadigini saptayacak durumda değiliz. Ancak, bizzat Omer Ongut Hoca’yla gorusmemizde, bize, ”bunların bir kismi dava konuşu oldu, ama bir sey tutturamadilar” dedi.

Benzer bir olayi, Adiyamanli isadamlarinin Ocak 1998’teki toplantisina katilip, ”Fethullah Hoca çevresinden bazilari, bir gecede trilyon topladi; ben de 500 milyon TL verdim” diyen kişi anlatti. ”Peki, neden verdin, onca evsiz barksiz kurt gocmeni var, onlara yardım edemez miydin?” sorusuna, ”Vallahi, nasıl olduğunu ben de anlayamadim.” seklinde yanit verdi. Kuskusuz, bu da tanik olmadigimiz bir iddia, ama iddialarin benzerlik tasimasi ilginc.

Hoca’nin okullarinin hikayesi

Fethullah Gülen, emekli bir vaiz. Resmi kayitlarda “emekli maasi” ile geciniyor. Bu yuzden, onca okulun yasal sahibi değil, olamaz.

Gelgelelim, yakin-uzak çevresi veya kendine gonul vermis kimselerin kurdugu okullarin, ”kendi nasihat ve tavsiyesi” ile hayata gecirildigini belirtiyor Gülen. ”Okullari devlete devretmeye hazırim” diyecek kadar da sahipleniyor. Ayrica, basin ve medyadaki dizi yazi/programlar da ”Fethullah Gülen ve Okullari” adiyla kamuoyuna duyuruluyor. Bu yuzden, kurucusu olmasa bile, ”fikir babasi, tesvik edicisi, manevi oncusu” olduğu yolunda genel bir mutabakat var kamuoyunda.

Bu bir yana, Gülen’e atfedilen okullarda okuduktan sonra, ”gercegi gorup” oralarda faaliyetleri anlatan iki öğrencinin basin açıklamasi, toplumda yanki yaratti.

Okullarda neler oluyor?

Peki, ya tartismaya neden olan okullara iliskin iddia/anlatim/suclamalar ne? Onu da, anilan iki öğrenciyle yapilan söylesiyi iceren ve Istanbul Universitesi basimevinde 1998’de basilan, ”Hoca’nin Görünmeyen Yuzu: Okullari” isimli kitaptan alintiliyoruz:

”Bugun ortaya cikarak, yillarca birlikte yasadigim bu cemaatin aldatmacalarini ortaya koymanin altında iki onemli neden var:

1. Onlarla birlikte olduğum süre boyunca yapilan baski ve zorlamalar sonuçu, iki bucuk yil depresyon tanisiyla tedavi görmüş olmam… Benzer bir durumu halen yasamakta olan bir diger öğrencinin babasini tanimam. 2. Din adina korkunc bir somuru duzeni kurarak, insanlari aldatan ve toplumu ortacag karanligina goturmek isteyen bu salgina, vatanini ve degerlerini seven bir kişi olarak dur diyebilmek…

Okulun en basarili öğrencisi olarak 2. ve 3. siniflarda Imam-Hatip Ortaokullari bilgi yarismasinda yer aliyordum. Son sinifta okulun yakininda bir evde yasayan bazi agabeyler, bizimle ilgilenmeye başladılar. Bizi evlerine davet ederek, ‘derslerimize yardım edecekelerini’ söylüyor, ayrica bize cok hos ikramlarda bulunuyorlardi.

1989-90 ogretim yili boyunca evlerinde bize ders veren bu agabeyleri, siniftaki bir arkadaşim araciligi ile tanidim. Saatlerce bize ders anlatir, bilmediklerimizi ogretir, bu arada sohbet ederlerdi. Bu agabeylerin, bizi calistirmalari karsiliginda maddi hiçbir sey istememeleri bizim için bulunmaz firsatti. Verdikleri derslere devam eden 6-7 öğrenciydik.

Birgun geldi, ‘neden böyle bize iyi davrandiklarini’ sordugumuzda; ‘Bizler okullarimizi bitirdigimizde ogretmen olmak istiyoruz. Sizlere ders anlatarak deneyim elde ediyoruz’ dediler.

Sozunu ettigim agabeyler, bana ilimli olmayi ogrettiler: Bizlere verilen eğitimin amaci Imam-Hatip okullarinda da, Fethullah cemaatinde de ayniydi. Yani, Islami bir toplumu yaratmak… Islam devleti kurmak. Bu amaca ulasmada yol ve yontem farkliydi. RP ve onun gibi tanimlayabilecegimiz radikal gruplar,kendilerini söylem ve faaliyetleriyle ortaya koyarken; F. Gülen cemaati, cok daha yumusak ve ilimli bir goruntu cizmeye çalışıyordu. Toplumsal tepki ve engellemeyle karsilasmamak için, bize ogretilen yontem ‘nabza göre serbet verme’ anlayisi idi.

Diger insanlar, ‘Islamda kadinla tokalasmak haramdir’ deyip kadinlarla tokalasmazlarken ve bir bakima zihniyetlerini açıkca ortaya koyarken, bizim cemaatin elemanlari-insanlari tarafindan kabul gormek için -kadinlarla birarada olmaktan kacinmazlar…

Bu durumu başka bir ornekle daha açıklamak istiyorum: Mesela, Isik Evleri’nde kalan biz Nur talebeleri için, coca-cola icmek kesinlikle haramdir. Fakat cemaate yeni girecek veya yeni girmis insanlarin evine gittigimizde, bize ikram edilen cola’lari, ‘haram ‘ diyen agabeyler, bizden önce davranir icerlerdi. Daima uyumlu ve ilimli bir goruntu vermek tedbir olarak vasiflandirilir.

Agabeylerle olduğumuz 9-10 ay süresinde, bizden hiçbir sey istemediler. Oylesine siki bir tedbir uyguluyorlardi ki, o insanlari onca süre taniyor olmamiza ragmen, namaz kildiklarini, Zaman gazetesi ve Sizinti dergisi okuduklarini, Fethullahci olduklarini anlamamistik. Bunları, geriye donusumuzun artik olmayacagi bir zamanda öğrendik.

Bu uzun zaman diliminde gazetelerini, kitaplarıni, namazlarini, ibadetlerini bizden siki bicimde sakladilar. Daha sonra bu yontemi biz de öğrencek ve yeni gelenlere, bize ve dostlugumuza alisincaya kadar, hiçbir sey belli etmeyecektik. Bu gizlilige, ‘hizmette temel eğitim’ yani ‘tedbir’ deniyor.

Cemaat mensuplarina herhangi bir onyargi ile bakilmamasi, onlarin tehlike olarak gorulmemesi için, bu yonteme basvuruyorlar. Bu yontem ‘Isik Evleri’ için cok gerekli.

Ayrica, kamuoyu içinde cok olumlu bir goruntu veriyorlar. Gercek yuzlerini göstermezler.

Bizi Izmir’e getiren ve o cok güvendigimiz agabeylerin gercek yuzunu gormeye başladık. Bize, kalacagimiz yurt için cok güzel seyler anlatmislardi. Oysa, kalacagimiz yurt daha insaat halindeydi. Ve yurdun bitirilmesi için, bizim de isciler gibi günlerce calismamiz gerekiyordu.

Bize, ‘Atatürk Lisesi’nde okuyacaksiniz’ demislerdi, oysa beni Buca Lisesi’ne, N’yi ise Sirinyer Lisesi’ne kayit yaptirdilar.

Yeni yasam, yeni bir dunya…”

Donmemek uzere butun gemileri yakmis; butun belgeleri onlara vermiştik. Okullara kaydimiz yapılmışti… Agabeyler de zaten bunu cok iyi biliyorlardi. Böylece ailelerinden çeşitli vaatlerle kopartilmis, dunyayi tanimayan, hiçbir sey bilmeyen bir suru zavalli Çocuk… Artik, bu tarihten sonra bizim için yeni bir yasam basliyordu: Fethullahcilik.

Gercek böyle… Sonra da kati bir disiplin ve Said-i Nursi’nin ogretileri ile dis dunyadan tamamen kopuk, Fethullah Hoca’nin gorusleri doğrultusunda bir sisteme dahil ediyorlar, hizmete sokuyorlar…

Bu cemaatin kendisiyle misyon edindigi ‘Ilay-i Kelimetullah’ yani Islami dunyanin her yanına ve her insanina goturmeye, Allah’in dini olan Islami ve anayasa hukmunde olan Kur’an-i Kerim hukumlerini hem fen hem de toplumsal yasamda etkin kilmaktir. Diger adiyla ‘Kur’an hizmeti’..

Tedbir ise, Kur’an hizmetini yaparken bu hizmete hiç kimse tarafindan zarar verilmesin, bu is yarim kalmasin diye alinan birtakim onlemlerdir. Bu onlemlere, diger adiyla takiyle ya da tev’il yoluna gitme de denir. Orneklemek gerekirse, cok ilimli ve yumusak gozukmek, kod isimleri kullanmak, yeni öğrencilerden uzun bir süre asil kimliklerini saklamak gibi…

Kendine, ‘Hakki tutup kaldirma’ ya da ‘Islami yeniden herseyi ile hem bireyin hem de toplumun tum yasamina etkin ve egemen kilma’ diye tanimlayabilecegimiz bir misyon yukleyen bu cemaat, kod isim kullanmayi ‘tedbir’ acisindan zorunlu gormektedir.

Nihai hedefe ulasana kadar, her yontem ve yol mubahtir. Bunun içine yalan söylemek de, insanlari aldatmak da girer. Yeter ki, ‘hizmet’ kesintiye ugramasin. Hizmet denilen calismanin en büyük özelligi, sessiz ve derinden olmasidir. Bu gizlilik de guclu oluncaya kadar devam edecektir. Gülen’in deyisiyle, bunun olcusu, ‘Gelinen hiçbir noktadan, hiçbir guc tarafindan geri adim attirilmayacak kadar guclu olmaktir’. Cemaatin temel felsefesi budur…

Agabeyler, kapmak için öğrencinin evine tanisma yemegine gitiklerinde, sayet evin reisi icki iciyorsa, Agabey de ona eslik ediyordu. Bir defasinda arkadaşimin evine gitmistik. Yemekte icki vardı; agabey, arkadaşimin babasina katilmak için orada icki de icti. Gozlerime inanamadim. Daha sonra, sordugumda, ‘hizmet için’ dedigini hatirliyorum.

Dışarıda entelektuel görünmeye calisilir, pantolon giyilir, kravat takilirdi. Evlerde ise salvar giyer, sarik takarlardi. Yani dışarıda tedbir uygulanirdi… ( Gorustugumuz eski bir cemaat mensubu böyle bir olaya rastlanmadigini, disarda modern icerde salvar giyinmenin cok lokal bir davranis olmasi gerektigini belirtti).

Cemaat medyayi iyi kullaniyor
Fethullah Gülen cemaatinin cok uzun yillar kapali ve sessiz kalip, sonra birdenbire kamuoyunun gundemine
girmesi, kuskusuz, cok ince bir politikanin sonuçudur. Fethullah Gülen, 30 yila yakin bir zamandir bu cemaati
olusturmus. Hiçbir gazeteci, ciddi bicimde, bu cemaatin yetiştirdigi genclerin dunyaşına girmeyi dusunmemis. Cok saglikli bir arastirma, bazi seylerin Turkiye’de ne kadar ters gittigini ortaya cikarabilirdi.

206 kitle örgütunu catisi altında toplayan Sivil Toplum Kuruluslari Birligi (STKB), anilan öğrencilerin tanitimina onculuk edince, cemaat yayin organi konumundaki Zaman gazetesi, Gülen ve okullarin savunmasini ustlenerek; STKB’yi ”illegal örgüt yuvasi” ve ”Atatürkcu Dusunce Dernegi” ni de ”Atatürk ismini izinsiz kullaniyor” diyerek sucladi. Gazete haberinin ekseni, anilan kuruluslardaki kimi sosyalistlerin, gecmisteki siyaşı/örgütsel faaliyetleriydi. Zaman, yine eski pasli silaha, klasik-anti komunist propaganda yoluna sarildi.

Gülen’in avukatlari da, öğrenciler ve arkasindakiler hakkinda dava acacaklarini açıkladilar. (bkz; Zaman, 17 Subat 1998)

Fakat Zaman gazetesi, kanunen yasak olan ”Atatürk” adının alinmasiyla, bir sifati ifade eden ”Atatürkcu” sozcugunu bilerek birbirine karistirip, sanki ”Atatürkcu” sifatinin da bir kişiye, dernege, kurulusa verilmesinin yasadisi olacagi yolunda izlenim bırakti. Açık bir demagoji kokuyordu soz konuşu haber.

Bu arada, genelde dinci vakiflari barindiran Turkiye Gonullu Tesekkuller Vakfi Başkanı Ahmet Sisman da, ”kimligi belirsiz iki öğrenciye isnat edilerek Fethullah Gülen’in karalanmasi” ni kinadi. Gülen’den ”Ozur dilenmesi” ni istedi. (Zaman, 14 Subat 1998)

Islami egilimli avukatlardan olusan Hukukcular Dernegi Başkanı Av. Necati Ceylan, ”bu açıklamayla hukukun cignendigini” belirterek, ”bu açıkca yargisiz infazdir” yolunda gorus belirtti.

Ancak, STKB gerilemedi; daha önce basin onune cikmayan ve adlarini gizleyen iki öğrenciyi kamuoyuna tanitti. ”Hoca’nin Görünmeyen Yuzu- Okullari” adiyla, iki öğrencinin anlatim ve iddialarini iceren kitabı basina dagitti.

Basta Zaman gazetesi olmak uzere Fethullah Gülen’e yakin duran cevre ise, öğrenci ”yakinlarinin ifadelerine” dayanarak, ”anilan iki kişinin STKB tarafindan aldatildigini; kendilerine burs verildigini ve milyarlarca lira takdim edildigini” söylediler. Zaman, daha bir gayretli davranarak, STKB’nin toplantisina katilan Turk-Is 1. Bolge Temsilcisi Faruk Büyükkucak’ la goruserek, ”bu zatin, STKB tarafindan başka bir gerekceyle toplantiya davet edildigini: oysa, basin toplantisinin Fethullah Gülen aleyhinde olduğunu
öğrenince, oyuna getirilmis olduğunu ve toplantiyla bir provokasyon tezgahlandigini” (13 Subat 1998) yazdi.

Aydinlik dergisine yaptigi açıklamaya göre, Büyükkucak söyle dedi: ”STKB toplantisina bilerek ve isteyerek katildim. Oyuna falan da getirilmedim. Zaman gazetesi carpitiyor. Tekzib için arıyorum, ama karsima cikmiyorlar.” (bkz; 15 Subat 1998)

Akşam ‘dan Nazli Ilicak, ”Ser cephesi hala görevde” basligi ile su satirlari kaleme aldi: ”Refah Partisi’nden sonra, sira galiba Fethullah Gülen Hocaefendi aleyhine bir kampanya baslatmaya geldi. Bazi gazete ve dergilerde haberler yayinlaniyor, duzmece sehitler bulunup toplantilar duzenleniyor. Gene birileri dugmeye basti… Birtakim sivil toplum kuruluslari cemaatin okullarinda okuyan iki eski talebeyi bulmuslar. Okullarda, onbinlerce öğrenci okuyor. Iki tane sutu bozugu, isimlerini gizli tutmak kaydiyla konuşturuyorlar… Malum cevreler, Refah’i pacasindan tutup alaşağı ederken, medya ve muhalefetten destek bulmuslardi. Bugun, sartlar daha farkli gozukuyor. Gülen Hoca’nin basinin, toplumun, siyaşı kadrolarin içinde cok sayida destekcisi var..” (13 Subat 1998)

STKB, basina yaptiklari ikinci bir açıklamada, ”STKB’de yer alan tum örgütler yasaldir” dedikten sonra, ”Seriat devleti getirmek isteyenler, hangi kademelere gelmis, hangi görev ve yetkileri ele gecirmis olursa olsun, demokratik, laik, sosyal hukuk devlet ilkelerine gercek anlamlari ile sahip cikan bizleri bilincli ve kararli şekilde karsilarinda bulacaklardir” yolunda gorus belirtti. (Cumhuriyet, 14 Subat 1998)

Ardından ”Fethullah’in parlatilan yildizini sondurecegiz” sözlerini söyledi. (Aydinlik, 15 Subat 1998).

Olayin hikayesi böyle.

Medya ile calisan Strateji Grubu

Özellikle medya, Gülen cemaatine cok olumlu yaklaşıyor. Doğrusu cemaat, medyayi cok iyi kullaniyor. Baslangicta, televizyonlarda ya da basindaki söylesiler, özel olarak secilmis kişiler tarafindan yaptirildi. Bunlar anlasmali roportaj ve yazilardi.

Bunlar nasıl yapiliyor? Bilinen seyler bunlar… Çeşitli yontemler var… Basinda maddi ya da manevi cikar temin etme geliyor. Cemaat, Fethullah Gülen’in temas edecegi, söylesi veya TV programi yapacagi kişilerle ilgili olarak cok ayrintili bilgi toplar. Onlari degerlendirerek, uygulanacak stratejiyi saptar. Zaten, kendilerine uygun onerileri kabul ederler. Medya iliskileri ile calisan, cok genis bir strateji grubu vardır. Bunlar, yazılı ve gorsel basinla iletisim kurmanin yani sira, iclerinden bazilarini sürekli beslerler.

G. Gülen cemaatinin cok uzun yillar kapali ve sessiz kalip, sonra birdenbire kamuoyunun gundemine girmesi, kuskusuz, cok ince bir politikanin sonuçudur.

F. Gülen, 30 yila yakin bir zamandir bu cemaati olusturmus. Hiçbir gazeteci, ciddi bicimde, bu cemaatin yetiştirdigi genclerin dunyaşına girmeyi dusunmemis. Cok saglikli bir arastirma, bazi seylerin Turkiye’de ne kadar ters gittigini ortaya cikarabilirdi.

”Nabza göre serbet vermek…”

Son günlerde cemaatle ve hoca ile ilgili haber söylesiler cok artti. Bizlere, zaten, 1998 yili basi itibariyla cemaatin cok onemli hale gelecegi söylenmisti. Oyle de oluyor. Hele cemaatin odullerini alana unlu kişiler…

Bugun yükselen radikal Islama karsi Gülen’i umut isigi gÖrenler, kisa zaman sonra ne denli yanildiklarini anlayacaklardir…

Istanbul Gazi Mahallesi’nde meydana gelen olaylar sirasinda incinmis olan Alevilerin, bir anlamda destegini almak için, ‘Ben de Aleviyim’ diyor F. Gülen. Bunu agabeylere sordugumuzda, ‘Hocaefendi, bu sözleriyle ne demek istedi?’ dedigimizde, bizesöylenen suydu: ‘O Kizilbaslara ulasabilmenin, hareketimize engel olmalarini onlemenin yolu, biraz gururlarini oksamaktan gecer. Nabza göre serbet vermek gerekir. Hocaefendi, bunu yapmistir.’

Cemaat, Sunnilik disinda butun mezhepleri kesinlikle reddeder ve dislar. Dogu’dan gelmis Safii mezhebindeki bazi arkadaşlar, zorla Hanefi yapildilar…

Takiyye, cemaatin temel felsefesidir. Kullanilan kod isimler, uzatilmis saclar, uzun favoriler, modern gorunusler, gerektiginde kizlarin baslarini acmaya zorlanmalari, hep hedefe varmak için kullanilan göstermelik hareket ve aldatmacalardir…

Oysa, hizmette, sürekli olarak, yillarca beyinlerimize ‘cemaat disinda dost olmayacagi, cemaat disindaki butun insanlarin cok kotu insanlar olduklari’ asilandi.

Burc, FM, STV, Sizinti, Aksiyon vs’den olusan bu cemaatin medyaşı, propagandalarini yapmak ve kendilerini tanitmak acisindan cok onemlidir. Yayinlarda tarihi ve guncel olaylar cok degisik acidan yorumlanarak verilmek istenen mesajlar topluma ulastirilir. Ama, bilir misiniz ki, bu yayinlar biz cemaat öğrencilerine yasaktir.

Bizler STV, Burc FM’i izleyemeyiz. O yayinlardaki cagdas bir konuşma, konuklarla sohbetler ya da muzik programlari bizim kafamizi karistirabilir diye… Cunku yayinlar, cemaatin kamuoyuna yansiyan yuzu için özel olarak secilmis programlardan olusur. ( Cemaatte ‘kadin sesi kesinlikle haramdir’ fikri, ilk ogretilenlerin basinda gelir. Oysa, STV’de Eser – Engin Noyan cifti birlikte program yapmaktalar. Hizmet evlerinde aynen STV gibi Burc FM’i de dinleyemeyiz. Agabeylere sordugumuzda, ‘bu yayinlarin ehli dunya için olduğunu, topluma hos görünmek, taraftar bulmak, kabul gormek için özel olarak hazırlandigini, bizler için hayirli olmayacagini’ söylerler).

Ote yandan, zar zor gecinirken, bizleri mecburen Zaman ve Sizinti gibi cemaatin yayinlarina abone yaparlardi. Yurt ve evlerde kalan herkesin bir görevi vardı; Zaman gazetesi, Sizinti dergisi sorumlulari gibi. Onlara kazandirdiklari her abone için, ‘ahirette sana su kadar Huri verilecek ve sevap yazilacak’ diyerek calismalari, gazete ve dergilerin tirajlarinin arttirilmasi saglanirdi.

Işık Evleri
Gülen’in deyimiyle, (öğrencilerin/agabey adi verilenlerin kaldigi-F.B.) ‘Isik Evleri’ cemaatin inanmis ya da ticari imkanlar saglanmis esnaf ve isadamlari tarafindan finanse edilir. Cemaat için agi genisletmenin yolu, yeni mali kaynak ve insan gucu bulmaktadir. Cemaatin birlik butunluk içinde birarada bulunup, amaclarini gerceklestirmesi için, yeni gelenlere manevi ve mukaddes degerlerin onemi benimsetilir. Ahiret hayatlarinda elde edecekleri kazanimlar, sevaplar anlatilir. Önceleri Anadolu’daki esnaflarla baslayan, sonra büyük kentlere ve is dunyaşına ulasan bu maddi yardımlarin birer Allah ve Peygamber hizmeti olduğu kabul edildigi için, cemaat bu konuda pek zorluk cekmez.

(Bu yardımsever kişilerin) cemaatin, öğrencileri Ummet ruyalari ile egittiklerini bilmedikleri muhakkak. ‘Hayirli bir is’ diyerek buna sariliyorlar. Böylece, Turkiye’nin dort bir tarafinda, ilçelere kadar uzanmis bu evlerde, okullardaki basarili, zeki Çocuklarla baglanti kurulur. Genellikle okul birincileri secilir.

Bu nedenle, ‘Isik Evleri’, cemaate adam kazandirmanin en etkili yontemidir. O evlerde gorulen yakinlik, karşılık beklemeden yapilan yardımlar Çocuk dunyamizda bizlere, o gune degin hiç sahip olmadigimiz duygulari, heyecanlari yasatir. Ancak cemaate girdikten ve cemaatin bir küçük uyesi olduktan sonra muthis bir degisim baslar. Bir askeri disiplinle, oylesine kati kurallarla yasamaya baslanir ki, dayanmak cok guctur.

… Yurt belletmeni, beni, sabah namazina kaldirdi. Ustum açık olduğu için cok usurdum. Bir de sabahlari buz gibi suyla abdest alirdik. Bir keresinde abdest almak istemedim. Belletmen, zorla beni suyun altina soktu. Ondan sonra hasta, sinuzit oldum…

… Yatsi namazi ve tesbihattan sonra, ev imaminin sohbeti vardır. Sonra Nur Risaleleri ve F. Gülen’in kitapları okunur, kasetleri izlenir. Haftada en az (biz öğrenciler için özel olarak hazırlanmis) 3 kaset video izlenir. Islamin nasıl yeniden yonetime hakim olacagi, ozlenen Ser-i duzenin topluma faydalari ve benzeri hedefler tekrarlanir. Ya da Hoca’nin yeni cikan bir kitabı sayfa sayfa okunur. Ev imami tarafindan yorumlanir. Hepsinden sinav yapılır. Mecburi yarismalar duzenlenir ve kazananlara, yine Hoca’nin başka bir kitabı verilir.

Evler cok güzel dosenmis, her turlu imkani olan evlerdir. Ev imami, öğrencilerle sürekli toplanti halindedir. Dikkati cekmek için, toplantilar herkesin uykuda olduğu zamanlarda yapılır. Siki istisare içindedirler. Eve gelen öğrenciler kivama gelmisse, onlarin planlamasi yapılır. Zaman gazetesinin promosyonu için calisilir. Her evin imami, abone bulmak konuşunda yaris içindedir.

”Kutsal cemaatten olmak…”

Bir kere, beyinlerimize su ana fikir sanki kazinmistir: ‘Bu cemaatten olmak cok büyük bir nasiptir. Yani oyle bir kismettir ki, herkese nasip olmaz. Allah’in ancak cok sansli ve secilmis kullari, bu cemaatin bireyleri olabilir. Bu kutsal cemaatin manevibir misyonu var’…

Ayrica, sürekli olarak cemaatin cok buyudugu ve hayatta ne olmak istersek -kaymakam, vali, polis, ogretmen- olabilecegimizi ya da nerede ve nasıl bir is kurmak istiyorsak, cemaatin hemen yardım edecegini söylüyorlardi. Cemaatin sadece Turkiye’de değil, butun dunyada yayildigini ve cok guclu olduğunu söylüyorlardi.

Eger cemaate karsi olumsuz bir davranisiniz olursa, hizmeti sekteye ugratacak birsey yaparsaniz, en basta ‘sefkat tokadi’ yersiniz. Allah’in kapisina sirtini donmeniz ve Allah’in da size sirtini donmesi… Peygambere karsi gelmeniz… bunun sonuçlari ne olabilir? Bu tur oyle korkutucu seyler anlatilir ki, inanci olan bir insan için bunlara tahammul edilemez… Eger cemaate karsi cok büyük bir sey yaparsaniz, hizmette küçücük bir hata yapmis olursaniz, Allah basiniza oyle husumetler getirir ki, ne dunyada ne de ahirette belinizi bir daha doğrultamazsiniz. Sefkat tokadını muhakkak yersiniz…

Cemaat, cok net söylemek gerekirse, ana hatlariyla:

a) Isik Evleri ve yurtlarda yetiştirilen, Gülen’in deyisiyle, ‘Isik Suvarileri’ yle yeni bir toplum yaratmak… Altin Nesil denen, bu yetiştirilen genclik, cemaatin ana hedefleri cercevesinde yeni bir toplum yaratacaktir.

b) Yaratilan yeni toplumda Islami duzen hakim olacaktir. Bu da laik demokratik Turkiye Cumhuriyeti’ni sona erdirip, yerine Ser’i kanunlarin gecerli olacagi, Islami devleti kurmakla gerceklesecektir.

… Yetiştirilip, kendilerini Altin Nesil denilen yeni nesil, Atatürk’e, devrimlerine ve onun eseri olan Cumhuriyet’e dusmandir. Onunla hesaplasmak uzere yurt, kolej ve Isik Evleri’nde egitilmislerdir. Ser’i duzeni arzulayan tek tip insanlardan olusan yiginlari olusturur…

Yani bir kul oluyoruz. Artik hangi yone suruklenirsek, nereye goturulursek oraya gidiyoruz. Sormayan, sorgulamayan, kendine söylenen her seye riza gösteren, itaat eden kişi oluyoruz. Agabeyler ne derse, itirazsiz kabul edeceksin…

Orduya yonelik siyaset
Gülen ve cemaati; planli surdurdukleri calismalarinin onunde engel olarak hep orduyu görmüşlerdir. (Orduyu) ele gecirme hep basarisizlikla sonuçlaninca, Gülen, su anda orduya yonelik su politikayi izlemektedir:

1) Orduya hos görünme (bu arada hizmet calismalarini yine sessiz ve derinden devam ettirme)

2) Askeriyeye karsi bazi politikacilardan alinmis tavizlerle polisi guclendirme (Asker-polis denkligini olusturmaya calisma)..
Ordunun istedigi zaman ihtilal yapabilme ihtimalini onlemenin yolu ya da orduyu ele gecirmek ya da böyle bir guc dengesi olusturmakla saglanabilir (polis kolejlerine girmek, ogretim uyelerini özel olarak sectirmek ve cemaate bağlı polisleri daha öğrencilik yillarinda etkilemek, hizmete sokmak)..

Nitekim basina yansiyan pek cok olay, cemaatin polis camiasinda oldukca etkin olduğunu göstermistir. Kati hizmet anlayisi içinde yetiştirilen bu polisiye kuvvet, gerektiginde silahli bir guc olarak ordunun karsisinda yer alabilir diye dusunulmuştur.

Gülen, ordu konuşunda o kadar hassastir ki, askerin almis olduğu her olumsuz karar, onu hasta eder, yataklara dusurur… Idari ve siyaşı kadrolardaki muritleri, ona tehlikeli durumlari (darbe vs-FB) ihtimalleri cok kisa zamanda ulastiriyorlar kuskusuz…

… Hizmet, askeriyeye cok büyük onem vermektedir. Su anda Hizmet’in hedefi askeriyedir. Bu kurumu da ele gecirirlerse, Turkiye cok büyük bir kaosun içine suruklenecektir.

Hizmet devamli olarak, uygun kişilige, asker kişiligine sahip sir vermeyen elemanlari secer ve eliyle askeriyenin içine koyar. Bunlardan biri de bendim. Ancak birkac arkadaşimiz, daha sonra askeri okullarda fark edilerek okuldan uzaklastirildilar. Bizleri, askeri okullarda kendimizi belli etmememiz için özel olarak egitirlerdi. Mesela, gozlerimizle namaz kilardik….

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: