ABD’nin İsrail Aşkının Sebebi

Bugünlerde birçok kişinin dikkatini çeken israil nasıl olduda daha kurulalı 60 yıl bile olmadan yüzlerce yıllık devletlerin yapamadığını yapabiliyor, yada bu gücü kimden alıyor sorusudur şüphesiz. Bunu anlamak için israil tarihini ve insanlığa bakışaçısını bilmemiz gerek.
İsrail, ya da resmî adıyla İsrail Devleti Asya ve Afrika kıtalarının kesiştiği yerde bulunan bir devlettir. Coğrafi olarak, Asya kıtasında bulunmaktadır; batısında Akdeniz, kuzeyinde Lübnan ve Suriye, doğusunda Ürdün, güneyinde ise Mısır ve Kızıldeniz ile çevrilidir. Başkenti Telaviv dir.Bu durum BM tarafından tanınmamaktadır.

Uzun ve dar bir şekile sahip olan İsrail, 470 km uzunluğunda olup, en geniş bölgesi yaklaşık 135 km’dir. Sınırları ve ateşkes hatları içerisinde kalan toplam yüzölçümü 27.817 km²’dir. İsrail, yaklaşık 7.282.000′luk nüfusuyla, çeşitli din, kültür ve sosyal geleneklere sahip insanları bir araya getirmiştir. Para birimi Yeni İsrail Şekeli’dir

İsrail ve yaptıkları hakkında bir takım fikirler yürütmeye çalıştığımız zaman, bugün BM’ye kayıtlı 200 civarındaki devletlerin ortak formlarını referans alırız. Başka bir ifadeyle, zannederiz ki, İsrail de BM’ye kayıtlı devletlerden herhangi bir devlettir. Hayır, bu çok yanlıştır, çünkü İsrail bugün yeryüzündeki hiçbir devlete benzemez.

Haklı olarak İsrail’e yöneltilen ilk önemli eleştiri,  yakın tarihte kurulmuş bulunan bu devletin işgalci karakteridir.  BM kararıyla kurulmuş ilk ve yegane devlettir, ama toprak işgal edip sınırlarını genişletirken ve kuruluş yılı olan 1948’den bu yana tarihi Filistin toprakları üzerinde sınırlarını yüzde 56’dan yüzde 78’e çıkarırken; bununla yetmiyormuş gibi mevcut askeri ve politik stratejisi Filistin topraklarının tümünü ele geçirmek iken, BM’nin kendisi hakkında almış bulunduğu hiçbir karara uymuş değildir.

. Bazı devletlerin kirli çamaşırları vardır. Ortaya çıkmasını istemedikleri, bilinmesinden rahatsızlık duydukları ve bu nedenle resmi tarihlerinden çıkardıkları tarihsel gerçeklerdir bunlar. Örneğin Vietnam Savaşı sırasında ABD birliklerinin o ülkedeki sivil halka karşı uyguladıkları işkence ve katliamlar—ki bunların sonucunda 1.5 milyon Vietnamlı yaşamını yitirmiştir—Amerikalılar tarafından mümkün olduğunca unutturulmak istenir. Bu gerçek savaş sırasında ört-bas edilmeye çalışılmıştır, savaş sonrasında ise Vietnamla ilgili olarak çevrilen Hollywood filmleri ile aynı yol denenmiştir. Bu “Rambo” filmlerinde hep Amerikan askerlerinin Vietnam’da yaşadıkları zorluklar anlatılır, Amerikan birliklerinin diri diri yaktıkları köylüleri asla değil.

Yine de Vietnam savasının içyüzü pek çok insan tarafından bilinmektedir. Çünkü savaş dünyanın gözleri önünde yaşanmış bir olaydır ve bu nedenle tam anlamıyla ört-bas edilmesi mümkün olmamıştır.

Ancak başka bazı devletler, kirli çamaşırlarına çok daha başarılı bir biçimde gizleyebilmişlerdir. Bu devletlerin belki de en başarılısı ise, İsrail’dir. Siyonizm’in 1930’lu ve 40’lı yıllardaki tarihi söz konusu kirli çamaşırlarla dolu iken, Yahudi Devleti bu gerçekleri yalnızca gizlemekle kalmamış, dahası kendi lehinde bir propaganda aracına dönüştürmüştür.
Öncelikle İsrail’in nasıl bir imaja sahip olduğuna bakalım.

İsrail’in İki Yüzü ,

İsrail, onyıllardır tüm bir ulusu işgal altinda yaşamaya zorlayan dünyadaki yegane devlettir. 1948’de Filistin topraklarinin önemli bir bölümünü isgal etmis ve Filistinlilerin bir kismini kendi yönetimi altinda yasamaya zorlamis, bir kismini sürmüs, hatta bir kismini da “imha” etmistir. 1967’de tüm Filistin topraklari Israil isgali altina girmistir. Ayrica Israil; Misir, Suriye, Lübnan ve Ürdün topraklarini isgal etmis, yillarca bu topraklardan çekilmemistir. Israil’in isgal ettigi bölgelerdeki halka karsi uyguladigi devlet terörü ise oldukça ünlüdür. Israil ayrica dünyanin baska bölgelerindeki acilarda da pay sahibidir: Dünyanin dördüncü büyük askeri gücüne sahip olan Yahudi Devleti, Üçüncü Dünya’daki baskici diktatörlere, fasist rejimlere destek olmus, onlara silah satmis, onlarin ordu ve gizli polislerini egitmistir. Pinochet, Idi Amin, Bokassa, Mobutu, Marcos, Noriega gibi eli kanli diktatörlerin tümü, Israil’in yakin birer müttefiki olmuslardir.

Kisacasi, Israil, oldukça “kirli” bir devlettir. Birlesmis Milletler’de aleyhine en çok karar çikartilan, ama bu kararlarin hemen hiç birini tanimayan Yahudi Devleti, dünyanin dört bir yanindaki pek çok insanin gözünde saldirgan, zorba ve küstah bir çete devletidir.

Ancak Israil’in bir baska yüzü daha vardir. Daha dogrusu Israil çogu zaman bir baska yüzle insanlarin karsisina çikar. Bu yüz, Israil’in bir “çete devleti” degil, aksine bir “mazlumlar ve magdurlar yuvasi” oldugu imajini verir. Bati’daki pek çok insan da Israil’i bu yüzüyle tanir. Bu görüse göre, Israil, dünyanin dört bir yaninda irkçilarin hedefi olan yahudilerin yegane sığınağıdır. Bu düsünce, temelde “yahudi soykirimi”na dayanir: Buna göre Israil, Naziler’in Yahudi irkina yönelik korkunç iskence ve katliamindan kurtulan yahudiler tarafindan kurulmus bir siginaktir. Naziler 6 milyon yahudiyi acimasizca öldürmüslerdir. Bu bir daha asla yasanmamalidir. “Bir daha asla” seklinde sloganlasan bu mantik, Israilliler tarafindan son derece ustalikla kullanilmakta ve üstte sözünü ettigimiz tüm “kirli” isler, bu yolla hasir alti edilmektedir.

Bu yolla Israil’in isgalleri ve devlet terörü mesrulastirilir: “Israil, güvenligini saglamak zorunda, yeni bir soykirim mi yasansin?” mantigi kullanilir. Israil Devleti sürekli olarak soykirim konusunu gündemde tutmakta ve bunu varliginin bir numarali mesruiyet kaynagi olarak göstermektedir. Israil’i ziyaret eden her yabanci devlet adami, ilk olarak mutlaka Yad Vashem adli “Soykirim Müzesi”ne götürülür.

Tarihin Perde Arkası

Israil’in sözünü ettigimiz iki farkli imaji, takdir edilir ki, birbiriyle uyusmasi oldukça zor olan imajlardir. Bir yanda açikça saldirgan, irkçi, isgalci ve baskici bir devlet, öteki yanda “mazlumlarin siginagi” seklinde bir görüntü vardir.

Iste “Soykirim Yalani” adli kitabi ortaya çikaran arastirmayi yapmamiza neden olan sey de, bu iki zit görüntüdür. Bu iki zit görüntünün ardinda farkli bir gerçek olabilecegini düsündügümüz için bu kitaba konu olan tarihsel bilgileri arastirdik. Ve sonuçta ortaya pek az kimsenin farkinda oldugu bir gerçek çikti.

Bu gerçek, özetle sudur: Israil devleti, ikili bir karaktere sahip degildir. Yani bir yandan baskici ve saldirgan, bir yandan da “mazlumlarin siginagi” degildir. Aksine, baskici ve saldirgan karakter, Israil devletinin, bu devleti kuran ve yasatan siyasi kültürün yegane özelligidir. Israil’in “mazlumlarin siginagi” olarak bilinmesine neden olan sey de, aslinda bu siyasi kültürün kendi halkina reva gördügü bir takim zulümlerden ibarettir.

Bu genel yorumu yapmamiza neden olan somut gerçek ise, öncelikle Nazizim ve Siyonizm arasindaki bilinmeyen tarihsel iliskidir. Soykirim Yalani adli kitabimizda bu konuyu ayrintilariyla gözler önüne serdik. Filistin’de bir Yahudi Devleti kurmak için yeterli sayida Yahudiyi Avrupa’dan göç etmeye bir türlü ikna edemeyen Siyonistlerin, II. Dünya Savasi öncesi dönemde Naziler’i—ve diger pek çok fasist hareketi—destekleyerek zoraki bir göç sagladiklarini ortaya koyduk. Almanya’yi Yahudiler’den arindirarak etnik yönden “saf” hale getirmek isteyen Nazilerle, bu ülkedeki sözkonusu Yahudiler’i Filistin’e götürmek isteyen Siyonistlerin nasil dogal müttefik olduklarini inceledik. Naziler’in Alman Yahudilerine yaptiklari baski ve zulümlerin, Siyonist liderler tarafindan neden sevinçle karsilandigini ve iki tarafin ne gibi isbirlikleri gelistirdiklerini ortaya çikardik.

Bu tablo açikça göstermektedir ki, Israil, antisemitizm (Yahudi düsmanligi) tehlikesinden kaçan Yahudiler için bir siginak degildir, aksine bu Yahudileri tehdit eden antisemitik hareketler, Siyonizm tarafindan en basindan beri desteklenmistir.

Bu gerçegin bilinmesinde ise büyük yarar vardir, çünkü bu gerçek, Israil devletinin kendi mesruiyetinin dayanagi olarak gösterdigi en büyük gerekçeyi çürütmektedir. Nitekim bugün Israil’in politikalarina, hatta varligina karsi çikan “anti-Siyonist” Yahudiler de bu tarihsel gerçege isaret etmekte ve Siyonizm’in Yahudiler için bir kurtulus degil, aksine en büyük tehlike oldugunu savunmaktadirlar.

“Soykirim Yalani” kitabinin verdigi en önemli mesaj, bizce budur. Israil, hem isgal ettigi Arap topraklarinin gerçek sahiplerine, hem de bu topraklara zor yoluyla getirdigi Yahudiler’e baski ve zulüm uygulamis bir devlettir. Israil’in resmi ideolojisi olan Siyonizm, bu nedenle asla ve asla gerçek anlamda baris yanlisi olamaz. Baris ve huzura dayali bir siyasi kültür, her irkçi ve fasist hareket gibi Siyonizm’in de yok olmasina neden olacaktir çünkü.

Israil’in bir “baris ve demokrasi” ülkesi olarak tanitildigi Türkiye’de, bu gerçeklerin bilinmesi gerekmektedir. “Soykirim Yalani”, iste bu yönde atilmis önemli bir adimdir.

SoykırımEfsanesi Nasıl Doğdu?

Nazi Almanyasi’ndaki Yahudilerin baski ve iskence politikasina maruz kaldiklari konusu, Nazilerin iktidara geldikleri 1933 yilindan itibaren Bati’daki yayin organlarinda islenmeye baslamisti. Medyayi bu konuda besleyen en önemli kaynak ise birer sivil toplum örgütü niteligindeki Yahudi kuruluslariydi. Nazilerin Yahudilere karsi toplama kamplarinda sistemli bir “soykirim” yürüttügü yönündeki iddialar ise, 1942 yilinda yogunluk kazandi. Bu iddialari dile getirenler Dünya Siyonist Örgütü ve onun Batili ülkelerin hemen hepsinde kurulmus olan kollariydi. Örnegin Yahudilerin Nazi toplama kamplarinda “sabun” haline getirildiklerine dair saiyalar, ilk kez Amerika’daki Siyonist hareketin lideri ve Amerikan Yahudi Kongresi’nin (AJC) baskani olan Stephen Wise tarafindan duyuruldu. Wise, 1942 yilinda resmi bir açiklama yaparak, “yahudi cesetlerinin Almanlar tarafindan sabun, yag ve gübreye dönüstürüldügünü” iddia etti. Gaz odalari iddialari da yine ayni dönemde resmi siyonist kuruluslarin temsilcileri tarafindan duyuruldu.

Bu iddialarin genel medya tarafindan desteklenmesinin ise iki nedeni vardi: Birinci neden, Yahudi sermayeli yayin organlarinin bu konuya gösterdikleri özel ilgiydi. Ikinci ve daha önemli olan neden ise, bu haberlerin Batili ülkelerin savas halinde olduklari Nazi Almanyasi’na karsi kullanabilecek iyi bir karsi-propaganda malzemesi olusuydu. ABD yönetimi bu propagandayi çok gerekli buluyordu; çünkü “kendi çocuklarimizi neden Avrupa’da savasmaya gönderdik” diye düsünen genis halk kitlelerini savasin gerekliligine ikna etmek için, “gaz odalarinda öldürülüp sabun yapilan” masum insanlari kurtarmak kadar iyi bir gerekçe bulunamazdi. Nitekim Almanlar hakkinda buna benzer gerçek disi bazi vahset hikayeleri, I. Dünya Savasi sirasinda da Amerikan kamuoyunu ülkelerinin savasa girmesine ikna etmek için üretilmisti.

Savas yillarinda bu sekilde üretilen Soykirim söylentileri, Nazi toplama kamplarinin Amerikan, Ingiliz ya da Sovyet birlikleri tarafindan 1945 yili içinde ele geçirilmesiyle birlikte iyice güçlendi. Çünkü müttefik ordulari bazi kamplarda, özellikle Dogu Polonya’daki Belsen’de binlerce yahudi tutuklunun korkunç durumdaki cesetleriyle karsilasmislardi. Bunlarin fotograf ve filmleri dünya medyasinda yayinlandi. Bu cesetler soykirimin açik birer delili sayildilar. Oysa sözkonusu cesetlerin ölüm nedeni Nazilerin her türlü önleme ragmen bir türlü basa çikamadiklari tifüs salgini ve savasin son aylarinda Alman tasima sisteminin çökmesi nedeniyle bazi kamplarda, özellikle Dogu Polonya’daki büyük kamplarda basgösteren açlikti. Buna karsilik, daha Bati’da yer alan kamplardaki Yahudi tutuklularin gayet sihhatli ve psikolojik yönden de rahat bir durumda oldugu gözlenebiliyordu.

Nürnberg Mahkemesi

Soykirim efsanesini “adli” bir anlamda tarihsel literatüre geçiren en önemli gelisme ise, 1946 yilinda Nazi savas suçlularini yargilamak için düzenlenen Nuremberg Mahkemesi oldu. Bu mahkemede bazi “tanik”lar kürsüye çikarildilar ve toplama kamplarindaki yahudi tutuklularin gaz odalarinda sistemli bir biçimde ihma edildigini anlattilar. Bu verileri degerlendiren mahkeme, “6 milyon Yahudinin Nazi toplama kamplarinda imha edildigini, bunlarin dört milyonunun özel üretilmis imha araçlariyla katledildigini” kabul etti. Bu mahkemede delil olarak sunulan malzeme ve ifadeler, Soykirim literatürünün hala en büyük dayanagidir.

Ancak mahkeme gerçekte pek dürüst ve tarafsiz bir ortamda yapilmamisti. Nazi Almanyasi’ni yenilgiye ugratmis olan müttefikler-ABD, SSCB, Ingiltere ve Fransa-Nazi rejimini ne kadar korkunç ve acimasiz gösterebilirlerse, kendi argümanlarini o kadar iyi savunacaklarini düsünüyorlardi. Bu nedenle Siyonistlerin savas sirasinda ürettikleri tüm Soykirim hikayeleri mahkeme tarafindan ciddiye alindi ve hepsi kabul edildi.

Yahudi kuruluslari tarafindan mahkemeye getirilen “görgü taniklari”, toplama kamplarinda sahit olduklari gaz odasi manzaralarini anlattilar. Bu sahitlerin verdikleri ifadelerin çok büyük bölümünün gerçeklerle uyusmadigi bugün biliniyor. Örnegin mahkemeye çikarilan ve Dachau toplama kampindan kurtulduklari söylenen pek çok tutuklu bu kamptaki gaz odalari hakkinda detayli ifadeler vermislerdi. Oysa Dachau’da “gaz odasi” olarak gösterilebilecek tek bir bina dahi olmadigi için, Soykirim literatürünün savunuculari ilerleyen yillarda bu iddiayi geri almak zorunda kaldilar. Bugün Dachau’da gaz odasi oldugunu savunan hiç kimse yoktur.

Nuremberg Mahkemesi’ne sahit olarak çikarilan en önemli kisi ise Auschwitz toplama kampinin kumandani Rudolf Höss”tü. Höss, çok önemliydi, çünkü mahkemeye çikarilan sahitlerin ezici çogunlugunun aksine bir Yahudi degil, bir Nazi subayiydi. Hem de Auschwitz’de iki yildan uzun bir süre en üst düzey yetkili olmustu. Höss “itiraflarinda”, Auschwitz’in içinde “Wolzek” adi verilen özel bir imha kampi oldugunu, kendi komutasi altinda burada 2.5 milyon yahudinin öldürüldügünü söyledi. Ama “Wolzek” diye bir yer hiç bir zaman bulunamadi, dahasi Auschwitz’de 2.5 milyon Yahudinin öldügü iddiasi da bir süre sonra Yahudi tarihçileri tarafindan geri alindi. Rakam önce 1.25 milyona, en son olarak da Yahudi tarihçi Jean Claude Pressac tarafindan 775 bine düsürüldü.

Peki Höss neden yalan ifade vermisti? Basit; Höss’ü sorgulayan Ingiliz gizli servisi, ona agir bir iskence yapmis, dahasi ailesini ve çocuklarini öldürmekle tehdit etmislerdi!… Bu, bugün ispatlanmis tarihsel bir gerçektir. Höss bu durumda kendisini ve ailesini kurtarmak için her seyi imzalayabilirdi, nitekim öyle yapti.

Soykirim hikayesi Nuremberg mahkemesine dayanarak hizla büyüdü. Yahudi tarihçiler mahkeme tutanaklarindan alintilar yaparak kitaplar yazdilar. Baska tarihçiler bu kitaplardan alintilar yaparak yeni kitaplar yazdilar. Ilerleyen yillarda yeni bazi “soykirim sahitleri” çikti ve bunlar yazdiklari kitaplarla Nuremberg’teki verilmis olan ancak sonradan “siritan” bazi ifadelerin yerlerine yenilerini koymaya çalistilar. Israil’de özel bir Soykirim Arastirmalari Merkezi kuruldu. Dünya kamuoyunun soykirimi kesin bir tarihsel gerçek sanmasinin en önemli nedeni ise, Hollywood’un Yahudi sermayeli film sirketleri ve Yahudi yönetmenleri tarafindan çevrilen 100’e yakin Soykrim filmi oldu.

Soykirimin sorgulanmasi ise 60’li yillarda basladi. ABD’deki Northwestern University’den Dr. Arthur Butz, Fransa’daki Lyon Üniversitesi’nden Robert Faurisson ve pek çok “best-seller” kitabin yazari Ingiliz tarihçi David Irving sözkonusu revizyonist akima öncülük ettiler. Revizyonist akimin bugün en önemli entellektüel merkezi, California’daki Institute for Historical Review adli kurumdur.

Terörizmden Başbakanlığa

Israil’in kuruldugu yillar, ayni zamanda Ortadogu’nun da terörle tanistigi yillar olmustu. Yüzyilin basindan beri sistemli bir “devlet kurma” programi izleyen Siyonist hareket, 1940’li yillarda Filistin’de olusturdugu terör örgütleri ile bölgeyi kan gölüne çevirdi.

Sag kanat Siyonistler, Filistin’deki Araplara ve ilerleyen yillarda da Ingilizlere karsi savasacak olan Irgun Zvei Leumi (Ulusal Askeri Örgüt) ya da kisaca Irgun adli silahli yeralti örgütünü kurdular. Irgun ve 1940 yilinda ondan ayrilan Avraham Stern’in kurdugu LEHI (Lomamei Herut Yisrael-Israil’in Özgürlügü Savasçilari), Araplar’a ve Ingilizlere karsi kanli terör eylemleri gerçeklestirdiler (LEHI, kurucusunun adindan dolayi Stern Çetesi olarak da anilir). Irgun ve Lehi’nin iki aktif teröristi, yillar sonra tüm dünyanin taniyacagi isimler haline geleceklerdi: Menahem Begin ve Yitzhak Samir!   Ikisi de, sirasiyla, Basbakan oldular.

Bu sag kanat teröristler ile sol kanat Siyonistler arasinda da gizli bir ittifak vardi.  16 Eylül 1948 günü Stern örgütünün teröristleri, Birlesmis Milletler’in Filistin arabulucusu olan ve Siyonistlerin isgal politikalarini elestirmesiyle taninan Kont Folke Bernadotte’u Kudüs’te öldürdüler. Yeni kurulmus olan Israil Devleti’nin Basbakani Ben Gurion, Stern militanlarinca gerçeklestirilen suikasti lanetledi ve Bernadotte’un BM karargahindaki cenazesine de katilarak taziyelerini sundu. Suikastin sorumlusu olan Stern üyeleri ise kayiplara karistilar. Ancak bir süre sonra bu militanlar ortaya çiktilar, hem de çok ilginç bir biçimde… Bernadotte’u vuran Joshua Cohen adli tetikçi, Basbakan Ben Gurion’un özel korumasi oluverdi birden bire.! Suikast emrini verenlerden Yitzhak Samir ise Mossad’in Avrupa masasi sefligine getirildi. Ben Gurion’un basbakanliginin sürdügü bu dönemde, Samir’in de katkisiyla, çok sayida “Israil düsmani” Mossad ajanlarinca Avrupa’da öldürüldü. Kisacasi Israil’in liderleri aktif birer teröristtiler, ya da terörizmi el altindan destekliyorlardi.

Terör, Israil’in kurulmasiyla bitmedi, azalmadi da. Aksine, daha da çok kan dökmeye basladi.

İsrail Tarzı İşkence

Israil’in kutsal terörünün önemli bir parçasini ise iskence olusturmaktadir. 1967’den bu yana iki milyondan fazla Filistinli’yi isgal altinda yasamaya zorlayan Yahudi Devleti, bu Filistinlilerin muhalefetini kirmak ve onlari göçe ikna etmek için sistemli bir iskence politikasi uygulamistir.

Yahudi Devleti’nin korkunç iskence yöntemleri, ilk kez Londra’da yayimlanan Sunday Times’in 1977 yilinda yayinladigi uzun bir arastirmada ortaya çikti. Belgelenen vakalar, 1967’den itibaren on yillik Israil isgali sirasinda iskence gören kirkdört Filistinlinin durumlarini ortaya koyuyordu.

Buna göre, Israil’in; Nablus, Ramalla, Hebron ve Gazze’deki hapishanelerinde, Kudüs’teki Rus sitesi ya da Moskoviya olarak bilinen sorgu ve gözalti merkezinde ve Yona, Ramle, Sarafand, Nafha gibi özel askeri hapishanelerde inanilmaz iskenceler uygulaniyordu. Sistemli dayak disinda, Israillilerin kullandigi iskence türleri arasinda; cinsel organlara elektrik verme, tutukluyu çirilçiplak buzlu suya sokma, gözleri baglanmis olan tutuklunun üzerine özel egitilmis köpekleri saldirtma, vücudun degisik yerlerinde sigara söndürme, arkadan tecavüz, tirnaklarin ve saglam dislerin sökülmesi gibi yöntemler vardi. Bazi tutuklularin kizlari da tutuklanmis ve bunlara babalarinin gözü önünde tecavüz edilmis, sonra da tutuklu kendi kiziyla cinsel iliskiye girmesi için zorlanmisti. Bazi erkek tutuklularin cinsel organlarina ince cam çubuklar sokulmus ve sonra da bu çubuklar organin içindeyken iskenceciler tarafindan kirilmisti. Erkek tutuklularin hayalarinin sikistirilmasi da çok kullanilan yöntemlerin biriydi. Bu iskenceler sonucunda çok sayida Filistinli tutukluda kalici sakatliklar meydana geldi. Çogunun cinsel fonksiyonlari sona erdi, görme ve isitme duyularini ve akli dengelerini yitirenler oldu. Bu fiziki iskencelerin yaninda psikolojik yöntemler de vardi. Siyasi tutuklular, kasten, Israil ordusuna çizme, kamuflaj agi, vb. malzeme imal etme islerine kosuluyorlar, reddettiklerinde fiziki yöntemlere basvuruluyordu.

Sunday Times’in ortaya çikardigi bu vakalar, 1967-1977 yillari arasindaki iskence vakalariydi. Ilerleyen yillarda da Israil’in kutsal terörü ve kutsal iskencesi sürdü. Yalnizca 1987-1993 döneminde; Israil birlikleri tarafindan 1.283 Filistinli öldürülmüs, 130.472 tanesi hastaneye kaldirilacak derecede yaralanmis, 481 tanesi sürülmüs, 22.088 tanesi gözaltina alinmis, 2.533 ev mühürlenmistir.  Gözalti ve tutukluluk sirasinda kullanilan iskence yöntemlerinin hangi boyutlara vardigini bilmek de mümkün degildir.

Israil iskence gelenegi ile ilgili olarak en son 1995 Agustosunda ortaya bazi yeni bilgiler çikti. Emekli Albay ve tarihçi Mose Givati, “Çöl ve Alevlerin Içinde” adli kitabinda, 1948, 1956 ve 1967’deki Arap-Israil savaslarinda Israil ordusunun savas esirlerine inanilmaz iskenceler yaptigini yazdi. Buna göre, esir alinan Misirli askerlerin gözleri sigara ile oyulmus, cinsel organlari kesilerek agizlarina tikanmisti…

Burada önemli olan bir nokta var. Israil devlet aygiti, terör ve iskenceyi yalnizca pragmatik bir uygulama olarak degil, bunun da ötesinde kutsal bir misyon olarak görmektedir. Israil’in terörü, Livia Rokach’in ifadesiyle, “kutsal” bir terördür. Çünkü bu terör, yahudi dini kaynaklari tarafindan emredilir.

İsrail, bugüne kadar BM’nin tek bir kararına uymuştur, o da onun kuruluşunu öngören karardır. Ne BM’nin ne Güvenlik Konseyi’nin hakkında aldıkları kararlar onu bağlıyor. Kısaca İsrail, sadece BM ve Güvenlik Konseyi kararlarıyla değil, hiçbir uluslar arası hukuki anlaşma veya kurala kendini bağlı görmüyor.

İsrail bir işgal devletidir, İsrail ırkçı bir devlettir, İsrail bir hukuk devleti değildir, İsrail asker devletidir, İsrail bir din devletidir , İsrail sınırları belirlenmemiş bir devlettir. Siyonizm ideolojisi “Büyük İsrail” emeli üzere şekillendiğinden, İsrail işgal devleti sınır konusunu sürekli esnek tutmaktadır ve İsrail parlamenter bir devlet olmakla birlikte, bu devlette parlamenter demokrasinin nimetinden birinci derecede Yahudi kökenliler yararlanır.

Bu yüzden pervasızca toprak işgal ediyor; topraklarına, mal varlıklarına, zeytinliklerine, portakal bahçelerine, evlerine ve servetlerine el koyduğu insanları acımasızca öldürüyor

Şimdi , eğer yukardaki paragrafta yazılanlara cevabınız “EVET” ise  ,o zaman  İsrail’i her zaman ,her yerde ve her koşulda ne pahasına olursa olsun sınırsız destek veren ,tüm dünyaya demokrasi-insanları öldürerek- dağıtan ABD’nin ne kadar demokrasi yuvası,ne kadar insansever ,ne kadar sözüne güvenilir olduğunu son 50 yılda tüm dünyadaki uygulamalarını da hatırlayarak bir karara varın bakalım…

Neymiş efendim “Füze Kalkanı” projesinde İran’ın adı tehdit olarak yazmıyormuş da ,proje kapsamında elde edilecek bilgiler Nato üyesi olmayan İsrail ile paylaşılmayacakmış….

PÖH … PÖH …PÖÖÖHHH…  Külâhıma anlatsınlar  bunları..

Not: ABD’nin İsrail aşkının gerçek nedeni ile ilgili çok faydalı belgeseller için bu linki tıklayın

Reklamlar
%d blogcu bunu beğendi: