ABD’nin İsrail Aşkının Sebebi

Bugünlerde birçok kişinin dikkatini çeken israil nasıl olduda daha kurulalı 60 yıl bile olmadan yüzlerce yıllık devletlerin yapamadığını yapabiliyor, yada bu gücü kimden alıyor sorusudur şüphesiz. Bunu anlamak için israil tarihini ve insanlığa bakışaçısını bilmemiz gerek.
İsrail, ya da resmî adıyla İsrail Devleti Asya ve Afrika kıtalarının kesiştiği yerde bulunan bir devlettir. Coğrafi olarak, Asya kıtasında bulunmaktadır; batısında Akdeniz, kuzeyinde Lübnan ve Suriye, doğusunda Ürdün, güneyinde ise Mısır ve Kızıldeniz ile çevrilidir. Başkenti Telaviv dir.Bu durum BM tarafından tanınmamaktadır.

Uzun ve dar bir şekile sahip olan İsrail, 470 km uzunluğunda olup, en geniş bölgesi yaklaşık 135 km’dir. Sınırları ve ateşkes hatları içerisinde kalan toplam yüzölçümü 27.817 km²’dir. İsrail, yaklaşık 7.282.000′luk nüfusuyla, çeşitli din, kültür ve sosyal geleneklere sahip insanları bir araya getirmiştir. Para birimi Yeni İsrail Şekeli’dir

İsrail ve yaptıkları hakkında bir takım fikirler yürütmeye çalıştığımız zaman, bugün BM’ye kayıtlı 200 civarındaki devletlerin ortak formlarını referans alırız. Başka bir ifadeyle, zannederiz ki, İsrail de BM’ye kayıtlı devletlerden herhangi bir devlettir. Hayır, bu çok yanlıştır, çünkü İsrail bugün yeryüzündeki hiçbir devlete benzemez.

Haklı olarak İsrail’e yöneltilen ilk önemli eleştiri,  yakın tarihte kurulmuş bulunan bu devletin işgalci karakteridir.  BM kararıyla kurulmuş ilk ve yegane devlettir, ama toprak işgal edip sınırlarını genişletirken ve kuruluş yılı olan 1948’den bu yana tarihi Filistin toprakları üzerinde sınırlarını yüzde 56’dan yüzde 78’e çıkarırken; bununla yetmiyormuş gibi mevcut askeri ve politik stratejisi Filistin topraklarının tümünü ele geçirmek iken, BM’nin kendisi hakkında almış bulunduğu hiçbir karara uymuş değildir.

. Bazı devletlerin kirli çamaşırları vardır. Ortaya çıkmasını istemedikleri, bilinmesinden rahatsızlık duydukları ve bu nedenle resmi tarihlerinden çıkardıkları tarihsel gerçeklerdir bunlar. Örneğin Vietnam Savaşı sırasında ABD birliklerinin o ülkedeki sivil halka karşı uyguladıkları işkence ve katliamlar—ki bunların sonucunda 1.5 milyon Vietnamlı yaşamını yitirmiştir—Amerikalılar tarafından mümkün olduğunca unutturulmak istenir. Bu gerçek savaş sırasında ört-bas edilmeye çalışılmıştır, savaş sonrasında ise Vietnamla ilgili olarak çevrilen Hollywood filmleri ile aynı yol denenmiştir. Bu “Rambo” filmlerinde hep Amerikan askerlerinin Vietnam’da yaşadıkları zorluklar anlatılır, Amerikan birliklerinin diri diri yaktıkları köylüleri asla değil.

Yine de Vietnam savasının içyüzü pek çok insan tarafından bilinmektedir. Çünkü savaş dünyanın gözleri önünde yaşanmış bir olaydır ve bu nedenle tam anlamıyla ört-bas edilmesi mümkün olmamıştır.

Ancak başka bazı devletler, kirli çamaşırlarına çok daha başarılı bir biçimde gizleyebilmişlerdir. Bu devletlerin belki de en başarılısı ise, İsrail’dir. Siyonizm’in 1930’lu devamı için >>

11 Eylül2001

11 Eylül Saldırıları ile ilgili komplo teorileri

 
11 Eylül 2001 günü gerçekleşen ve aynı günün tarihi ile adlandırılan olaylar ile ilgili çeşitli komplo teorileri bulunmaktadır. Kimi iddialara göre 11 Eylül olayları Amerikan hükümeti ve gizli servisleri tarafından Orta Doğu’ya ve Afganistan’a yönelik işgal faaliyetlerini meşrulaştırmak, ülke ve dünya kamuoyunun desteğini almak amacıyla düzenlenmiş senaryolardır. New York Times gazetesi tarafından yapılan bir ankete göre her 4 Amerikalı’dan 3’ü hükümetin 11 Eylül olayları ile ilgili doğruları söylemediğinden şüphelendiğini belirtmiştir[
Küçük bir not; o tarihlerde hasbelkaser ben de oralardaydım ve birgün TV’de dahi başkan Bush’un saf Amerikan halkının senatosunda alternatif enerji kaynakları geliştirme ile ilgili yaptığı konuşmanın bir yerinde ‘alternatif enerji kaynakları ile ilgili araştırmalarda çok iyi bir yerlerde olduklarını ve başardıklarında ‘oil’ için Irak gibi çok uzak yerlere gitmek zorunda kalmayacaklarını’ ağzından kaçırdı .. Ama o zaman da ‘özgür medya ‘ bunu duymamazdan gelmişti..

 

Amerikan hükümeti tarafından yapılan resmî açıklama

 
11 Eylül 2001 günü Usame Bin Ladin’e bağlı teröristlerce kaçırılan iki yolcu uçağı, New York’daki Dünya Ticaret Merkezi’nin ikiz kulelere özenle hesaplanmış noktalardan çakılmışlardır. Meydana gelen patlamalar DEVAMI İÇİN>>

ABD ve 9/11 Gerçeği

Komplo mu? Facia mı?

11 Eylül’ün 5’inci yılında yapılan belgesele göre olaylar göründüğü gibi değil

ABD’li üç gencin çektiği ve şimdiden 30 milyon kişinin izlediği belgesel 11 Eylül saldırılarının ardında ABD yönetimi ve ekonomik güç odaklarının olduğu teorisine dayanıyor.

Dylan Avery, Korey Rowe ve Jason Bermas’ın çektiği ‘Loose Change’ adlı belgesel, 11 Eylül’ün hemen ardından Bush yönetiminin üst düzey isimlerinden gelen çelişkili açıklamalarla başlıyor.

* Condoleezza Rice – Dönemin Milli Güvenlik Danışmanı:
“Bu insanların bir uçağı alıp Dünya Ticaret Merkezi’ne çarptıracağını kimse tahmin edemezdi”

* Donald Rumsfeld – Dönemin Savunma Bakanı:
“Pek çok uyarı vardı”

* Ari Fleischer – Dönemin Beyaz Saray Sözcüsü:
“Hiçbir uyarı yoktu”

İnternet ortamına ilk kez Nisan 2005’te koyulan belgesel, devamı için >>

2014 !

Aşağıda,olaylara nereden bakınca nasıl hayali,korkan ,kendine güveni yok olmuş insanların gözünden yapılan farklı bir yorum okuyacaksınız… Sayın Prof’und yazdıkları doğru olabilir mi olamaz mı bilmiyorum… Fakat bildiğim birşey varsa o da , toplum olarak bize pompalanan ve halen devam etmekte olan korku kültürünün bizleri fareler gibi labirentlerin içinde dolaştırmaktan ve enerjilerimizi boşa harcamaktan başka bir işe yaramadığıdır! Adamlar dünyanın 170 ülkesinde askeri üs kurup her tarafa haydutça saldırıyorlar ve bunu ,ulusal güvenlik yalanı ile binlerce km uzaklardan gidip ülkeleri işgâl ediyorlar…Bunu o insanlara önceden korku pompalayarak  yapıyorlar… Eğer siz ,kendinizin güçsüz olduğunuza inanıyorsanız -ki genelde bu tür yazıları yazanların öyle oldukları görünüyor- aklında hiç de öyle birşey olmayan rakiplerinize ” aa, bir dakika yahu,bir deneyelim bakalım” diye düşünme olanağını vermiş olursunuz…  Güçlü olduğunuza inanır ve bunu rakiplerinize hissettirirseniz , kimse size ses çıkartamaz…fırsat vermezseniz ,o cüret edemez ..

Acaba ABD Irak’ı niye işgal etti?
İstikrar getirmek için mi, enerji kaynakları için mi, Ortadoğu’da bir üs kurmak için mi?
Tabii ki bunların hepsi bir etken Irak’ın işgali için. Ancak asıl sebep çok başka!

Aslında dünyada şu anda mistik bir savaş yaşanıyor. Maddi gerekçeler bu nedenle geri planda kalıyor. Dünyada yaşanan karışıklığın asıl nedeni 2014 rakamında yatıyor aslında!

Evet, dünyadaki örtülü savaşın asıl nedeni şu: Devamı için tıklayın

Vaşington ve Utanma Duygusu

Amerika dışındaki ülkeleri şimdilik bir yana koyalım. Ama Amerikan geçmişi, yazını ve sanatlarıyla kısa pantolonlu olduğum yıllardan bu yana ilgilendiğimi söyleyebilirim. Kuşku yok ki, okuduğum yabancı adlı okulların ilk yıllarında öğrenme istekli bir çocuk olarak bizlere ne okutulduysa onu belledik.

Örneğin, kendini neredeyse yoktan var edip (İskoçyalı düşünür David Hume’un tanımıyla) “Amerika’nın ilk yazarı” olan Benjamin Franklin hem Aydınlatmacı düşünürlerdendi, hem de yıldırımsavar gibi buluşları olan bilimciydi. O yıllarda çoğumuzun elinden düşmeyen Webster sözlüğü  devamı için >>de bir Amerikalınındı. Thoreau ile Whitman doğa aşığı iki ozandılar. Hawthorne’un ünlü Kızıl Harf romanını sınıfta okuduğumuzda sanırım 17 yaşıma basmıştım. Melville’in Moby Dick’ini bugün de çok beğenirim. Yalnız dili ve genel kavrayışıyla ne yaman bir sunucu ve anlatım ustası olduğunu kanıtladığı için değil, konunun simgesel anlamından ötürü de. Delikanlılığında balina avına sık çıkmış olan Melville denizi çok iyi bilirdi, ama (bir yoruma göre) o romanda batan gemi büyük balıkların güçlükle tutulduğu tekne değil, (simgesel olarak) Amerikan devletinin ta kendisidir; batıran da hiç kimseyi dinlemeyen baştaki “kaptan”; yani, gözü beyaz balinadan başka bir şey göremeyen Kaptan Ahab’tan çok Vaşington’da karar-verici durumda olanlar. Ya Poe’nun “Çanlar” şiiri için seçtiği sözcüklerden çıkan çan sesleri, Mark Twain’in “Zıplayan Kurbağa” öyküsü, T.S. Eliot’ın (kendi sesinden ara sıra dinlediğim) dizeleri, ardından Hemingway, Faulkner, siyah derili Wright ve oyunlarını çok sonra Broadway’da izlediğim O’Neill, Miller, Williams… ve ötekiler.

Ayrıca, New York’a her gidişimde ikinci katında İzlenimcileri bir kez daha gördüğüm Metropolitan


Nancy Pelosi

Howar

Müzesi, her aradığımı bulduğum Kongre Kütüphanesi, ünlü seslere (çok yüksek bir ücretle ama) genelde ancak bir gece sahneye çıkma fırsatı tanınan Carnegie müzik salonu… ve benzerleri…

Amerika’da yukarıda sıralananların yanında çirkinliklerin de bulunduğunu ve daha önemlisi birtakım iğrençliklerin topluma egemen olduğunu anlamak biraz zaman alabilir. Başkentte benzersiz bir kütüphane vardır, ama Vaşington, ülke (ve önemli ölçüde, dünya) kararlarının verildiği bir yer olarak, utanma duygusunu yitirmiştir. Bir önceki yazımda çürümüşlüğün saklanmadığını devamı için >>

Lübnan’a saldırmak için Bahane

Lübnan Başbakanı Saad El-Hariri, İsrail’in Lübnan’a saldırmak için bahane aradığını ve ‘Scud’ füzelerinin bu yüzden kasıtlı olarak gündeme getirildiğini iddia etti.

Hariri: İsrail savaş için bahane arıyorLübnan Başbakanı Saad El-Hariri, işgalci İsrail’in Hizbullah grubunun “Scout” füzeleriyle donatıldığına dair yarattığı sansasyona değinerek, bu girişimi İsrail’in Lübnan’a saldırma yönünde bir bahane bulma çabası olarak değerlendirdi.

Lübnan Başbakanı Saad El-Hariri, Katar basımı “El-Vatan” gazetesiyle röportajında Siyonist İsrail’in Lübnan’a saldırma tehditlerini geçersiz olarak tanımlarken “Tel Aviv, Lübnan’a istediği zaman saldırabilmek için bahane bulmaya çalışıyor” dedi.

El-Hariri daha sonra korsan İsrail’in Lübnan Hizbullah grubuna Scout füzeleri teslim edildiğine dair iddiası doğrultusunda Hizbullah’a bu durumun sorulması şeklinde söz konusu edilen talebi de reddederek “Biz neden suçlu duruma düşelim ki, neden İsrail’e bizi suçlama hakkını verelim” şeklinde konuştu.

ABD Ne Değildir?

Demokarasinin ‘beşiği’ , yeryüzü cenneti olarak gözümüze gözümüze sokulan ABD’nin  ne olduğunu ve aslında ne olmadığını anlamamakta ısrar eden zavallılarında okuması dileği ile…

NEW YORK – ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), askeri sırların ortaya çıkmasından korktuğu için, bir askerin Afganistan hakkında yazdığı kitabın ilk baskısının tümünü satın alıp imha etti.

Yarbay Anthony Shaffer’in yazdığı “Operation Dark Heart” adlı kitabın 9500 adet olan ilk baskısı, toplam 250 bin dolar ödenerek piyasaya çıkar çıkmaz hemen satın alındı.

Pentagon, ABD Özel Operasyonlar Komutası, CIA ve Ulusal Yazının devamını oku »

KİM Yaptı,Kim?

   Başrollerini Kevin Kline ve Sigourney Weaver‘ın oynadıkları filmi DigiTürk’te izledim.
Filmin orijinal ismi
“Dave”.
Türkçeye
“Bir Gecelik Başkan” olarak tercüme edilmiş.
Konu inandırıcı değil (Beyin felci geçiren Başkan’ın yerine, ona ikizi kadar benzeyen bir taklit ustasını koyuyorlar) ama senaryoyu yazan
Gary Ross ve filmi yöneten Ivan Reitman’ın da “inandırıcı olmak” gibi bir zorlamaları yok.
Film tam bir fantezi…
Ama öylesine gerçekleri anlatıyor ki…

Neyi mi?..
Amerikan Başkanlarının bir
“HİÇ” olduklarını…
Attıkları imzalardan bile haberlerinin olmadığını…
Amerika’yı, küresel şirketler adına küresel şirketler tarafından atanmış baş danışmanların yönettiklerini anlatıyor…
Ve bir de felsefe yapıyor:
“Birbirinin aynı bedeni taşıyan iki kişiden biri çok iyi diğeri ise çok kötü olabilir. Önemli olan beden değil, ruhtur”.
Ama ben mesajın “siyasi” içeriğine dikkat çekmek istiyorum.
Misal bizim
12 Eylül 1980 darbesi.  

“12 Eylül’ü küresel şirketler yaptı” dediğim günlerde de bizim aydınlarımızın(!) “alay” konusu olmuştum…
Şimdi maşallah pek çoğu
“Haklısın” demeden o günkü söylediklerimin doğruluğunu kabul ediyorlar…
12 Eylül darbesi gerçekleşti meclis kapatıldı.
Liderler
Hamzakoy’a tatile(!) gönderildiler…
İşte tam da o saatte ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Danışmanı
Paul Henze, Başkan Carter‘a “Bizim çocuklar bu işi başardı” diyerek sevinç gösterisi yapmıştı.
O gün askeri darbe işlerine geliyordu çünkü devamı için >>>>

Alay Konusu;İsrail

Dünyanın dört yanındaki medya organları İsrail Dışişleri Bakanı Danny Ayalon’un, Türkiye Büyükelçisi Oğuz Çelikkol’a yaptığı hakaretten dolayı resmen özür dilemek zorunda kalmasına büyük yer verdi. Birçok gazetede olay ilk haberler arasında yer alırken ajanslar da dün akşamki özrü “flaş” olarak duyurdu. Dünya çapında basın kuruluşlarının haberleri şöyle:

CHINA TODAY (ÇİN)

 “İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Daniel Ayalon, Türkiye ile İsrail devamı için >>

ABD’nin Kızılderili Şefkâti

ABD’nin Kızılderili Vahşeti

Kızılderililerin beyazlarla olan ilişkisi 16’ıncı yüzyılın başında Normandiyalı, Basklı ve Portekizli armatörlerin Newfoundland (Kanada) açıklarına morina balığı avcılığı yapmak için gelmeleri ve yerlilerle madeni eşya karşılığı kürk almaları biçimindeki değiştokuş ticaretiyle başlar, Kuzey Amerika’daki İspanyol, İngiliz, Hollanda ve Fransız varlığının karmaşık güç ilişkilerinde devam eder, 1753-1763 Fransa-İngiltere ve 1763 Fransız-Kızılderili Savaşı gibi topyekun muharebelerde şekillenir, İç Savaş öncesi Amerikan eyaletleri ile mücadeleye ve İç Savaş sonrası ABD hükümeti karşısındaki nihai yenilgiye varır.

Film karelerinden öğrenilen kahramanlık gösterilerinde yüzlerce kurşunun üzerine gözünü kırpmadan atılan görev adamları, düşsel bir dünyada doğaüstü becerileriyle şahlanan kostümlü kahramanlarına pek sık rastlanır, oysa ‘kahramanlık’ hikayelerinin ardında çoğu kez halkların acıları uzanır. Yine çoğu kez, bu acılara nüfuz etmek kolay olmaz, çünkü her dönemin ‘çağdaş’ iletişim kanallarının kalın sis perdesi, o puslu coğrafyadaki cılız sesi duyup da duraksamayan isteksiz ve kuşkucu kulakları kendi yalancı güneşiyle avutur. Kuzey Amerika Kızılderililerin tarihi bir ‘kahramanlık’ safsatasının değil, en azından bir ‘direniş’ yolculuğunun tarihidir. 1861’deki İç Savaş’tan sonra son Yazının devamını oku »

Amerika, katliam şahitlerini susturuyor

ABD ,sivil hedeflere saldırdığını gizleme gereği duymuyor, cesetleri sayma cesaretini gösterenleri bertaraf ediyor` diyen Kanada`lı gazeteci Naomi Klein bu satırlarını, ABD`nin Kanada Büyükelçisini kızdırmış. Klein ise, sözünü geri almayarak ABD Büyükelçisi Johnson`a ibret-i alem bir cevap verdi. `ABD sivil hedeflere saldırdığını gizleme gereği duymuyor, cesetleri sayma cesaretini gösterenleri bertaraf ediyor` diyen Kanada`lı gazeteci ve `No Logo` adlı katabın yazarı Naomi Klein bu satırlarını, ABD`nin Kanada Büyükelçisini kızdırmış. Pek çok gazetede yazılar yazan `serbest gazeteci` Klein ise, sözünü geri almayarak ABD Büyükelçisi Johnson`a ibret-i alem bir cevap verdi. Naomi Klein`ın 15 Ocak tarihli `Express`de yer alan yazı şöyle: Sayın Bay Johnson, Guardian`da makalemin yayınlandığı gün, 26 Kasım`da basın sözcünüz gazeteye makalemdeki bir cümleye itiraz eden bir mektup gönderdi. Bahsi geçen cümle şöyle: `Irak`ta Amerika Birleşik Devletleri(ABD) ve onların Iraklı işbirlikçileri artık sivil hedeflere saldırdıklarını gizleme gereği bile duymuyor ve DEVAMI İÇİN >>

Entelektüel soykırım: 3 bin bilim adamını kim öldürdü?

Karanlıklara gönülmüş, özenle gizlenmiş, unutturulmuş bazı gerçekleri hatırlatmak, açığa çıkarmak, tüm çarpıcılığı ile ortaya sermek en yalın insani sorumluluklarımızdan biridir. Unutkanlığın bu kadar yaygın olduğu, hafızaların hemen siliniverdiği, en acı insan hikayelerinin birkaç gün içinde kanıksandığı zamanlarda bunu yapabilmek bizi dengede tutan, diri tutan belki de tek gerçektir. 13 Aralık 2007’de, aslında pek kimsenin umursamadığı…….

Haberin Devamı  >>>>

Bu sözleri yedirirler sana!

Daha önce de yapmışlardı. Hem de kaç kez… O zamanlar tahrik edici benzetmeler, Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman ve ekibi tarafından değil, ABD’de değişik think-tank kuruluşlarındaki proje adamları ve medya organlarındaki tetikçiler üzerinden yapılıyordu. Cumhurbaşkanlığı seçiminde yazılan yazıları, edilen hakaretleri, Başbakan Tayyip Erdoğan’a yönelik ağır ithamları hatırlıyoruz.

Hepsi aynı çevre tarafından planlanıp servis ediliyordu. O zamanlar, Türkiye’nin iç politik tartışmalarının tarafıydılar ve doğrudan müdahil oluyorlar, hakaretlerin yanında darbe senaryoları hazırlayıp yaygara koparıyorlardı. Azgınlığı o kadar iler götürdüler ki, bu ülkenin Başbakanı’nı Bin Ladin’e bile benzettiler! Ciddiye alınacak tarafı yoktu bunların ama Türkiye’de hedeflenen adreslere ulaştığı için bir şekilde muhatap olmak zorunda kalıyorduk.

Lieberman’ın son sözleri, “Türkiye’yi değil Erdoğan’ı” hedef alması, “Biz Firavun’un bile üstesinden geldik” türü çirkin imaları, Chavez ve Kaddafi benzetmeleri işte bu kampanyanın yeni örnekleri. Ama dünya değişti, Türkiye değişti, eski adreslerde yeterince yankılanmıyor bu sözler. Bir fanatizm örneği olarak not ediliyor. Lieberman söylese de, “İsrail” olarak not ediliyor. Bir gün bedeli ödetilmek üzere not ediliyor.

Bir soykırımcı kendisi. Gazze saldırıları sırasında Filistinliler’e DEVAMI İÇİN >>

İsrail Türkiye’yi dinlemek zorunda

İsrailve  Türkiye arasında karşılıklı açıklamalarla devam eden gerginlik, kuşkusuz sadece bölgesel sorunların parantezinde görülemez

Bu gerginliği üç başlık altında okuyabiliriz. Elbette ilk sırada İsrail’in Filistin’de ortaya koyduğu insanlık dışı uygulamalar var. İkincisi, bu ülkenin İran üzerinden devam ettirdiği gerginlik politikasının bölgemizdeki yansımaları. Bu durum Türkiye’nin İran’la ilgili duruşunu hem daha önemli, hem de fazlasıyla hassas hale getiriyor.

Bir üçüncüsü, İsrail’in bölgede ve dünyada yaşanan değişimle birlikte kendi içindeki dönüşümü başarıp başaramayacağı. Aslında İsrail’in en başta devlet yapısı ve yönetim anlayışı olarak değişip değişemeyeceği, muhtemelen bölgemizin gelecek kurgusunun en önemli başlıklarından birisi.

Dördüncüsü, ayrıntılarına girmeden ifade edersek, İsrail’in Türkiye’de sahip olduğu farklı araçlar ve ittifakların, şu sıralarda hangi işlerle meşgul olduğu. İsrail’in, Türkiye’de yaşanan büyük değişim sürecinden memnun olmadığı çok açık.

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; Türkiye’de 28 Şubat DEVAMI İÇİN >>

Kılıçlar çekildi!

  • Uzun süredir devam eden boru hattı pazarlığı, İran ve Pakistan’daki Belucistan’daki sorunlar yüzünden gerçekleşemiyordu. Belucistan’ın bağımsızlığı için savaştığı iddia edilen Cundullah örgütü ise ABD ve İngiltere tarafından destekleniyordu. Örgüt lideri yakalandı, ABD-İngiltere bağlantıları deşifre oldu ve enerji anlaşması imzalandı.

Ambargo için yoğun temasların yapıldığı, Çin üzerinde baskının artırıldığı bir dönemde, bir süre önce, İran ve Çin, büyük ölçekli bir enerji anlaşması imzaladı. Yine Türkiye’ye yönelik ABD, İngiliz baskıları, İran’la ilişkileri dondurma telkinleri, enerji ortaklığına son verilmesi talepleri Türkiye tarafından umursanmıyor. Tam tersi, Türkiye-İran arasında, güvenlikten enerji işbirliğine kadar ilişkiler her geçen gün daha da derinleşiyor.  

      *Böyle bir dönemde, Ermeni tezleri, ABD Temsilciler Meclisi Alt Komitesi’nde kabul ediliyor. Stratejik ortak, bir yandan Türkiye’ye ağır darbe vururken diğer yandan “biz dostuz” mesajları veriyor. Ama Türkiye değişti; eskiden bu sözlerin anlamı olurdu şimdi Türkiye kendi öncelikleri ve doğrularına göre hareket etme yolunu tercih ediyor. Bunlar olurken ABD’li sivil yetkililer, “İran ambargosuna katılın yoksa sonuçlarına katlanırsınız” mesajı verirken Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Duncan McNabb gibileri, “İncirlik biçim için çok önemli” vurgusu yapıyor. Yani bir taraftan Ermeni tezleri üzerinden İran’a baskı kurulması için Türkiye’ye şantaj yapılıyor DEVAMI İÇİN

« Older entries

%d blogcu bunu beğendi: