Komplo teorileri ve Demokrasi

Komplo teorisi, kamuoyu tarafından belli bir şekilde algılanmış herhangi bir olay hakkında geliştirilmiş, kamuoyundan saklandığı iddia edilen bilgilerle, gizli bilgilere veya olayın arkasındaki görünmeyen güçlerle ilişkilendirilen alternatif açıklamalara verilen addır. Bazı insanlar komplo teorileri üreten kişileri paranoyak, ilgi çekmeye uğraşan ya da yanlış yönlendirmelerle toplumu yanıltan ve  bundan politik, ekonomik (ya da medyatik) çıkar sağlamaya çalışan kişiler olarak görür ve iddiaları gülünç ve önemsiz kabul ederler. Öte yandan bu tip iddialar popüler kültür alanında her zaman kendisine yer bulabilmiş, ilgi çekmeyi başarabilmiştir.

Bilim adamlarına göre komplo iddialarına inanmaya yatkın toplumlar uzun süreli politik, ekonomik veya ahlâki çöküntü yaşayan veya kendilerine karşı önemli bir tehdit yöneldiğini düşünen insanlar. Öte yandan,   belgelendirilebilen pek çok komplo teorisinin fos çıkması, bunların hepten önemsiz olmaları anlamına gelmiyor.   Bu teorilerin ortaya koyduğu gerçeğin, toplumda varolan (aslında olmayan!)sisteme karşı genel güvensizlik ve özellikle her şeyin yüzeyde şeffaf ve özgür gözüktüğü demokratik sistemlerde aslında alttan alta süre giden başka mekanizmaların varolduğuna dair inançtır.Ve komplo teorileri aslında insanlara demokrasi oyununun  kocaman bir yalandan başka bir şey olmadığını,herşeyin sadece ve sadece bir şekilde o gücü eline geçirenlerin bir oyuncağı olduğunu anlatan çok çarpıcı fırsatlardır.

Komplo teorilerini de bir tarafa bırakalım ve hemen yanıbaşımızdaki Irak’a bir bakalım… Hani Iraklılara özgürlük ve demokrasi getirecekti bu adamlar… Tıpkı,Bolivya,Ekvador,Vietnam ve Panama’ya getireceklerini söyledikleri demokrasiden Iraklılara da getirdiler ve hala daha getirmeye devam ediyorlar.. ABD, avrupa ülkelerinin istememesine rağmen kendini  8 Aralık 1941 Pearl Harbour saldırısını düzenleterek –tıpkı 11 eylül 2001 de olduğu gibi-  II.dünya savaşına dahil ettirdi…Ondan sonraki 55-60 yıldaki durumu hep birlikte görüyoruz/yaşıyoruz

Reklamlar

11 Eylül2001

11 Eylül Saldırıları ile ilgili komplo teorileri

 
11 Eylül 2001 günü gerçekleşen ve aynı günün tarihi ile adlandırılan olaylar ile ilgili çeşitli komplo teorileri bulunmaktadır. Kimi iddialara göre 11 Eylül olayları Amerikan hükümeti ve gizli servisleri tarafından Orta Doğu’ya ve Afganistan’a yönelik işgal faaliyetlerini meşrulaştırmak, ülke ve dünya kamuoyunun desteğini almak amacıyla düzenlenmiş senaryolardır. New York Times gazetesi tarafından yapılan bir ankete göre her 4 Amerikalı’dan 3’ü hükümetin 11 Eylül olayları ile ilgili doğruları söylemediğinden şüphelendiğini belirtmiştir[
Küçük bir not; o tarihlerde hasbelkaser ben de oralardaydım ve birgün TV’de dahi başkan Bush’un saf Amerikan halkının senatosunda alternatif enerji kaynakları geliştirme ile ilgili yaptığı konuşmanın bir yerinde ‘alternatif enerji kaynakları ile ilgili araştırmalarda çok iyi bir yerlerde olduklarını ve başardıklarında ‘oil’ için Irak gibi çok uzak yerlere gitmek zorunda kalmayacaklarını’ ağzından kaçırdı .. Ama o zaman da ‘özgür medya ‘ bunu duymamazdan gelmişti..

 

Amerikan hükümeti tarafından yapılan resmî açıklama

 
11 Eylül 2001 günü Usame Bin Ladin’e bağlı teröristlerce kaçırılan iki yolcu uçağı, New York’daki Dünya Ticaret Merkezi’nin ikiz kulelere özenle hesaplanmış noktalardan çakılmışlardır. Meydana gelen patlamalar DEVAMI İÇİN>>

Yüzyılın büyük yalanı..

ABD’nin önce doğrudan daha sonra NATO üzerinden kurmaya çalıştığı füze savunma sisteminin Avrupa’ya, ABD’ye ve İsrail’e yönelecek olası tehditleri, saldırıları savuşturma amacıyla geliştirildiği hiçbir zaman inandırıcı gelmedi.

Belki tuhaf gelecek ama bugünkü küresel konjonktür, geleceğe yönelik tehdit algılamaları, ABD ve Avrupa’nın gelecek perspektifleri ve Atlantik ittifakının 21. yüz yıl tasavvuru bunun böyle olduğuna işaret ediyor.

Olası saldırılara karşı “Batı medeniyeti”ni koruma dürtüsünden çok, küresel ölçekte çok sıkı bir denetim mekanizmasının planlandığına inanıyorum. Bu öyle bir denetim arayışı ki, “hayır” diyebilecek uluslara ya da bölgelere nefes alacak kadar bile boşluk bırakmayı kararlı bir şekilde reddediyor.

Günümüz dünyasında ABD-Avrupa ve müttefiklerini, askeri anlamda tehdit edecek bir meydan okuma söz konusu değil. Varolan tehditlerin varolan güvenlik önlemleriyle aşılması pekala mümkün. Hatta şu anki askeri hazırlıkla öngörülebilir tehditler arasında bile korkunç bir dengesizlik söz konusu.

Kimse, bütün bu hazırlıkların İran’dan gelecek bir tehdidi savuşturmaya yönelik olduğunu söylemesin. ABD, İsrail, Avrupa’nın bir çok ülkesi ve İran arasındaki güç değerlendirmesi bunu oldukça komik hale getiriyor. Peki İran hedefte mi? Elbette hedefte. Her ne kadar Lizbon devamı için >>

%d blogcu bunu beğendi: