Türk B Planı

Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas başkanlığında toplanan ”Gayriresmi Siyasi Liderler Toplantısı”nda Türk tarafının 1 Temmuz sonrasına ilişkin planları ele alınırken, Rum Politis gazetesi, Türk tarafının B planı kapsamında ”Ada’dan asker çekilip kışlaların kapatılacağı” iddiasında bulundu.

Türkiye’nin, Kıbrıs Rum kesiminin 1 Temmuz’da devralacağı AB dönem başkanlığına ”kara çalmak” için ”estetik operasyona” hazırlandığı yorumunda bulunarak, bu çerçevede asker çekmeden Maraş’ın açılmasına kadar bir dizi önlem üzerinde çalışıldığını iddia eden Politis gazetesi, ”tek taraflı Kıbrıs Türk güven yaratıcı önlemlerin geldiğini” yazdı.

Ankara’nın orduyu yeniden yapılandırma çerçevesinde Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri mensubu sayısını azaltacağı ve askeri tesisleri kapatacağı öne sürülen haberde, kapalı Maraş’ın Kıbrıs Türk yönetimi altında yerleşime açılarak Rumların Maraş’a davet edileceği, KKTC’nin özerkliğinin vurgulanacağı ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ülkelerinden KKTC’ye doğrudan seferlerin başlayacağı kaydedildi.

Gazete, askeri bölgelerin ve askeri kuvvetlerin azaltılmasına Maraş bölgesinden başlanacağını öne sürdü.

Gazete, Rum yönetimin AB dönem başkanlığının başlamasıyla Brüksel’in gözünün çok daha fazla Lefkoşa’ya çevrilmiş olacağı bir dönemde, Türk tarafından uluslararası topluma, ”KKTC’nin boyunduruk altında değil, kendi yapısı ve mekanizmasıyla özerk olduğu” mesajının verilmeye çalışılacağını kaydetti.

HRİSTOFYAS BAŞKANLIĞI’NDA TOPLANTI

Bu arada, Rum yönetimi Sözcüsü Stefanos Stefanu, Rum yönetimi, meclisi ve siyasi partilerinin, ”Türk B Planı” ile mücadele etmek için farklı yönlerde koordineli faaliyette bulunma konusunda hemfikir olduğunu söyledi.

Rum radyosunun haberine göre, Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas başkanlığında bugün toplanan ”Gayriresmi Siyasi Liderler Toplantısı”nın ardından açıklama yapan Stefanu, Hristofyas’ın siyasi parti liderlerine BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun ile Cumartesi günü yaptığı telefon görüşmesi çerçevesinde Kıbrıs sorunundaki son gelişmelere dair bilgi verdiğini ve ‘‘Türk B Planı” ile ilgili parti liderleriyle görüş alışverişi yaptığını kaydetti.

Stefanu, Ban’ın Hristofyas’a, Kıbrıs sorununun özlü başlıklarında ilerleme ve uzlaşı kaydedilmediğini, bu nedenle de şu aşamada çoklu konferans toplanmasının mümkün olmadığını söylediğini anımsatarak, Hristofyas’ın BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer ile müzakere başlıklarıyla ilgili daha detaylı bir görüşme yapacağını belirtti.

Downer, 27 Nisan’da KKTC CumhurbaşkanI Derviş Eroğlu ve Hristofyas’la ayrı ayrı görüşecek.

Kaynak : http://www.internethaber.com/rum-kibris-turk-kesimi-hristofyas-avrupa-birligi-ab–419756h.htm#ixzz1srzWvqvK

Kıbrıs

Kıbrıs, Sicilya ve Sardunya’dan sonra Akdeniz’in üçüncü büyük adasıdır. Başkenti Lefkoşa olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 2006 yılı verilerine göre toplam nüfusu 264, 172’dir. Kıbrıs, adını Tunç çağından başlayarak işletilen zengin bakır yataklarından almıştır.Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, bozulmamış doğal güzellikleri, eşsiz tarihi zenginlikleri ile Akdeniz’de cennet bir adadır.

  • Kuzey Kıbrıs, dost canlısı insanları, neredeyse tüm yıl boyunca güneşle yıkanan kilometrelerce uzunluğundaki kıyı şeridi; altın kumsalları ve 9000 yıllık görkemli tarihi ile sizlere en misafirperver karşılamayı sunar. Gotik kiliseler ile birarada bulunan Beşparmak Dağları’na hakim haçlı kaleleri, tapınak kalıntıları ile İngiliz kolonyal mimari örnekleri tarihin fantastik bir karışımı olarak karşınıza çıkar.

KKTC adanın kuzeyinde 3,355 kilometrekarelik bir alanı kapsamaktadır. Akdeniz’in doğusunda yer alır. En yakın komşuları, 70 km kuzeyde Türkiye, 100 km doğuda Suriye, 170 km güneydoğuda Lübnan ve İsrail, 370 km güneyde Mısır ve 950 kuzeybatıda Yunanistan’ dır.

  • Kuzey Kıbrıs yönetim olarak beş ilçeye ayrılmıştır. Başlıca altı yerleşim yeri vardır:Lefkoşa, Gazi magosa, Girne, Güzelyurt, Lefke ve İskele.

Ülkeye Giriş: Dingo’nun Ahırı !

AB’ye(!) üye ülke vatandaşları vizesiz(!) , TC vatandaşları kimlik veya pasaport ile K.K.T.C’ ye giriş yapabilirler.

İklim

Kıbrıs’ta Mayıs ayı ortalama sıcaklığı 28 °C’dir. Deniz sıcaklığı ise yaklaşık 25 °C’dir.

Elektrik ve Trafik

220/240 volt AC elektrik kullanılan KKTC’de prizler İngiliz standartlarına (üçlü) göredir ve trafik de İngilizlerin gittiği her yer gibi Kıbrısta da soldandır

KKTC nasıl kolonileştirdi?

1974 müdahalesinden sonra Kıbrıs’ta sürdürülmesi mümkün olmayan, ganimete ve Türkiye’den gelen yardımlara dayalı bir ekonomik düzen kuruldu.
Uluslararası hukuka aykırı olduğu bilindiği halde, Rumlardan kalan gayrimenkuller Kıbrıslılar ve TC’den gelen göçmenlere dağıtıldı.
Kamu iktisadi teşekkülleri kuruldu ve Rum turistik ve endüstriyel tesisler bunlara devredildi. Bu model Türkiye’de olduğu gibi başarısız oldu ve tesisler köhnemeye, ilk günden kamu maliyesine yük olmaya başladı.
Bütçenin büyük bir bölümü Türkiye’den gelen paralarla devamı için >>

KKTC: İflasın sorumlusu kim?

KKTC kurulduğundan beri iflas süreci içindedir. Türkiye’nin adada bulunduğu 36 yıl içinde ne Ankara ne de Kıbrıslı Türkler kendi ayakları üzerinde durabilecek bir ekonomik düzen kurmak için gayret sarf etmedi.
Ekonomik durum her zaman bozuktu ama 2004-2009 döneminde uçurumdan yuvarlanmaya başladı.
Bu yıllarda Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) önce Serdar Denktaş’ın Demokrat Parti’si (DP), sonra AKP destekli Özgürlük ve Reform Partisi (ÖRP) ile koalisyon halinde iktidarda idi. Önce M. Ali Talat on dört ay kadar başbakanlık yaptı. O cumhurbaşkanı seçilince koltuğa Ferdi Sabit Soyer
İktidardaki CTP Ankara’ya yeni bir teklif yaptı. “Türkiye işlerimize çok müdahil oluyor. Bu kurumsal gelişimimizi etkiliyor devamı için

KKTC: İflasın eşiğinde bir devlet

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) iflasın eşiğinde sallanıyor. Sistem hem ekonomik hem de siyasi olarak tıkandı.
Ankara’da resmi kaynaklardan öğrendiğime göre devlet maliyesi dünyada ender görülen bir çarpıklık içinde. Kamu harcamalarının Gayri Safi Milli Hasıla içindeki payı yüzde 70 civarında. Bütçenin yüzde 85’i maaşlara harcanıyor. Ancak bütçede bu kadar para yok. Toplanan vergiler maaş ödemelerinin ancak yüzde 73’ünü karşılıyor. Daha da beteri personel giderleri milli gelirden daha hızlı arttığı için durum kötüleşiyor. Bütçe açığı 2007 ila 2009 devamı için >>

KKTC seçimleri AKP’yi salladı!..

Hiç kuşkusuz Gül ve Erdoğan, o gecenin 20.30 sıralarında KKTC’yi arayıp Eroğlu’nu kutlamışlardır.

Ama bu onların istediği sonuç  değildi.

İstedikleri gene Talat’tı çünkü.

Derviş Eroğlu, KKTC Cumhurbaşkanı.

Seçim sonucunun izahı şudur:

KKTC seçimini  AK Parti kaybetti!

Daha da açalım.

Eroğlu, hem ABD’ye hem AB’ye hem de Türkiye’deki iktidara karşı bir seçim kazandı…

Bu seçim Türkiye için çok önemlidir.

AK Parti’nin çıkaracağı ders çoktur.

Bu yüzden, iktidar partisinin kurmayları önüne gelecek seçim analizleri mutlaka kendileri tarafından değerlendirilecektir.

KKTC seçmeni neden Talat’ı devirdi?

Talat kendi seçim bölgesi Girne’de bile neden Eroğlu’dan fark yedi?

Bu durum niçin AK Parti için bir ölçüdür? Çünkü Talat’ın politikası AK Parti’nin Türkiye’de izlediği politika ile aynıdır. Kıbrıs Türkü, Talat’ın politikasına kırmızı kart gösterdi.

Talat’ın politika temelinde AB’ye giden yolu açmak vardı. Kıbrıslı Türkler, AB’ye karşı değiller. Ama karşı oldukları Talat’ın duruşu ve tavileriydi. Kıbrıs Türkü, Annan Planı sonrası AB’den devamı için >>

Annan’ı da al git!

14 Kasım 1983.

Bağımsızlıktan bir gün önce.

Denktaş kürsüye çıktı…

KKTC’yi ilan edeceğiz dedi.

Benim partim CTP…

Acilen toplandık.

Sert tartışmalar yaşandı….

Devamı >>>

Kıbrıs’ta adaylardan son sözler

  • KKTC’de 18 Nisan Pazar günü yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde adaylar son mitinglerini bugün Lefkoşa’da yaparken, Başbakan ve Ulusal Birlik Partisi’nden (UBP) cumhurbaşkanı adayı Derviş Eroğlu, “Yüzde 60 yeter, bu iş pazar günü biter” dedi. KKTC Cumhurbaşkanı ve Bağımsız Cumhurbaşkanı Adayı Mehmet Ali Talat da, pazar günü yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimini ilk turda kazanacağını belirterek, seçimde ”ret cephesi” olarak nitelediği Eroğlu-Denktaş ikilisini ”tarihin çöplüğüne gömeceklerini” söyledi.

    Adayların mesajları şöyle: …..

Haberin Devamı >>>>

Kıbrıs Türkünün kader seçimi

KKTC’de yarın 160 bin seçmen, Kıbrıs Türklerinin kaderini belirleyecek olan bir seçime gidiyor.
Bu seçimlerin önemli yanı, halkın iki güçlü adayın -yani Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
Başbakan Derviş Eroğlu’nun- şahsında, birbirinden çok farklı iki vizyon arasında bir tercih yapmak durumunda olmasıdır…

Haberin Devamı >>>

Uğursuz Tepe

Latin Amerika’nın en önemli ülkesi Brezilya’nın solcu Başkanı Lula Da Silva, 4 gün önce İsrail’i ziyaret ederek ilginç bir tartışmaya neden oldu. Lula programında var olmasına rağmen Herzl’in mezarına uğramayarak Filistin halkının efsane lideri Arafat’ın mezarını ziyaret etti.
Peki Lula neden
Herzl’in mezarına gitmedi?
Bazı İsraillilere göre Herzl’in mezarının bulunduğu tepenin adı Uğursuz Tepe. Bu nedenle de birçok İsrailli bile Siyonizmin ve dolaysıyla İsrail devletinin ideolojik kurucusu Herzl’in mezarını ziyaret etmez. Onlara göre de bu uğursuzluğun da dört kanıtı var:

1 Filistin’de bir İsrail devletini kurma projesini ortaya atan Herzl’in kızını aldığı Avusturyalı  zengin Yahudi  işadamı kısa bir süre sonra iflas etti. Karısı ile sürekli kavga eden Herzl ise 44 yaşındayken aniden bir kalp krizi sonucu 1904 yılında öldü.

2 Herzl’in büyük kızı Pauline psikolojik sorunlar yaşadıktan sonra uyuşturcu müptelası oldu ve 40 yaşında hayatını kaybetti.

3 Ağabeyi Hans ise ablasının gömüldüğü gün intihar ettiğinde 39 yaşındaydı.

4 En küçük kız Margarethe’in evlendiği zengin Yahudi işadamı ise aynen onun dedesi gibi kısa süre sonra iflas etti. Margarethe İkinci Dünya Savaşı döneminde bir akıl hastanesinde bulundu.
Anlaşılan Başkan Lula da bu söylemlerden ve bu zatın en büyük uğursuzluğunun Filistin halkı için olduğu gerçeğinden etkilenerek  tepeyi ziyaret etmemiştir.

Ama işin en ilginç tarafı bazı İsrail medyası ve onların  Türkiye uzantısı Herzl’in mezarı ile Atatürk ve Gandi’nin anıtları arasında bir benzerlik olduğunu söylemesidir.
Oysa Atatürk ve Gandi işgal altındaki kendi ülke topraklarının kurtuluşu için mücadele ederken Herzl bir Macar olarak başka bir halkın yani Filistin halkının topraklarını dünyanın dört bir yanındaki Yahudilerin malı gibi göstermiş ve bu yönde mücadele etmiştir.
Peki bunu nasıl yapmış?
Kendi ülkelerinde yaşayan Yahudilerden kurtulmak isten Avrupalı politikacılar ile bu ülkelerde yaşayan zengin Yahudi işadamlarının desteğini alan Herzl işe İstanbul’dan başladı. Filistin’i kontrol eden Osmanlı Padişahı Abdülhamit ile iki kez görüşen
Herzl ondan Filistin’i satın almaya kalkışmış ve  herkesin bildiği yanıtı almıştı. Bunun üzerine Herzl Osmanlı’yı çökertme planları yaparak Yahudi grupların ve zengin işadamlarının İttihat ve Terakki ve benzeri oluşumlara destek vermelerini sağlamıştı.
Gerisini zaten tarih en detaylı bir şekilde yazar.
Ama genel olarak az kişinin bilip yazdığı başka bir  gerçek daha var.
O da
Herzl’in Kıbrıs ilgisi.
Herzl Temmuz 1902’de ünlü Yahudi işadamı Lord Rothschild’e yazdığı bir mektupta bakın ne diyor:
‘Kıbrıs’ı düzene sokmalıyız. Kıbrıs’tan  Müslümanlar gider, Rumlar iyi bir fiyata topraklarını  satar ve Atina ya da Girit’e göç ederler. Filistin Yahudiler için çok küçük. Bu nedenle Filistin’e yakın bir yer sağlamamız gerekiyor. Kıbrıs Filistin’e dahil edilmelidir.”
1897’de Basel’de ilk Siyonsit kongreyi toplayarak Filistin’de bir Yahudi devleti kurulma kararından sonraki süreçleri hatırlayanlar 1947’de kurulan İsrail’in  Kıbrıs’a olan ilgisini de yakından bilmelidir. Bugün bile İsrail’in Mossad ajanları Güney Kıbrıs’ta cirit atmakta, İsrailli kişi ve şirketler ise KKTC hükümetini tedirgin edecek ölçüde Kuzey Kıbrıs’ta sürekli arazi ve evler almaktadırlar. 1974’ten bu yana Amerikan başkanlarının Kıbrıs için atadıkları koordinatör ve temsilcilerin büyük bölümü ABD’deki Yahudi lobilerinin önemli adamlarıdır.
ABD ve AB ülkeleri ise Kıbrıs sorununu  çözmemekle kalmıyor aynı zamanda farklı yollara başvurarak çok kolay olan çözüm yollarını tıkıyor.
Bu tarihsel gerçekleri görmeyenler ya da saklamaya çalışanlar Başbakan Erdoğan’ın ‘Gelin tarihi birlikte araştıralım’ çağırılarını da görmemezlikten gelerek soykırım iddiaları ile ilgili olarak kararlar alıyor. Bu kararları fırsat bilen bizdeki ‘liberal-demokrat’ köşe yazarları da hiçbir fırsatı kaçırmayarak Başbakan Erdoğan ve AK Parti hükümetine yükleniyor. Başbakan’ın yurtdışı seyahatlerinde uçağa binmek ve kendisinden   özel röportajlar koparmak için gerektiğinde her türlü yalakalığı yapanlar, genetik özelliklerinden olacak ki bildik huylarından vazgeçmiyor.
Belki de bu nedenle Başbakan Erdoğan dünkü konuşmasında bu tür ‘gazcı’ köşe yazarlarına haklı olarak sert yüklenerek mealen ‘Ermeni konusunda benden özür dilememi isteyenler her nedense İsrail’in saldırıları konusunda sesini hiç çıkarmıyor oysa İsrail iki adım ileri bir adım geri taktiği ile tüm Filistin’i ele geçirmek için uğraşıyor” dedi.
Erdoğan’ı farklı kılan da
bence bu içtenliği ve tarihsel doğruları açık, net ve hiç kimseden çekinmeden söyleme cesaretidir.”
Çünkü Erdoğan
Filistin konusuna ilgisiz kalanların hiçbir şekilde insanlık ve vicdandan söz etme hakkının olmadığını bilir.

Kıbrıs Meselesi

MEGALİ İDEA


>>>>> ******   Megali İdea, kelime anlamı
ile “Büyük İdeal, büyük fikir” demektir. Bu fikre ve ilkeye göre, 1453’de Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilen İstanbul tekrar ele geçirilecek, Yunanistan, Girit, Rodos, Kıbrıs, Anadolu ve ta Büyük İskender’in uzandığı İskenderiye’ye kadar olan Topraklar işgal edilerek, bir Helen İmparatorluğu olarak kabul edilen büyük Bizans İmparatorluğu kurulacaktır.Bu imparatorluğun başkenti ise eski Bizans’da olduğu gibi hala “KonstantinoPolis” diye andıkları İstanbul olacaktır.Megali İdea fikri ilk kez Rigas Ferreros adlı bir Rum tarafından gündeme getirilmiştir.Rigas Ferreros, bu amaçla ilk Megali İdea haritasını 1791-1796 yılları arasında Bükreş’te hazırladı ve 1796 yılında Viyana’da yayınladı. Megali İdea’nın yaşatılması ve nesilden nesile aktarılması görevini Rum Ortodoks kilisesi ve Ortodoks mezhebinin merkezi olan İstanbul’daki Patrikhane üstlenmiştir.Kilisenin bu amaçlarını ve eylemlerini gerçekleştirmek için Osmanlı İmparatorluğu nun kendisine tanıdığı geniş hoşgörüden yararlandığı inkar edilemez bir gerçektir.

Örneğin 1754 yılında Padişahın yayınladığı bir fermanla, Başpiskopos, adanın ikinci politik ve nüfuzlu kişisi olma hakkını kazanmıştı.

*****  Bu tarihten itibaren Başpiskopos’a “Ulusal Lider” anlamına gelen “ETNARH” denemeye başlanmıştı.
Megali İdea çerçevesinde 1821 yılında Mora isyanı patlak vermiş ve Yunanistan’ın bağımsızlığını kazanmasından sonra Megali İdea haritası içinde yer
alan Toprakların ele geçirilmesi için faaliyete başlanmıştır.

******  Nitekim daha sonra Girit, Rodos, 12 Adalar ve diğer Ege Adaları ele geçirilmiş, Anadolu’ya Asker çıkarılmıştır. Ne var ki Anadolu’da Atatürk önderliğindeki Türk Halkı, Kıbrıs’ta ise Anavatan Türkiye desteğindeki Kıbrıs Türk Halkı tarafından, hedeflerine ulaşmaları engellenmiştir.Önemle vurgulanmalıdır ki, Yunanistan ve Kilise bu çabalarında başta İngiltere ve Çarlık Rusya’sı olmak üzere her zaman Batılı ülkeler tarafından desteklenmiştir.

ENOSİS


        Enosis, Megali İdea hedefi çerçevesinde Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanmasını, ilhak edilmesini ifade etmektedir.

*******   Kelime anlamı ile ” İLHAK ” demek olan Enosis (yani adanın Yunanistan’a bağlanması) ilk Megali İdea haritasının çizildiği 1791 yılından beri gündemde olan bir konudur.Bir anlamda Kıbrıs sorununun da bu tarihten itibaren varolduğu söylenebilir.

********  Yunanistan’ın Kıbrıs’ı talep etmesi ise 30 Aralık 1918 yılında gerçekleşti.18 Ekim 1828 tarihinde İngiltere, Rusya ve Fransa’ya bir nota veren Yunanistan, RESMEN İLK KEZ Enosis fikrini ortaya atmış ve adanın kendisine bağlanmasını istemiştir.

****** l.Dünya savaşından sonra Paris’te toplanan Barış Konferansı’na Yunanistan’ın Toprak isteklerini sunan Yunan Başbakanı Venizelos, aralarında Kıbrıs’ın da bulunduğu şu bölgeleri talep ediyordu:
       Batı Anadolu(İzmir;Bursa,Çanakkale, İzmit ve civarları) Pontus (Trabzon, Sivas, Kastomonu ve civarları) Kuzey Epir (Güney Arnavutluk) Kıbrıs,Rodos,Meis, Girit, Bozcaada ve İmroz

         Batı ve Doğu Trakya Kıbıs’ta Yunan kilisesi, Patrikhane ve Yunan Hükümeti tarafından desteklenen Enosis hareketi, bu idealin yıllar boyunca kilise ve okullarda genç beyinlere aşılanması sonucu Kıbrıs’ın başına büyük felaketlerin gelmesine neden oldu.Bu ideali gerçekleştirmek için 1821 yılından itibaren birçok kez Türk halkına saldırılar düzenledi. Enosis önünde bir engel olarak gördükleri Türk halkını ortadan kaldırmak için 1895’de, 1912’de, 1955-74 döneminde Türk halkına saldırılar ve katliamlar uygulandı.
        Enosis fikrinin 1918’lerde Rum çocuklarına nasıl aşılandığını bir Rum yazar olan Tenekides şöyle açıklıyor:
Rum okulları Helen düşüncesini yaymak amacı ile kullanılıyordu.

          Rum öğretmenler, çiçeklerle çerçevelenmiş Yunanistan’la birleşmelerini temsil eden armağanları Vali’nin kasabaları ziyareti sırasında verirken, mızraklı bir Alay gibi sıraya sokulan öğrenciler, önceden öğretilmiş olan “Yaşasın Enosis” çığlıkları atıyordu “(Tenekides-Chypre. Menter Şahinler. Türkiye’nin 1974 Kıbrıs siyaseti sayfa 111.197- İstanbul).Enosis politikasının yakın hedefi bugün için Rum egemenliğinde tüm Kıbrıs’ta hakim olacak bir Rum i kurulması, bu Rum devletinin AB’a tam üye yapılarak Yunanistan’la dolaylı Enosis’in gerçekleştirilmesi ve Türk halkının azınlık statüsüne düşürülmesidir

Alıntıdır: http://www.diyadinnet.com/YararliBilgiler

%d blogcu bunu beğendi: