Susmayacağım!


Gündemin odağında isim Ruşen Çakır, Gülen Cemaati‘nin kendisine karşı başlattığı kampanyaya CNN Türk‘te yanıt verdi. Ahmet Hakan‘ın modere ettiği Tarafsız Bölge‘de konuşan Çakır, cemaatin çileden çıkartan yazı dizisini savundu “ben gazeteciyim gazetecilik yaptım” dedi. Dengeli bir çizgi çizen Ruşen Çakır ne geri adım attı ne de savaş ilan etti…

“BENİ SUSTURMAK İSTİYORLAR AMA SUSMAYACAĞIM”

Fenerbahçe camiasından yükselen Gülen Cemaati eleştirilerini köşesinde bir yazı dizidi altında inceleyen Vatan yazarı Ruşen Çakır‘ın yazıları cemaat cephesinden çok sert bir tepki görmüş ve STV ve Zaman üzerinden bir kampanyaya konu olmuştu. Suçlamaları red eden Ruşen Çakır, yazıları art niyetle kaleme almadığını cemaatin kendisini susturmaya çalıştığını ancak susmayacağını vurguladı.

BEN CEMAAT FENERİ ELE GEÇİRMEK İSTİYOR DİYE BİR ŞEY YAZMADIM

Çakır olay olan yazı dizisinde cemaatin Fenerbahçe’yi ele geçirmek istediği tezini savunmadığını söyledi. “Böyle bir algı oluştu ancak Fenerli yazarlar konuyu görmezden gelince bir Galatasaraylı olarak bana kaldı” diyen Çakır Fenerbahçe camiasındaki algıyı resmetmeye çalıştığını en ufak bir art niyet taşımadığını söyledi.

BU KONUYA DOKUNMA DİYENLERE ‘SEN BANA DOKUNMA’ DİYORUM

“Demek ki bu yazıların bir karşılığını var. Ben bunları yoktan varetmedim. Gazetecinin görevi budur. Böyle bir algı var ama sen yine de dokunma diyorlarsa derim ki ‘yok arkadaş sen bana dokunma’. Böyle bir şey olamaz. Benim sorumluluğum gazeteme, vicdanıma ve kamuoyunadır. Ben buna kime ne zarar kime ne yarar getirecek diye bakamam. Maalesef Türkiye’de son yıllarda bu durum çok hakim. Ben gazeteciyim, gazetecilik yapıyorum. Fenerbahçelilerden de çok tepki almıştım. Yazılarımı çok pasif bulduklarını, cemaati Fenerbahçe taraftarıyla barıştırmaya çalıştığımı söylediler. Diğer yandan cemaatin susturma girişimine karşı da ‘susmuyorum arkadaş’ diyorum.”

STV’NİN YAYINLARINI ZAMAN’DAN FARKLI BİR YERE KOYDU

“Cemaatten bir çok insanla bir araya geldiğim ve yazdığım o buluşmada her şeyi detaylarıyla konuştuk ve ‘önümüze bakalım’ sonucu çıkmıştı. Benim hakkımda yapılan yayınları cemaatin gücüne ve kalitesine çok aykırı buldum. Onlar bunu söylememden çok hoşlanmıyorlar ama bu hareketi çok iyi tanıyorum. Gülen’in bütün yazılarını satır satır okumuş, Sızıntı’dan bu yana yakından takip ediyorum. Bu cemaati dünyanın dört bir tarafında gördüm tanıdım. Çok gelişmiş oturmuş, kurumlaşmış, küreselleşmiş bir yapıdır. Çok büyük iddiaları olan ve Türkiye’yi aşmış bir yapıdır. Bu yapıdan böyle bir şey çıkmasını çok yadırgadım. Mesela Ekrem Dumanlı’nın yazdığı yazı cemaatin bu yapısına uygundu. Benim gazeteciliğimi yanlış buluyor ama ben de doğru buluyorum. Gelsin buraya konuşalım tartışalım. Daha önce Bülent Korucu’nun yazdığı yazı da böyleydi…”

BABAHAN’A GÜL ATTILAR BENİM YAZIMA KAMPANYA BAŞLATTILAR

Fethullah Gülen‘in Ergun Babahan hakkındaki “ısırana bile gül atmak erdemdir” şeklindeki açıklamasını hatırlatan Çakır cemaate sitem etti: “Bir taraftan hakaret edene gül atarken bir taraftan bir algıyı tartışmaya açtı diye bu tepki gösteriliyor. Ben bir şeyin üzerindeki örtüyü çekmişim. Benim yazımda hiç bir hakaret yoktu. Gülen’in kendisi de benim art niyetli biri olmadığımı bilir. Bu algıyı ben oluşturmadım ki. Bu algının olduğunu ilk olarak onlar yazdı hatta rahatsızlıklarını belirttiler…”

CEMAATLE KAVGA ETMEK İSTEMİYORUM GAZETECİLİK YAPIYORUM

“Ben kavga etmek istemiyorum. Düşmanı değilim bu cemaatin. Eğer sert açıklamalar yapsaydım daha fazla reaksiyon alabilirdim ama yapmadım. Ben gazeteciyim, işimi yapıyorum ve susmayacağım. Sen de gazetecilik yap ve benim yazılarımdaki yanlışlığı yaz. Ama sen böyle yaptığında işin rengi değişiyor. Cemaatle siyasi mücadele eden birileri olabilir. Beni oraya sürüklemek isteyenler de var izin vermem. Ben gazetecilik sınırları içinde kalacağım. Bu sınırları aştıkları zaman da benim yapabileceğim bir şey yok.”

Kaynak ;GAZETECİLER.COM

Reklamlar

Gülen, ABD Yahudi Lobisi

GÜLEN CEMAATiNDEN AMERiKAN, YAHUDi LOBiSiNiN BEKLENTiLERi VARDI”

Gülen Cemaati yayınlarıyla ve stratejisiyle o günden bugüne nasıl geldi bugün hatalı bulduğunuz yönü nedir?

Gülen cemaati hata yapmadı daha doğrusu gitgide iyi olma yolundayken başına akıbet geldi. Açık söylemek gerekirse Gülen cemaatinden Amerikan, Yahudi lobisinin beklentileri vardı. İlk vekaleti onları verdi. Ama Fethullah Gülen ve ekibinin hepsi bunu bilinçli olarak kabul etmediler yani onlar da bilmiyorlardı bu vekaletin anlamını. Denize düşen yılana sarılır misali baskı altındalardı. Böyle birden bire Özal vasıtasıyla yani Amerikan elçisi, Yahudi asıllı Abramovich birden Sovyet Rusya çatırdıyor, yakında Sovyetler çökecek, İran’a da Saddam’ı saldırttık ama Saddam beceriksiz çıktı, yakında Saddam da süklüm püklüm İran’dan çekilecek, bu sırada Sovyetler çökerse de İran rejimi bütün Sovyet, Müslüman topluluklarını ele geçirecek, şii olsun Sünni olsun, belki Afganistan bile İran nüfusu altına girecek. Şu halde siz Fethullah Hocaya baskı yapacağınıza, takibat altında bırakacağınıza, tam aksine, İran’la bu sefer Sünni kuşakla sınır çekmek için( Çin Seddi gibi) İran tehlikesini enterne etmek için Fethullah Hoca okulları vasıtasıyla bir nevi emperyalistlerin misyoner gönderip arkasından gitmesi gibi Türk okulları, Türk İslam okulları perdesi altında aynı zamanda İngilizce öğreten, Amerikan misyonerliği de yapan okullar açılsın, Fethullah Hoca da bir Sünni lider olarak devamı için >>

Gülen Hikâyesi/ Bölüm-1

Dağlara Kamplar Kuruldu

Biz, zaman kazanıp kamptaki çocukların yardıma gelmesini beklemek için motor üzerine konuşuyoruz. Sonra birlikte zeytin dolu kasaları indiriyoruz. Bu dizinin hazırlanmasına katkısı olan Tayyar Eraslan ‘la birlikte bir kasayı yükleniyoruz.
 
 Kasaların bir kısmını indirdikten sonra, on üç yaşlarında zayıf kara-kuru bir çocuk yaklaşıyor yanımıza.
 
 Çocuğa soruyorum, ”Kamptan mı geldin?” diye. Çocuk başını sallıyor, ”evet” yanıtını veriyor. Aracı birlikte itiyoruz. Araç çalışıyor ve uzaklaşıyoruz. Şimdi çocukla birlikteyiz. Foto muhabiri arkadaşımız görünmeden teleyle çalıların arasından resimlemeye çalışıyor bizi…
 
 ”Adın ne senin?”
 
 Kara gözleri oynuyor. Hiç yabancılık çekmiyor. Bizi kamp yöneticilerinden sanmış olacak ki yanıtadı hemen:
 
 ”Ali Acar…”
 
 ”Nerelisin?”
 
 ”Antalya’nin Serik ilçesinden.”
 
 ”Okula gittin mi hiç?”
 
 ”Gittim… Beşi bitirdim.”
 
 ”Başka okula?”
 
 ”Kuran okudum…”
 
 ”Burada dinleniyorsunuz değil mi?”
 
 Birlikte yürüyoruz küçük Ali Acar’la. Zeytin dolu kasalarin bir kısmı yolun ortasında. Araç tekrar gelip yükleyecek.
 
 Ali’nin elinde bir kitap var. Nurculukla ilgili, Said-i Nursi ‘nin bir devamı için >>

Gülen Hikayesi/ Bölüm-2

‘Sanki oyun oynuyorlar’
Nurculuk konuşunda ”yuzeysel bilgilerle” yapilacak bir degerlendirme; Nurcularin ve onlarin zamanin içinde gelisen turevlerinin kendi ilkelerinden uzaklastiklarini gösteriyor.

Modern görünümleri altina gizledikleri din devleti amacina ulasmak için her yolu mesru sayacak olcude siyasallasiyorlardi.

Oysa Nurculugun amaci ”imani kurtarmak, kalplere ilahi imani yerlestirmek ve katiyen siyasetle ugrasmamaktan ibaret” sayilmisti. Islamiyetle siyaset arasina böyle bir sinir koyan Said Nursi, özel konuşmalarinda tedbiri elden bırakmiyor ”siyasetin Islamiyete ait olabilecegini” söylemekten kendini alamiyordu.

Fethullah Gülen kim? Bir emekli vaiz… Okullar, yurtlar, hastaneler, sirketler… Yillardir Gülen’in maskesini indiriyorduk!.. Ama kimseden ‘tik’ cikmiyordu… Erbil Tusalp , 9 Temmuz 1994 yılında Cumhuriyet’te devamı için >>

Takke Düştü

Fethullah Gülen ‘in tek amacı, ABD desteğinde demokratik yollardan devlet kademelerinde kadrolaşarak ”dini esaslara” dayalı devlet modelini yaşama geçirip Türk-İslam birliğini gerçekleştirmek değil midir?

Önceki akşam KanalTürk’teki ”Ceviz Kabuğu” programını izlerken aklıma bu soru geldi…

Fethullahçıları çok iyi tanıyan, ilahiyatçı Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk , Hulki Cevizoğlu ‘nun sorularını yanıtlarken ilginç bir noktaya değiniyordu:

”Ilımlı İslam, kitap ve peygamberi, her şeyi kendince hazırlayıp sömürgeciliğe direnç göstermeyecek yeni bir din yaratmaya çalışıyor…”

Elbet bunu yapan kişi Fethullah Gülen’di…

Herkes biliyor ki Büyük Ortadoğu Projesi’nin ”İslamcı ayağını” yıllardır ABD’de yaşayan Fethullah Gülen oluşturuyor, çağdaş bir giyim biçimiyle dikkatleri üzerine çeken, iyi eğitim görmüş, en az iki dil bilen 30-40 yaşlarındaki müritleri ”ideolojik destek” sağlıyorlardı…

Fethullahçılar, eğitim kurumlarıyla Kara Afrika ülkelerinden Orta Asya cumhuriyetlerine , Rusya’dan Kuzey Avrupa ülkelerine dek yayılmışlardı…

İran , Suriye, Libya gibi ülkelere giremeyen Fethullahçılar, Yunanistan ‘da da pek fazla yüz bulamamıştı…

Fethullahçılar, İslamı Hıristiyanlaştırmak, böylece AB ülkelerinde devamı için >>

Nurettin Veren

“Gece 01:30 sularında Cevdet Türkyol Amerika’dan beni aradı. Eşim telefona çıktı. Ben uyuyordum. Beni uyandırdı ve ‘Fethullah Hoca görüşmek istiyor’ dedi. Hayretle telefonu elime aldım, karşımda Fethullah Hocaefendi. Donakaldım. Hocaefendi, ‘Buyur Nurettin Bey, benim sesimi duymak istemişsin” dedi?”

AYTUNÇ ERKİN

Fethullah Gülen’in 40 yıllık yol arkadaşı, ikinci adamı, Nurettin Veren’le geçen hafta yaptığımız söyleşi, toplumun tüm kesimleri tarafından ilgiyle karşılandı. Veren, “Fethullah Gülen ölüm emrimi verdi” kapak haberimizde, cemaatin içyüzünü açık bir şekilde ortaya koydu. Aydınlık’a, röportajın Gülen cemaatını sarstığı, kimilerinin “Yok canım olmaz” dediği, kimilerinin de “Biz de konuşmalıyız ama konuşursak zarar veririz” endişesi taşıdığı bilgileri ulaştı. Cemaat içinde görüştüğümüz kişilerin ortak sözleri şunlar:
“Nurettin Veren’in yaşadıklarını az çok, ama ucundan da olsa, çoğundan da olsa yaşadık. Ama bunları bugüne kadar konuşmadık. Hocaefendi’ye zarar veririz, hizmeti sekteye uğratırız, dedikodu olur diye düşündük. Bu anlatılanların doğru olduğunu biliyoruz. Bizim açıklayamadığımız en önemli olay, Hocaefendi’nin Amerika’da neden yaşadığıdır. Buna hiçbir şekilde cevap veremiyoruz.”
Cemaat içinden tepkiler böyle. Bir de, telefonla arayıp, “Biz de mağdur olduk, konuşmak istiyoruz” diyenler…

TÜRKİYE’NİN BAĞIMSIZLIĞI MESELESİ…

Tabii, tehdit telefonları da aldık. Şunun iyi bilinmesinde yarar var: Bizim kimseyle kişisel bir kan davamız yok. Kimseyi de “Gözünün üstünde kaşın var” diyerek haber konusu yapmıyoruz. Meselemiz Türkiye meselesi, Türkiye’nin bağımsızlığı meselesi. Bu yüzden, yıllardır, Amerika tarafından yönlendirilen bir cemaate ayna tutmaya çalıştık. Nurettin Veren de böyle düşünüyor. Kimseyle kişisel bir kavgası olmadığının altını çiziyor.
Veren’le İstanbul’da yaptığımız görüşmenin ardından kendisiyle telefonda defalarca görüştük. Gelişmeleri masaya yatırdık. Veren’in sıkıntısı devam ediyor. Üzülüyor, ama mücadelesinden vazgeçmeyeceğini her fırsatta belirtti.
Yüzlerce destek mesajı aldığını söyledi Veren. Tabii hakaret dolu devamı için >>

GÜLEN CEMAATİ’NİN ŞİFRELERİ

“Ergenekon” davası ile birlikte Gülen cemaati ve Kemalist kesim arasındaki tarihsel mücadele farklı bir boyut kazandı. Aslında bu süreçte iki temel dinamiğe dikkat etmek gerekiyor.
Birincisi, Kemalizm’in 1990 sonrasında, önceki dönemlerin tersine topluma yönelik yapılanmaya doğru gitmesi, yani devletten kopmasa bile özerkleşme sürecine girmesidir. Kemalist kesim, ulusalcı duruşunu bir taraftan korurken, diğer taraftan da Atatürk sembolü üzerinde serbest piyasada Cumhuriyetin kuruluş günlerine öykünmesi, Post-Kemalist sürecin dinamiklerini ortaya çıkardı. Aynı süreçte çeşitli sivil toplum örgütleri de eğitim alanında yaygınlık göstermeye başladı.
İkincisi ise, İslami kesimde özel olarak Gülen cemaatinin eş zamanlı süreçte Post-İslam’ın temel dinamiklerinden biri haline gelmeye başlamasıydı. Post-İslam’a anlamını veren esas yönü ise, cemaatin son zamanlarda, özellikle de kendisini sivil toplum hareketi şeklinde sunma çabası ile kendine has etik değerleri (ekonomik ve sosyal alanda) post-modernleşmenin sunduğu imkanlarla yoğurarak neo-dinsel kolektif kimlik inşasında aramak gerekir.

YEŞİL KUŞAK PROJESİ VE CEMAAT

Öncelikle cemaatin yükselmesinde etkili olan nesnel faktörleri görmekte fayda var. Bunlardan birincisi ABD’nin Sovyetler Birliği zamanında Orta Asya’ya kadar uzanan ve komünizme karşı İslam’ı alternatif gösteren Yeşil Kuşak Projesi’dir. Bunun Türkiye’deki ayağı, 12 Eylül’den devamı için >>

Gülen Cemaati’nde esrar perdesi

Mardin 4 ay ABD’de bu cemaatin çoğunlukta olduğu bir okulda kaldığını ancak iç organizasyonunu çözemediğini anlattı. “Teşkilatın yerini almış olan hakiki, yeni bir toplumsal tutkalın ortaya çıkmış olması meselesi” diyen Mardin, onları birleştiren tutkalın incelenmesi gerektiğinin altını çizdi.

NTV’de yayınlanan Yazı İşleri Özel programına konuk olan Mardin, Mirgün Cabas ve Ruşen Çakır’ın sorularını yanıtladı. Mardin referandum sonrası tartışılan konulara ve özellikle de Gülen cemaatine değindi.

CEMAATİN SIRRINI ÇÖZEMEDİM

Mardin, “Hanefi Avcı’nın kitabıyla tekrar gündeme geldi. Her siyasi konuşmada atıfta bulunuluyor özellikle Gülen cemaatine. Cemaatler kimilerinin korktuğu kadar tehdit oluşturup oluşturmadığı konusunda ne düşünüyorsunuz?” sorusuna devamı için >>

II. Nurettin Veren Vakası

New York Times’ın geçtiğimiz haftalarda, Pazar günkü sayısında Gülen Cemaati’nin Pakistan’daki okullarını anlatan makalede yer alan bir ismin açıklamaları yeni bir tartışma yarattı.

Odatv.com

New York Times, bu açıklamaları yapan kişi için ‘Cemaat için karanlık bir tablo çizdi. Gülen Cemaati’nin İslam konusunda tek hakim olmayı istediğine ve mutlak güç için mücadele ettiğine inanıyor’ dedi.

Bahsedilen ve tartışılan o isim; Hakan Yavuz idi.

Hakan Yavuz’un açıklamaları; bir dönem çok tartışılan, uzun yıllar içinde bulunduğu Gülen Cemaati’nden ayrıldıktan sonra cemaatle ilgili şok iddialarda bulunan Nurettin Veren’i hatırlatıyor.

“O aslında çok uzun bir sohbetin kısa bir bölümüydü. Ben cemaatle ilgili bardağın dolu kısmını da anlattım. Ama açıkça söylemeliyim ki; son dönemde cemaatle ilgili endişelerim arttı.

Bir yapı “güç” denen şeye sahip olmak için farklı alanlarda ilerlemeyi seçebilir. Okullar, finans kuruluşları, medya kuruluşları bunlar bir sistemin parçalarıdır. Ama beni rahatsız eden, bu gücün nasıl kullanıldığı ve İslam’ı paketleme olayıdır.

Ben buna biraz İslamsız İslam diyorum. devamı >>

Gülen’nin Gizli Tarihi !

BİR ZAMANLAR  NUR TALEBESİYDİ

Ankara DGM tarafından hakkında gıyabi tutuklama kararı verilmesi, bu kararın İstanbul’da kaldırılması ve buna Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu’nun sert tepki göstermesi Fethullah Gülen’i yeniden gündeme oturttu.
    Son yıllarda okulları, ‘ışık evleri’, siyaset ve medya dünyasıyla olan ilişkileriyle tanınan Gülen’in uzun yolculuğu Nur tarikatıyla başladı.
    Said Nursi 23 Mart 1960’ta Şanlıurfa’da yaşamını yitirince, tarikatı, “Bundan sonra ne olacak?” kaygısına düstüler. Nurcuların bir kesimi, cemaatin başına bir kişinin seçilmesini isterken, bir kesimi de Said Nursi’nin en yakınlarından oluşan bir ‘İstişare Heyeti’nin kurulmasını ve bu ‘Ağabeyler Konseyi’nin hareketi yönlendirmesini uygun görüyordu. Bazıları ise siyasi bir teşkilat kurmayı, bazıları da devlete başkaldırıp silahlı mücadele verilmesini önerdi.

Tahiri Mutlu, Mustafa Sungur, Ceylan Çalışkan, Hüsnü Yeğin, Bayram Yüksel, Mehmet Fırıncı gibi ‘Nur cemaatinin ağabeyleri’, içlerinde ‘en cevval ve en fedakar’ gördükleri Zübeyir Gündüzalp’i bu hareketin başına seçtiler. Kendileri de, Zübeyir Gündüzalp’in altında bir istişare heyeti oluşturdular. Zübeyir Gündüzalp’in lider seçilmesi, cemaatin içindeki tartışmaları bitirmedi.
    Nursi’nin sağlığında başlayan ‘Yazıcılar-Okuyucular’ bölünmesi bu kez açıkça ortaya çıktı. Said Nursi’nin ölümünden ve 27 Mayıs yazının devamı >>

%d blogcu bunu beğendi: