Argo…

ARGO DİLİ (KÜFÜR) İLE EDEBİ DİLİN KARŞILAŞTIRMASI, ARASINDAKİ FARK (DİL İLE KÜLTÜR ARASINDAKİ İLİŞKİ, DİL NEDİR, KÜLTÜR NEDİR)

Yunanistan‘ın Argos kentinden, argu=kavga kelimesinden, gergo=hırsız’dan, argotier=dilenci’den, hargoter=azarlamak’tan, harigoter=yarmak’tan, arigote=kaba saba’dan geldiği üzerinde tartışmalar vardır. Türkçe lügatlarda gizli dil, bir mesleğe has dil, külhanbeyi (gulhan=hamam sıcaklığı), erazil dili, kaba ve aşağılık dil, hilekar ve dolandırıcı dili, tulumbacı dili, ayaktakımı ağzı diye tanımlar yapılmıştır.

Argo kelimesinin dilimizde kullanılan anlamından bahsetmeden önce bu kelimenin Fransızca’daki ilk kullanılış anlamlarına bakmak gerekmektedir. “Roquefort, argo kelimesinin XVI. yüzyılın en ünlü serserisi, derbederlerinin başı ve argo gramercilerinden biri olan Ragot’nun adından geldiğini söylemektedir. Genin, argonun serserilerce de kutsal sayılan bir dil olması dolayısıyla yine bu anlamda Rumca kutsal anlamına gelen hieros kelimesinden geldiğini söylüyor (Devellioğlu,1980:14-15). Devellioğlu, argo kelimesinin arka planı hakkında bu bilgileri verdikten sonra argoyu şöyle tarif eder: “Toplumda belli bir gruba veya sosyal bir sınıfa mahsus olan ve genel bir dilin koynunda asalak bir kelime hazinesi bulunan konuşma sistemlerine argo (Fr. argot) adı verilir. Hırsız argosu, talebe argosu, asker argosu gibi…

Argo kelimesi dilimize Fransızca’daki anlamını koruyarak girmiştir. Bu kavrama şimdi olduğu gibi eskiden de külhanbeyi ağzı tulumbacı ağzı, ayaktakımı ağzı denirdi. Bunu anlatmak için yine eski zamanlarda ‘lisan-ı erazil’, ‘lisan-ı hezele’ gibi deyimler kullanılmış ise de ‘aşağılık’ argosunun dilimizdeki tam karşılığı ‘kayış dili’ terimidir. Kesin bir sınır çizmemekle beraber, Türkçe’de gerçek argoyu ‘teklifsiz dil’, ‘halk dili’, ‘kaba ve aşağılık dil’ gibi sınıflardan ayırmak gerekir.(Devellioğlu,1980:23-24).

Argo dilinin ahlakdışı kavramlardan müteşekkil olduğunu görmek bizi, bu dili kullananın kişiliği hakkında bir kanaat sahibi yapar. “Hangi dilde ve ne zaman olursa olsun argoyu meydana getiren kavramlar, hırsızlık, dolandırıcılık, yağmacılık, soygunculuk ve katillik gibi sosyal kötülüklerden meydana gelmiştir. Bu bakımdan, argo sözcüklerini dolduran en yaygın sözlerin çoğu; kadını, içkiyi, esrarı, kokaini tanımlayan anlamlarla, dövmek, sövmek, ölmek, kaçmak, hırsızlık etmek, hapse girmek, sarhoş olmak, yalan söylemek… gibi sözlerden doğmadır.”(Devellioğlu,1980:27). Toplumda belli bir sınıfın özel dili haline gelen argo, böylece ahlaki yozlaşmanın da yaygınlaşmasına yol açmıştır.

Argoyu herhangi bir alt-gruba ait grup içi konuşmanın indeksi olarak adlandıran Condon argolu konuşmanın konuşanlara iki şekilde hizmet ettiğini şöyle izah ediyor: “Sembolik olarak ‘içeridekiler’i ‘dışarıdakiler’den yani bizim gibi konuşanları bizim gibi konuşmayanlardan ayırır ve bu şekilde konuşulurken, gruba özelliğini veren gerçeklik algılarını ve ilgilerini pekiştirir. Aynı şey, bir bütün olarak kültürler için de söylenebilir. Tespit edilen hemen her grup, hareket tarzları kadar konuşma tarzlarıyla da kendi özel karakterini dışa vurur.(Condon,1996:57).

Konuşma dilinde kullanılan argo kelimeler, kaba olmakla beraber sanatlı yönü de olan kelimelerdir. “Argonun sözvarlığı, ortak dilin sözcüklerine özel anlamlar vermek, kimi sözcüklerde bilinçli değişiklikler yapmak, eskimiş öğelerden, aynı dilin lehçelerinden ve yabancı kökenli öğelerden yararlanmak yoluyla meydana getirilir. Fransızca’da genel dilde ‘geveze’ anlamına gelen ‘bovard’, Fransız argosunda ‘avukat’ anlamında kullanılır. Türkçe’de belli anlamları olan ‘okutmak’ ya da ‘mektebe başlatmak’ eylemleri argoda satmak anlamında, bir şeyi elden çıkarmayı anlatmak  üzere kullanılır. Öğrenci argosunda ‘çakmak’ sınıfta kalmak’, şoför argosunda ‘gazlamak’ acele uzaklaşmak anlamında yaygın olarak kullanılmaktadır.”(Aksan,1987:89). Argo, yerine göre kullanıldığında dili zenginleştirir. Mesela hayret ve şaşkınlık belirten ‘vay anasına!’ diye bir deyim vardır. Şimdi bu deyim unutuldu, Amerikanca’dan özenti ‘vaavvv!’ diye ulumaya benzer bir şey onun yerini aldı. Bunun gibi dilimize yapışan yerli yersiz argo kelime ve kelime gruplarından bazıları şunlardır:

“Şey yani, hadi yaa!, yapma be!, abi be!, oha!, ağbisi,hıı! Süper bi olay!, bittim yaa!, yok bee!, acaip güzel!,sinir oluyorum, yetti bee!, süpper!, süperr!, çok adisin, herırdın yani(yani herhalde anlamında), kek(saf anlamında),eee!, zıt tokai,zonk, küt, vaav(şaşma sözü), kıro, hanzo, maganda, bana işlemez, gerzek, manyamış, saloş(salaktan türemiş), çok kazık, baydın(bıktırdın anlamında), höst;hödük,okey, dehşetsin(taktir sözü), keşkem, kafayı yemek(aptallaşmak), çakmak, kıl, takılmak,kelek, naabersin? İyisin mi?, apıştım kaldım, çok kıl bir tip, gıcık kaptım bee!, leton düşmedi, jetonu köşeli, ultra mega kupon, bastır parayı, hayret bir şey! Selam millet, kuş(saf, deneyimsiz anlamında),sapına kadar, bayağı matrak bi olay,adi herif, papaz gibisin,ful dolu kıl kapmak, kıllanmak(kızmak, tedirgin olmak anlamında), kafa çocuksun yani,helal bee!, vallaa mı?, atma bee!, yemezler(inanmadım anlamında), öl yani, çaktın mı?,sinir tip,atmasyon, kabız, kafalamak, harbiden, yamuk yapmak(hoşa gitmeyen bir davranış ya da söz anlamında), kafaya almak, kafalamak(alay etmek, eğlenmek anlamında),koçum, ofkorssunuz( İngilizce ‘of cours’:afedersiniz), hıyarto, yemedi di mi?, şokelemek, uçuk, cins adam, ötmek, armut, ot…”

İmla, dil ve telaffuz hataları bir yana bu kelimelere argodan da öte Tarzancı demek daha uygun olur kanaatindeyim. Bu Tarzancı kelimeler gençlerimizin dilini zehirli birer ayrık otu gibi sarmış durumdadır.

Argo kelimelerle o dili anlamayan kişilerle konuşulduğunda yanlış anlamalara sebep olabilir. Bu sebeple; kullanılacaksa da argo kelimeler sadece bu dili anlayan özel gruplar içinde kullanılmalıdır. Aksi halde argo konuşan kişi hafif meşrep biri olarak değerlendirilir.

Argo kelimeler kullanan kişinin muhatabına hakaret etme niyeti olmayabilir. Ancak argo kelimeler uygun olmayan ortamlarda kullanıldığı zaman hakaret anlamına gelebilir ve kullananı zor durumlara düşürebilir. Argonun bir de doğrudan hakaret amaçlı olanı vardır ki tutum ve davranışlarıyla saldırganlıklarını dışa aksettiren kişiler, acizliklerinin sonucu olarak bu kelimeleri kullanırlar. “Tutum ve davranışlarıyla saldırganlığı dışa yansıtan insanlar, bunları itici sözler, mimikler, jestler ve hareketlerle gösterebilirler. Bunlar başkalarına ilgi ve sevgi duymayan bencil kişilerdir. Dünyada sadece kendilerinin yaşadığını kabullenmiş gibi davranırlar. Günlük konuşmalarda sıklıkla kullandıkları aptal avanak, enayi, kaz kafalı, mankafa, sersem, hayvan gibi sözcüklerle başkalarına saldırıp onları küçülterek kendi bencil kişiliklerini yücelttikleri inancındadırlar.” (Köknel;1985:155 ).

Acizliğin ve saldırganlığın bir ifade biçimi olan küfürlü sözler, esasında bir kişilik ve davranış bozukluğunun neticesi olarak ortaya çıkar. Başkalarına hakaret ederek kendilerini yücelttiklerini zannedenler, bu tür konuşmalarıyla hem toplumdaki itibarlarını kaybederler, hem de muhatapları ile sağlıklı iletişim kuramazlar. Kişilerin kendilerine göre haklı gerekçeleri olsa da küfür içerikli argo kelimelerle konuşanların şahsiyetleri zedelenir ve onları toplum da affetmez. Argo dilini oluşturan kelimelerin büyük çoğunluğu, sövgü içerir. Cemil Meriç’in ifadesiyle kanundan kaçanların dili olan argo, günahları gizleyen peçe, yaralı bir vicdanın sesidir. (Meriç,1996:84).

Şükrü ÜNALAN

bilgiyelpazesi.net

Keops Piramidi..

– Kahire’de bulunan “Keops piramidi” nin 12 ton ağırlığında iki buçuk milyon bloktan oluştuğunu,

– Günde on blok yerleştirilmesi halinde yapımının 664 yıl süreceğini,

– Piramidin üstünden geçen meridyenin karaları ve denizleri tam eşit iki parçaya böldüğünü,

– Piramidin dünyanın ağırlık merkezinin tam ortasında bulunduğunu,

– Yüksekliğinin (164 m.) bir milyarla çarpımının güneşle dünyamız arasındaki uzaklığı verdiğini;

– Taban alanının, yüksekliğinin iki katına bölünmesinin pi sayısını verdiğini,

– Piramitlerin içerisinde “ultrasound”, radar, sonar gibi cihazların çalışmadığını,

– Kirletilmiş suyun bir kaç gün piramidin içinde bırakıldığında arıtılmış olarak bulunduğunu,

– Piramidin içerisinde sütün bir kaç günsüreyle taze kaldığını ve sonunda bozulmadan yoğurt haline geldiğini;

– Bitkilerin piramit  içerisinde daha hızlı büyüdüklerini;

– Çöp bidonu içindeki yemek artıklarının hiç koku yaymadan mumyalaştıklarını,

– Kesik, yanık, sıyrık ve yaraların piramidin içinde daha çabuk iyileştiğini,

– Piramidin içinin göreli olarak yazın soğuk, kışın sıcak olduğunu,

– Piramit kimin adına yapıldıysa onun bulunduğu odaya yılda 2 kez güneş girdiğini bu günlerin doğduğu ve tahta çıktığı günler olduğunu,

BİLİYOR MUYDUNUZ?…

(bilgi yelpazesi.net)

Kayıp Kıta Mu…

                                                                       Türkler’in anavatanı kayıp kıta Mu mu?

Atatürk’ün de araştırdığı Mu, Büyük Okyanus’ta yer aldığı iddia edilen efsanevi batık kıtadır. Bilim çevrelerinde levha tektoniği konusundaki bilgi birikimi sayesinde Atlantis gibi bir efsane olduğu konusunda görüş birliği vardır.

İlk kez James Churchward tarafından ortaya atılan, geçmişte üzerinde ileri bir uygarlığın bulunduğu, Pasifik Okyanusu’nda bir kıtanın varlığı konusundaki görüş, çeşitli belge ve bulgular mevcut olmakla birlikte, henüz arkeologlar arasında yaygınlık kazanmamış bir görüş veya bir varsayım olmaktan öteye gidememiştir.

Türkler’in de Mu Kıtasından geldiği söylentileri de varsayım olarak eklenmiştir. Mu Kıtası, Türkiye’nin ilk cumhurbaşkanı M. Kemal Atatürk’ün talimatıyla kurulan bir ekip tarafından araştırılmıştır.

Yaklaşık 50 yıl boyunca 20’den fazla ülkeye giderek Mu uygarlığı hakkında veri toplayan James Churchward’un ve Mu varsayımını destekleyenlerin Mu uygarlığı hakkındaki görüşleri kısaca şöyle özetlenebilir:

Yeryüzünde insanın ilk ortaya çıktığı kıta Mu kıtasıdır.

Mu kıtası kuzeyden güneye 3000 mil, doğudan batıya 5000 mil kadar uzanan,üç kara parçasından oluşan büyük bir kıtaydı

Günümüzde Polinezya, Mikronezya ve Melanezya takımadalarını oluşturan adalar, muhtemelen bu kıtadan arta kalan kara parçalarıdır

Bu kıta, kıtanın altında yer alan gaz odacıklarının patlamalara yol açması nedeniyle, yaklaşık 12.000 yıl önce 64 milyon nüfusuyla birlikte sulara gömülmüştür

  Bu kıtada 70.000 yıl önce tek tanrılı bir din bulunuyordu. Aynı tarihlerde Mu’lular diğer kıtalarda koloniler oluşturmaya başlamışlardı ki, anavatan dışındaki en büyük imparatorluk, başkenti günümüzde Gobi Çölü’nün uzandığı bölgede bulunan Uygur İmparatorluğu’ydu.

Mu dininin öğretimini Naakaller adı verilen rahipler üstlenmişlerdi ve sembolizme dayalı bir öğretimleri vardı.

Mu dininin esası, Tanrı’nın tek oluşuna ve ruhsal gelişim için sürekli olarak tekrar doğmak inanışına dayanıyordu

Atlantis’teki din Mu’nun tek tanrılı dininden başka bir şey değildir.

“Ra” sözcüğü güneş anlamına gelirdi ki, daire ile ifade edilen güneş sembolü, bir ad ve sıfat vermek istemedikleri, “O” diye hitap ettikleri Tek Tanrı’yı simgelemede kullanılırdı; Mu imparatoru da “Mu’nun güneşi” anlamında Ra-Mu adıyla ifade edilirdi. Ra sözcüğü sonradan diğer kıtalara ve Atlantis yoluyla Mısır’a da taşınmıştır.

Dört ırktan oluşan Mu’lularda yazı dilleri farklı olmakla birlikte, konuşma dilleri ortaktı..

Mu’lular günümüz uygarlığına kıyasla manevi alanlarda çok daha ileriydiler.

Telepati, durugörü, çift bedenlenme, astral seyahat gibi, uygarlığımızda ancak kimi medyumlarda ve mistiklerde görülebilen olağanüstü yetenekler Mu’lularda olağan yetenekler olarak mevcuttu. (Bu, Churchward’un değil, bazı izleyicilerinin görüşüdür

Mu uygarlığının en önemli çöküş nedeni, teşevvüş adı verilen, bir aşamadan diğerine geçilirken yaşanan kargaşa dönemini atlatamamasıdır. (B.Ruhselman’a göre)

İngilizce Öğrenmek

Çok uzun zaman önce yazmayı düşündüğüm ama bir şekilde devamlı ertelemek zorunda kaldığım bir yazı bu… yıllardan beridir insanımızın İngilizce ile olan sorunu hep dikkatimi çekmiştir. Ortaokulu bitirdiğim KKTC’den maddi yetersizlikler yüzünden Liseyi okumam için memleketime(Trabzon-Çaykara) gönderilmiştim.Orada Lise birinci sınıfta daha ilk haftadan fark ettim ki benim Kıbrıs’ta ortaokulda gördüğüm dersleri burada ancak lise ikinci sınıfa geçince görecektim…

Herneyse hala daha insanımızın ingilizce konuşmada sorun yaşıyor olmasını bazıları tembellikle açıklamaya çalışıyor ama bence öyle değil ! Bence sorun öğretim metodlarında  ve o yüzden bu yönde bişeyler karalamaya çalışacam .

İngilizce Öğrenme Yöntemleri
“Kolay İngilizce öğrenmek” aslında pek mümkün değildir. Bu durum, yeni öğrenmeye başladığımız her şey için geçerlidir. Fakat İngilizce öğrenmek isteyen kişiler doğru yönlendirilirlerse bu mümkün olabilir. İşte burada sizinle bazı yöntemlerden söz etmek istiyorum.Benim ingilizcem nasıl düzelir diye soruyorsanız   bu yöntemlerden size uygun olanları uygulayabilirsiniz.
Zaman ayırın, Çabalayın
İngilizce öğrenmek ciddi manada çaba ve zaman ayırmayı gerektiren bir süreçtir. Ne kadar az zaman ayırırsanız, yeni konuları ve yapıları öğrenmeniz de gecikir. Eğer zaman ayıramayacak durumdaysanız, şu an, sizin için doğru zaman değil demektir.
Ne kadar zaman ayırmalıyım?
Günde en az 1 ya da 2 saatinizi İngilizce öğrenmek için harcamalasınız. Kendinize bir İngilizce öğrenme programı hazırlayın ve bu programdan sapmadan ilerlemeye çalışın. Burada işin püf noktası olaydan soğumamaktır.

Temel Konularla Başlayın
İngilizce öğrenme sürecine en temel konularla başlayın; numaralar(123…), alfabe(abc…), haftanın günleri(Sunday,Monday…) gibi. Temel kelime bilgisini öğrenin. Örneğin İngilizce gramer öğrenmek, tek başına yeterli değildir. Belli konuları öğrendikten sonra okuma, yazma, dinleme ve konuşma pratikleri yapmak gerekmektedir. Öğrendiğiniz her şeyi bir kenara not alın. Bu, zaman zaman geriye dönüp neler öğrendiğinizi kontrol etmenizi sağlayacaktır. Bahanelere sığınmayı sevmeyen bir yapınız varsa o zaman aldığınız notları hergün bir veya iki defa gözden geçirin.

Aslında ben size çok farklı bir tavsiyede bulunmak istiyorum :Gramer Çalışmayı Bırakın!
Evet! Yanlış okumadınız Gramer çalışmayı hemen bırakın!. Gramer kitaplarınızı ve ‘textbook’larınızı bir kenara bırakın. Gramer kuralları size İngilizce hakkında düşünmeyi öğretir, fakat siz otomatik olarak konuşmak istiyorsunuz. Düşünmeden konuşmak. Kelime gruplarının ve cümlelerin anlamlarını özümseyerek, hissederek otomatik olarak konuşmayı öğrenmeliyiz. Gramere yoğunlaşmak konuşma yeteneğimize tam ters etki yapar, beynimizi doğru grameri kullanmak için meşgul ederken, akıcı konuşmayı elde edemeyiz. Önce gramer kurallarını çalışarak İngilizce konuşmayı öğrenenler daha sonra konuşmayı otomatikleştirdikleri zaman gramer kurallarını düşünmeden konuşmaya başlarlar ki, çok vakit kaybetmiş olurlar
Peki ne yapmak gerek.. Kural Dinlemek.
Dinlemek! Dinlemek! Dinlemek!
Sizi sıkmayan ve ANLAŞILABİLİR olan İngilizceyi HERGÜN dinleyin. Text Kitapları okumayın ! İngilizce DİNLEYİN!
Çok Basit. Bu sizin İngilizce başarınızın anahtarı. Text Kitapları okumayı bırakın. Hergün İngilizce dinlemeye başlayın.
Çoğu dil kurslarında İngilizceyi gözlerinizle öğrenirsiniz. Textbooklar okuyup gramer kuralları çalışırsınız. Onun yerine sadece, gerçek İngilizce konuşmaları, İngilizce filmleri, televizyon şovlarını, sesli kitapları, hikâyeleri ve radyo tolk şovları dinleyin. Gerçek İngilizce konuşmaları kullanın.
Mümkün olduğunca İngilizce ile ilgili olmaya çalışın. İngilizce öğrenme programına ara vermemeye çalışın. Elinizde her zaman bir kitap, dergi, gazete gibi bir metaryel bulunsun. İngilizce çizgi film seyredebilirsiniz. Çizgi filimler çocuklara yönelik olduğundan ingilizce kelime telaffuzları diğer T.V programlarına göre daha anlaşılırdır. İngilizce alt yazılı filmler seyredebilir, ingilizce şarkı dinleyebilirsiniz. İngilizce makaleler yazmaya çalışın. İlk başta paragraf yazın, sonra da makaleler yazın. Bu anlamda İngilizce günlük tutabilirsiniz. Arkadaşlarınızla İngilizce konuşmaya çalışın. İnternetten İngilizce konuşma diyalogları bulun ve bunları kendinize uyarlayın. Hata yapmaktan çekinmeyin çünkü konuşmak, İngilizcenizi geliştirmeniz açısından çok önemlidir. Konuşurken İngilizce düşünmeyi de öğrenirsiniz.
İngilizce Kitaplar, Dergiler ve Gazeteler Okuyun
Okumak size yeni kelimeler öğrenme fırsatı sunar. Yeni kelimelerle karşılaştığınızda, kelimelerin anlamlarını bir kenara not edin. Mümkün olduğu kadar İngilizce-İngilizce sözlük kullanmaya gayret gösterin. Okuduğunuz sürece elinizin altında sözlük bulunsun. Okudukça kelimelerin değişik kullanım yönlerini de görmüş olursunuz. Okuyacağınız meteryali seviyenize göre seçin.
İngilizce Şarkılar Dinleyin
Dil okullarının çoğu bunu önemsemiyor fakat En Önemli Kural – Önce Dinleyin
Sizi sıkmayan ve ANLAŞILABİLİR olan İngilizceyi HERGÜN dinleyin. Text Kitapları okumayın ! İngilizce DİNLEYİN!
Bu sizin İngilizce başarınızın anahtarı. Text Kitapları okumayı bırakın. Hergün İngilizce dinlemeye başlayın.
Sizlere tavsiyem, İngilizcesi çok düzgün şarkıcıların şarkılarını sözleri ile birlikte takip etmenizdir. Bu şekilde yeni kelimeler öğrenmiş olursunuz. Şarkıları dinlerken dinleme(listening) pratiği yapmış olur, sözlerini okurken de okuma(reading) pratiği yapmış olursunuz. Ayrıca yeni kelimeler de öğrenmiş olursunuz. Bunların yanında da kelimelerin telaffuzlarını da öğrenirsiniz.
Test Çözün
Öğrenme süreci içinde ne kadar yol aldığınızı öğrenmenin yolu test çözmektir. Okuldaki sınavlar gibi elinize İngilizce testleri alın ve çözmeye çalışın. Çözdüğünüz testler bildiğiniz konularla ilgili olsun. Bu şekilde hangi konuda eksiğiniz olduğunu da görmüş olursunuz.
Online İngilizce Öğrenme
İnterneti kullanarak İngilizce öğrenme yöntemi diyebileceğimiz “online İngilizce öğrenme”, internetin bu kadar yaygın olduğu günümüze ihmal edilmemesi gereken bir araçtır. İnternetten İngilizce öğrenme konusunda pek çok kaynak bulabilirsiniz. Radyo dinleyebilir, gazete okuyabilir, başkalarının İngilizce öğrenme konusundaki tecrübelerinden faydalanabilirsiniz. Sitelerde yer alan konu anlatımlarını takip edin.
Kendi Kendine İngilizce Öğrenme
Ülkemizdeki bir çok kişi için İngilizce bilmek bir elzem noktasına gelmiştir. Bu konu hakkında düşünmenizi istiyorum… 4-5 sene ingilizce eğitimi aldığınızı varsayalım. Neden hala daha ana dili İngilizce olanları konuşurken anlamakta güçlük çekiyorsunuz?

Sizde bir sorun yok. Gittiğiniz kurslarda ve çalıştığınız textbooklarda bir sorun var. Textbooklar ve ses CD kasetleri gerçekten berbat. Söz konusu kurslarda gerçek İngilizce konuşmaları asla öğrenmediniz. Günlük ingilizceyi ve yerli konuşmacıların normalde kullandıkları sıradan İngilizceyi hiçbir zaman öğrenmediniz. Siz oralarda TEXTBOOK
İngilizcesi öğrendiniz fakat aslında siz Günlük Konuşma İngilizcesini Öğrenmelisiniz.
Günlük İngilizceyi nasıl öğrenirsiniz? Çok kolay. Textbook kullanmayı bırakın. Onun yerine sadece, gerçek İngilizce konuşmaları, İngilizce filmleri, televizyon şovlarını, sesli kitapları, hikâyeleri ve radyo tolk şovları dinleyin. Gerçek İngilizce konuşmaları kullanın. Gerçek İngilizce Öğrenin, Textbook İngilizcesi Değil.

Arkadaşlar UNUTMAYINIZ ” BİR DİL BİR İNSAN” dır ve bunu size 3 insan olabilme tecrübesiyle yazıyorum Çok küçük bile bir katkım olursa ne mutlu bana.

Benim de faydalandığım bu sitede ingilizce ile ilgili hemen hemen ihtiyacınız olan her tür bilgiyi edinebilirsiniz.

 

 

 

Aşağıdaki resimde çok eğlenceli bulacağınızı umduğum ve  ‘Sadece Türklerin Anlayabileceği İngilizce’  bir metni paylaşmak istiyorum.Ben her okuduğumda çok gülüyorum ,umarım sizi de gülümsetir.

KUMAR …

Kumar nedir?

İng. Gambling. İnsanlara zararı dokunan kötü alışkanlıklardan ve haksız kazanç yollarından biri. Bir malı, eşyâyı veya parayı ele geçirmek ve onu mülk edinmek niyetiyle, oynanan her türlü tâlih, şans oyunu. İki veya daha çok kişi arasında, bahse girilen konuyu kaybeden tarafın mal vermeyi kabûl etmesi şartıyle yarış etmek, bilmece çözmek, bir oyunun ve at yarışı vs. gibi bir sporun sonucunda bahse girmek, ilmî bir münâkaşada bulunmak yollarından her biri kumar olur
Kumar adı verilen her türlü tâlihe, şansa ve tahmine dayanan oyun ve eğlenceler, insanlık târihinin hemen hemen her devrinde bütün toplumlarda oynanmış ve yapılmıştır. Toplumu kemiren bir sosyal yara olmuştur. Alın teri dökmeden, çalışmadan kazanmak hırsına kapılanlar, çalışıp kazanan insanların mâlî servetlerine çeşitli yollarla sâhip çıkmak istemişlerdir. Tenbelliği ve miskinliği âdet hâline getirenler, köşe başlarında ve kumar masalarında, varlık sâhibi olan kimseleri avlayıp, kandırıp aldatmak yollarını bulmuşlar ve insanların zaaflarından faydalanmak sûretiyle bunda muvaffak da olmuşlardır. Çeşitli oyun ve eğlenceleri kumara vâsıta yapmışlar ve böylece haksız kazanç yollarına sapmışlardır.

Bütün mal varlığını bir anda kaybeden kumarbaz, hanımının, kızının nâmusunu da kumarla sattığı ve hattâ kendisinin hürriyetini de kaybederek köle olmayı kabûl ettiği devirler olmuştur. Eski Roma’da, Yunan ve Cermen toplumlarında böyle olaylara sık sık rastlanmıştır. İslâmiyetten önceki devirlerde, Araplar arasında kumar meşhur olmuştur. Çin’de ve İran’da da yaygın olan kumar oyunu için hususî yerler yapılmıştır.

Eski Romalılar zar atarak kumar oynarlardı. Roma imparatorları şahsî ve hattâ devlet gelirlerini arttırmak için piyango düzenlerlerdi. Cermen kabîleleri arasında, yüksek meblağlar  ortaya konarak kumar oynandığını Romalı târihçi Tacitus yazmaktadır. İnsanların hayâtına kasdedecek kadar ileriye vardırılan kumarda, çoğu zaman Cermenler hayatlarını bir zar atışına bağlarlardı.

Oyun kâğıtları ile kumar oynamak devamı için>>

Terör ve Ortakları !

Masum insanlar ölüyor diye ahkam kesenler, tarihi zorunlulukların yarattığı değişimleri yapamıyor yaşadıkları düzenin gerçeklerini anlamıyor, anlasada halkından gizleyerek gerekli çözümü yapmıyorlarsa bu terörün ortağıdırlar.

Egemen sınıf, ezilen ve sömürülenlerin her başkaldırı teşebbüsünü “terör” diye damgalayıp suçluyor. Açlığını işsizliğini haykıran işçinin, hak arayan öğrencinin, taş atan çocuğun, neredeyse her direnişin adı “terör” eylemi olarak gösterilmeye çalışılıyor. Burjuvazi terör kavramını kendi azgın çıkarları adına kullanarak, ülkede ciddi bir toplumsal-politik sorunun tartışılmasına bile komplo teorileri üreterek gerçekleri örtbas edilmesine çalışıyor. O zaman günümüzün bu sihirli sözcüğü terör, terörist nedir, ne anlama geliyor hangi sınıf tarafından ne amaçla kullanılıyor. İnsanı terörist yapan nedir? Terör sadece silahlı, bombalı saldırı mı, yoksa etkileri aheste aheste açığa çıkan ve neticede çok yıkıcı sonuçlar doğuran iktisadi, siyasi uygulamaları da kapsar mı? Örneğin bir hükümetin, halkını yoksulluğa, açlığa sürükleyen kararları, ya da Dünya Bankası’nın, IMF’nin az gelişmiş ülkelerde açlıktan ölmekte olan halka halen kemer sıkma politikalarını dayatması, BP gibi bir petrol firmasının kazanç uğruna dünyanın dibini oyması çevreyi kirletmesi denizlere zehir akıtması terörizm sayılabilir mi?

Terör, DEVAMI İÇİN >>

“BÜYÜK AİLE” YALANI

Klasik örnektir…                                                                                    

“Biz büyük bir aileyiz”…

Ya da:

“Hepimiz aynı gemideyiz, batarsak hep birlikte batacağız!”…

Düşman kardeşler ailesi…

Gemi de düşman kardeşler gemisi…

Herkes aynı dili konuşuyor…

Her yüz kişiden doksandokuzu aynı dinin mensubu…

Gelin görün ki, neredeyse yurttaş sayısı kadar ayrı fikir var…

Olmasın mı?..

Tabii olsun…

Âşık Veysel’in dediği gibi:

Koyun kurt ile gezerdi,

Fikir başka başka olmasa…

Ama…

Eylemlerimizi menfaatlerimizden DEVAMI İÇİN >>

‘Bilmiyorum’ diyebilmek

Sahi niye bir türlü “bilmiyorum” diyemiyoruz şu hayatta hemen hemen hiçbir konuda? En bilmediğimiz zamanlarda bile bilirmiş gibi yapmalarımız neden? Basit bir adres de sorsalar, kapsamlı siyasi ya da felsefi analizler yapmamızı da isteseler verdiğimiz tepki aynı: Bilirmiş gibi yapmak.


Sahi niye bir türlü “bilmiyorum” devamı için >>

Bizi 1’leyen Anadolu!

‘Anadolu’nun Kayıp Şarkıları’nı izlediniz mi? Şayet izlemediyseniz kesinlikle gidin ve mümkünse sevdiklerinizi, çocuklarınızı, ebeveynlerinizi de yanınızda götürün.
Nezih Ünen yıllardır üzerinde çalışıyordu. Muhteşem bir işe imza attı.
Yıllar önce bir vesileyle izlediğimde o kadar etkilenmiştim ki, ‘Bu proje en zor günlerimizde ihtiyaç duyduğumuz bir dayanışma gücünü adeta bir ayna gibi içimizden bize yansıtacak’ demiştim.
Film gösterimde…
Kürtler, Lazlar, Aleviler, Türkmenler, Yörükler, Çerkezler, Rumlar…
Bizi yıllardır ‘öteki’leştirerek ayrıştırmaya çalışanlara bu film muazzam bir zemin sunuyor.
Zamanın karanlığından, bu toprakların en ücra köşesinden kopup gelen bir nağme gözlerimizi yaşartıyor.
Düzce’ye gidiyoruz… O güzelim Çerkez kızları çıplak ayaklarıyla adeta uçarak dans ediyorlar…
Tokat’ta türküler eşliğinde semah izliyoruz…
Bir ampulün mütevazı ve sıcak ışığında dans eden gölgeler Hz. Ali’den devamı için >>

-MIŞ GİBİ YAŞAMAK!

Bir adım attın karanlıktan dünyaya …..

Mış gibi yaşamak… aslınızdan uzak bir şekilde yaşamak… gerçek “siz”i gösterememek…

Cehenneme gitmeden yanmaktır…

Gerçekler yalan, yalanlar gerçek-miş gibi,

Mış gibi yaşam”, “Düşüncelerinin arkasındaki niyetin farkında olmayan, sözü, gözü, davranışı birbirine uymayan insanların yaşamı” olarak açıklanıyor.

Böylece yine dönüp dolaşıp Delfi tapınağında yazılı o ünlü ilkeye geliyoruz: Kendini tanı!

Bu ilke, ilk bakışta hemen yerine getirilebilecekmiş gibi duran ama son derece zor
işleyen yaşam kuralıdır..

Çünkü içinde doğduğunuz çevrenin, dinin, geleneklerin ve toplumsal statünün, cinsiyetinizin sizi devamı için >>

Aklınıza gelen bütün -İZM’ler

Hic bir ‘İZM masum değildir! İZM’ler idrâikimize giydirilmiş deli gömlekleridir!! demiş adamın biri.Bende merak ettim “Yahuu nedir bu insanları koyun sürüleri haline getirip istedikleri gibi yönetip yönlendiren ‘izm’ler  nedir ?” Bulabildiğim kadarını buraya aktardım … belki sizin de kafanıza takılmış fakat hiç araştırmaya vaktiniz olmuyor olabilir diye dünya Türklerine bir nâçizane bir hizmetim olsun …

Başta devlet olmak üzere bütün baskıcı kurumları ortadan kaldırmayı öneren öğreti.
Anarşizme göre devlet egemen sınıfın çıkarlarını korumakla görevlendirilmiş gereksiz bir kurumdur. Özgürlüğü gerçekleştirmek için en başta devlet yıkılmalıdır. Temsilcilik, gerçeklere dayanmayan bir düşçülüktür; bu gibi düşçülükler insanları insan dışılığa dönüştürür. baskı yerine özgür işbirliği, korku yerine kardeşlik ve sevgi gerçekleştirilmelidir. Uyum bu birleşmelerin doğal dengesiyle gerçekleşecektir  İnsan; bir üretici olarak anamalın otoritesinden, bir vatandaş olarak devletin otoritesinden, bir birey olarak dinsel törenin otoritesinden kurtulmalı ve özgür bir gelişme olanağına kavuşmalıdır. bütün insansal yetenekler ancak başsızcı (anarşist) bir toplumda, hiçbir baskıyla engellemeksizin, özgürce gerçekleşebilir…..  diyorlar

Aslen 70’lerde amerika’daki radikal dinci kesimlerin rock müziği şeytanın müziği diye adlandırmalarından Jerry Lee Lewis‘in hayatını anlatan “great balls of fire” adlı film dolayı Anton Lavey isimli bir lavuğun “satanic bible” adlı kitabı yazıp, “church of satan” adlı kiliseyi kurması ve kendine birkaç ünlü müzisyenden oluşan bir tarikat oluşturmasıyla ortaya çıkan modern “inanç” motifi.

İnsan ile yaşadığı dünya arasındaki uyumsuzluğu konu alan düşünce.Varoluşçuluğun özü gereği, varoluşçuluk hakkında genel bir tanımlama yapmak zordur.Çünkü varoluşçu olarak kabul edilen yazarlar kendi düşüncelerini birbirinden farklı olarak tanımlar ve varoluşçu olduklarını kabul etmezler.Çıkış noktası gelenekçi felsefeye başkaldırma, herhangi bir okula mensup olmamak ve koyu bir bireyciliktir. Varoluşçuluğa göre insan özgürdür.Bu seçme özgürlüğüdür.İnsan kendi varoluşunu gerçekleştirirken özgürdür,ama aynı zamanda, kendi seçimlerinden, eylemlerinden, yani varolma tarzından sorumludur.Varoluşçular için birey önemlidir.bireyin özgürlüğünü ve seçimlerini ortaya koyarken, anlatım biçimi olarak da kurdukları iletişimin özgür olması gerekliliğini savunurlar

İnsanın haz duyduğu şeylerle mutlu olabileceğini savunur. Haz duyulan şeyler öznel olduğundan evrensel bir ahlâk yasasından söz edilemez. Bu görüş, ilkçağ düşünürlerinden Aristippos‘a göre, “iyi” nin ve “kötü” nün ölçütü hazdır. Haz veren şeyler “iyi” , acı veren şeyler ise “kötü” dür. Epiküros‘a göre ise insan acıdan kaçarak ve hazza yönelerek mutlu olur

Akıl bilgisine dayanan, doğruluğun ölçütünü ve kanıtını duyumlarla değil de düşünmede ve tümden gelimli yöntemlerde bulan öğreti veya felsefenin genel adıdır…

Narsisizmde kişinin kendisine ilişkin yargıları tamamıyla başkalarının hayranlığını kazanmaya yöneliktir. Bu kişiler, gerçekte kendilerini sevemez ve küçük görürler. Narsisizmin temelinde kişinin kendisini abartılı biçimde sevmesi değil, kendisinden nefret etmesi yatar (kernberg’e göre)!

Mitolojiye göre, kendisine aşık olan yankıya karşılık vermediği için yakışıklı Narkissos tanrılar tarafından cezalandırılmıştır ve ümitsizce bir pınarda sudaki yansımasına aşık olmuştur. Narsist kelimesinin kökeni Narkissos’a  dayanır.

Sanatın kuralının olmadığı,çağrışımların,imgelerin,hayallerin DEVAMI İÇİN >>

Mitoman ve Narsistik

Suçların en büyüğü yalan söylemektir… Hadis-i Şerif

İnternette gezinirken aşağıdaki makaleye rastladım. Bana çok faydalı bilgiler gibi geldi.Bir göz atıverin bakarsınız sizin de çevrenizde böyle insanlar vardır ama belki farkında bile değilsiznidir !!

İnsanların bilinçüstü sık sık tekrarladığı ve zamanla ‘tik ‘ haline gelen- kavramlar, bilinçaltında çoğu defa ters anlamı içerir. Örneğin, sık sık “Açık konuşacağım…” diye söze başlayan şahıslar, çoğu kez ya hiçbir şey söylememek, ya da bir art niyet gizlemek için kullanırlar “açıklık” kavramını. Samimiyetsizliğin en büyük göstergesidir bu durum.

  • İkide bir dürüstlüğe vurgu yapanlar, yolsuzun önde geleni yada gidenidir. Kafayı “ak”lığa takanların dibi kapkaradir, takılmış plâk gibi namus ve şereften söz edenler, namusu da şerefi de ayaklar altına almış, üstüne çıkıp tepinmekte olan şahsiyetsiz kişilerdir.

Siz hiç, söze “Yalan konuşacağım” diye giren DEVAMI İÇİN >>

Batıl İnançlar!

Hayatımızda pek çoğumuzun batıl inançları vardır. Kimi nazara inanır, kimi 13 sayısının uğursuzluğuna, kimi ise ayna kırılmasının kötü bir şey olacağının habercisi olduğuna. Peki hiç düşündünüz mü bu batıl inançların kaynağı nedir? İşte merakınızı giderecek açıklamalar

Niçin tahtaya vuruyoruz?
Çok eski zamanlarda meşe ağacının, yüksekliği ve sağlamlığı nedeniyle, bazı güçlere sahip olduğuna inanılıyordu. Tahtaya vurma inancı dünyanın apayrı iki yerinde birbirinden bağımsız olarak gelişti. Önce milattan önce 2000’li yıllarda Kuzey Amerika yerlilerinde, sonra da Ege’de Helen uygarlığında  

  • Her iki kültür de meşe ağacına çok sık yıldırım düştüğünü gözlemlemişti. Amerika yerlileri meşenin, Tanrının yıldırımla yeryüzüne inip üzerinde oturduğu yer olduğuna, Helenler ise Yıldırım Tanrısı olduğuna inanmışlardı. Kuzey Amerika yerlileri, bu ağacın köküne vurarak, ileride başlarına gelebilecek tehlikelere ve şansızlıklara karşı Tanrı ile temasa geçtiklerine inanıyorlar ve ondan kendilerini korumasını istiyorlardı.

Ortaçağda ise Hıristiyan din adamları bu inancı kendi devirlerine taşıdılar. Onlara göre bu inanışın temelinde Hz. İsa’nın tahta bir çarmıhta öldürülmesi yatıyordu. Hatta Avrupa’nın her katedralinde orijinal tahta haçın küçük bir parçasının bulunduğuna inanılıyordu. Bu tahtaya vurmak ise “Tanrım dua ve isteklerimi gerçekleştir” anlamına geliyordu.

Merdivenin altından geçmek uğursuzluk mu ?
Duvara dayanan bir merdiven, duvar ile arasında bir üçgen oluşturur. Bu, bir çok kültürde tanrıların kutsal üçgeni devamı için>>

Köyün Delisi

      Bence , DEĞİŞİM kelimesinin kendisi bile değişti !  Son zamanlarda değişim demek ‘değişim , ama size söylendiği kadar ve söylendiği şekilde değişim’ anlamına gelir oldu!

  •      Bence , dünyada yaşayan hiçbirimiz Özgür falan değiliz !? Özgürlük sadece kulağa çok hoş gelen bir  kelime olarak sözlüklerde kaldı!!  Bize neyi ,nasıl ve ne kadar   düşüneceğimizi bile  Özgür Basın  yolu ile öğretiyorlar.. Bizim,özgür falan olduğumuzu SANMAMIZA  müsaade ediyorlar.. Yoksa Bush denen,  orta sınıf bir Amerikan’dan daha da aptal olan bir kukla,kendisi bile inanamazken  nasıl ABD başkanı oldu…Özgür Basın !
  •      Bence, Bush ile Obama arasındaki fark; Bush,dangalak,kaba,aptal bir kovboydan başka bir bok değildi .. Adı Swahili dilinde ‘Mübârek’ anlamına gelen Obama ise sanki bir Papaz  bir Rahip gibi etrafta konuşup duran sevimli bir maymun..Yani Obama , CFR(Yabancı İlişkiler Konseyi) denen dünyayı kana ve gözyaşına boğmaya devam eden terör örgütünün ona dikte ettirdiklerinden başka hiçbirşey yapamaz!  Bush köpeği dünyanın altını üstüne çevirdi !! Peder Obama ise elinde bir makyaj çantası ile göze hoş gelmeyen yerleri , fondöten ile kapatıyor    İstese de daha iyisini yapamaz, yaptırtmazlar , çünkü O da ondan önceki bütün ABD başkanları (öldürülenler hariç ) gibi,CFR tarafından kendisine verilen rolü oynayan aktörden başka birşey değildir …. Olamaz da , çünkü biliyor başına gelebilecekleri..  Yani, ha Demekrat  ha Cumhuriyetçi..  Her ikisi de aynı BOK  ….sadece ambalâjları farklı
  •      Bilirmiyiz ki , ABD’de  bu CFR  denen câniler örgütünün onayını almayan hiç kimse ama HİÇKİMSE  ne ABD başkanı ne de devamı için>>
  • Deniz Sevgisi

    Anı (günlük) yazmak, ölümün elinden birşeyleri kurtarmaktır demiş Andre Gide… Kurtaracak fazla birşeyim yok ama bugün havadan sudan yazmak geçti içimden. İstediğimiz gibi gelmediğimiz bu dünyadan istediğimiz gibi de gidemeyeceğiz … demişti Ömer Hayyam . Doğruymuş ! Ne dünyaya gelirken, nerede, ne zaman , kimin nesi , kimin fesi olarak doğmak istersin diye soran var …. Ne de göçerken sana fikrini soran var… Belki sadece, nasıl ve nerede gömülmek istersin diye bir vasiyetin olabilir… o kadar .Gerisi ,hoca ve pamuk Bilmem ölümden korkarmısınız? Valla ,şahsen ben ecelim ile ölmekten hiç korkmuyorum.. Nasıl olsa her faninin tadacağı bir şeyden ben niye korkayım ki? Ben korkunca , Azrail de benden korkup kaçacak sanki Hem zaten, ölüm gelince hangimiz orada olacağız ki? Azrail gelince zaten ben gitmiş olacağım… belki yolda bana yetişir biraz sohbet ederiz ,molalarda tavla falan oynarız , tavla da beni kandırıp zar falan tutar da beni yenerse , o başka .. İlginçtir, insanlar bir kere bile aldatılınca gerçeklerden de şüphe duyar hale gelirlermiş.. ve her insanın üç kişiliği varmış… Ortaya çıkardığı , Sahip olduğu ve Sahip olduğunu sandığı kişiliği Hangi kişiliğini kullandığına bağlı olarak bilgi , büyük adamı alçak gönüllü yapar , normal adamı şaşırtır ve küçük adamları ise kibirlendirirmiş ! Bu yüzden olsa gerek yüzyıllar öncesinden şöylemişler ki; ” İnsanlara akılları ölçüsünde konuşunuz” Hz.Muhammed ve ”Sizin bütün bildikleriniz , karşınızdakinin anlayabildiği kadardır” demişti Mevlana Siz iyi niyetle birşeyler anlatırsınız , karşınızdaki farklı yorumlar ve bir süre sonra birbirimizi duyamaz anlayamaz hale geliriz, getiriliriz… günümüz dünyasını saran ‘Özgür (ama taraflı) Medya’ ise olayı bambaşka boyutlara taşımak için leş bekleyen it gibi saklanmış bekliyordur.. Bir karmaşa, bir huzursuzluk bir kaos hali almış dünyayı yuvarlıyor… Hayat herşeye rağmen , iki insan arasındaki en kısa mesafe olan gülümseme ile daha kolay daha rahat ve daha sevgi doludur.

    Sırf Fırtınalar Yüzünden ,Denize Olan Aşkımız Bitmez

    « Older entries

    %d blogcu bunu beğendi: