Türkiye’yi İstemeyen AB

Türkiye’nin uzatmalı nişanlısı Avrupa Birliği ile yaşadığı sorun devam ediyor. Uzun zamandır her iki yandan da ses çıkmadığı için geri plana itilmiş gözüken bu tarihsel ilişki son günlerde Avrupa Kanadı’ndan gelen açıklamalarla yeniden alevlendi. Bilindiği gibi yakın bir zamanda Avrupa Parlamentosu seçimleri yapılacak ve bu seçimlerin en önemli gündem maddeleri küresel ekonomik kriz ve Türkiye’nin AB üyeliği.

MERKEL VE SARKOZY’NİN SEÇİM OYUNU

Tahmin edilebileceği gibi Türkiye ile ilgili en sivri açıklamalar Fransa ve Almanya’dan geldi. Uzun süre Avusturya, Danimarka, Yunanistan, Kıbrıs Rum Yönetimi gibi ülkeleri birer paravan olarak kullanan bu iki ülke, yaşanan iktidar değişikliklerinden sonra Türkiye’nin üyeliği ile ilgili ne düşündüklerini açık açık ortaya koymuşlardır. Gerek Fransız sağcı ve popülist lider Sarkozy, gerekse de Alman Hıristiyan Demokrat lider Merkel, Türkiye’yi AB’ye asla alamayacaklarını birçok kez açıklamıştır. Yakın zamanda yapılacak olan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde kendi partilerine destek sağlamak ve genellikle düşük katılıma sahne olan AP Seçimleri için halkın sandığa gitmesini sağlayabilmek için yine Türkiye kozunu oynamayı seçen bu iki lider, yaptıkları milliyetçi ve ayrımcı açıklamalarla ortalama Fransız ve Alman vatandaşları’nın gözünü boyayarak onların sandığa gidip, Türkiye karşıtı partilere-tabii ki Merkel ve Sarkozy’nin partileri-oy vermelerini istemektedirler. Angela Merkel, son günlerde sürekli olarak ‘imtiyazlı ortaklık’ seçeneğini ön plana sürerken, Fransız Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Türkiye’nin AB’ye katılımına asla onay vermeyeceklerini ve AB’nin Türkiye’yi kandırmaya son verip gerçekçi davranmasını istemiştir.

Yukarıdaki ifadeler ilk kez duyduğumuz ifadeler olmadığı için herhangi bir şaşkınlık yaşamıyoruz. Asıl şaşırmamız gereken, Türkiye’nin nasıl olup da hala AB Kapısı’nda beklemeyi göze aldığıdır. Hemen her gün hak etmediği şekilde eleştirilen, Avrupalıların iç siyasal tartışmalarına alet haline getirilen bir ülkenin, hala AB’nin kapısında içeri alınmayı beklemesi ve bu bekleyiş süresinin yaklaşık 50 yıla varmasına karşın akıllanmaması ve hala çeşitli oyunlarla AB Üyelik sürecine bağlı halde tutulması derslere konu olabilecek nitelikte bir uluslararası sorundur.

Peki, AB Türkiye’yi neden istemiyor?

Kültür ve din farklılığı tartışmalarının dışında, son yıllarda yaşanan bazı gelişmeler Türkiye karşıtlarının ekmeğine yağ sürdü. Bu gelişmeleri şöyle özetleyebiliriz: 2004 ve 2007 Genişleme Dalgası ile çok sayıda sorunlu devletin AB içerisine alınması mevcut AB üyeleri arasında ekonomik ve siyasal bir yorgunluk, bezginlik yarattı. İkinci olarak, AB Anayasası tartışmalarının sonucunda ortaya çıkan Anayasa Taslağı’nın reddedilmesi ve Anayasa’nın yerine sadece bir antlaşmanın imzalanabilmesi AB yetkililerini ve Avrupalı liderleri şoke etti. Bu sorunun ardından gelen küresel ekonomik kriz, AB üyelerini ekonomik anlamda çok kötü etkiledi ve işsizliğin çok ciddi boyutlara varmasına yol açtı. Yine, Türkiye’nin 2002-2005 yılları arasında gösterdiği çabayı 2005 sonrasında yavaşlatmak zorunda kalması da Avrupalıları Türkiye’nin niyetleri konusunda şüpheye düşürdü.

Peki, Türkiye neden AB üyeliği isteğini canlı tutamadı?

Bunun sebepleri açık aslında. Her şeyden önce AB’nin nüfuzlu üyelerinin sürekli olarak ikircikli tavırlar içerisinde olması, Güney Kıbrıs’ın tanınmasını istemeleri ve AB sürecini Kıbrıs ile bağdaştırmayacaklarını belirtmelerine rağmen, Türkiye’den limanlarını ve havaalanlarını Rum gemilerine ve uçaklarına açmasını istemesi, yine Rumların ve daha sonra Fransa’nın müzakere sürecinde en önemli başlıklara veto uygulaması ve açılan başlıkları kapatmak istememeleri Türkiye’nin Avrupa kaynaklı sıkıntıları oldu.

Bunun yanı sıra Türkiye’de yaşanan iç siyasal gelişmeler de AB Projesi’nin geri plana atılmasına neden oldu. Cumhurbaşkanlığı Seçimi Krizi, 2007 Genel Seçimleri, AKP’nin kapatılması istemiyle açılan dava, 29 Mart 2009 Yerel Seçimleri gibi konular, ülkenin AB Projesi’ne odaklanmasına engel oldu. Bunlar yaşanırken, Türkiye’nin Irak’ta ve Kafkaslar’da yaşanan çok çeşitli problemlerde aktif rol oynamak zorunda kalması, dış politika önceliklerimizi de etkiledi. Şu an gelinen noktada, Türkiye, AB’den çok ABD ile ilişkilerini geliştiren ve onunla ittifak halinde olan bir ülke konumunda. Türkiye’nin ABD’ye angaje olması, Avrupalı liderlerin de dikkatinden kaçmıyor ve bu nedenle Türkiye’yi eleştiriyorlar. Türkiye’nin ABD ile çok yakın ilişkiler içerisinde olması, onunla bağlarını gevşetip daha bağımsız hareket etmeye çalışan AB liderlerini de etkiledi. Bu konuda Avrupalı liderlerin üzerinde durdukları en yakın örnek, NATO Genel Sekreteri’nin kim olacağı konusunda Türkiye’yi Anders Fogh Rasmussen yönünde ikna çabaları sürerken, ABD’nin devreye girmesi ve Avrupalıların başaramadıkları işi başarıp Türkiye’yi Rasmussen konusunda ikna etmesi olmuştur. Bu durum Avrupalılarda derin bir hayal kırıklığına neden olmuştur.

Türkiye’nin ABD yönünde dış politika izlemesinin sebepleri açıktır. ABD, dünyanın en güçlü ülkesidir ve her ne kadar tutmasına pek de ihtimal verilmese de Türkiye’ye sözler vermesi ve bir ortaklık rolü biçmesi Türkiye için önemlidir. Türkiye, ABD ile ilişkilerinde çok daha somut konular üzerinden hareket edebilirken, AB ile ilişkileri için aynı şey söz konusu değildir. Avrupalılar bugün söylediklerini yarın unutmakta ve oldukça soyut kavramlarla Türkiye’yi oyalamaktadırlar. Aslında ne düşündüklerini Merkel ve Sarkozy açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenle Merkel ve Sarkozy dürüst davrandıkları için takdir de edilebilirler.

Türkiye, dünyanın 17. büyük ekonomisi ve AB’nin 6. büyük ticaret ortağıdır. Oldukça güçlü bir ordusu, dinamik bir nüfus yapısı ve parlak bir geleceği vardır. Üstelik, bölgesinde aktif bir dış politika izleyerek çok rahatlıkla bölgesel bir lider olabilir. Zaten, bunun sinyalleri de gelmektedir. Bölge ülkelerinin kıblesi Türkiye’dir. Durum bu iken AB’nin kapısında bekleyip, saçma sapan iç politik tartışmalara hedef olmanın hiçbir gereği yoktur. Aslında, Merkel ve Sarkozy’ye teşekkür bile etmek lazımdır. Çünkü, onlar sayesinde aslında ne tarafa yönelmemiz gerektiğini görüyoruz.

Alıntıdır

 

 

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: