SABETAYCILIK..

        1626’da İzmir’de yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Din adamı olarak yetiştirilen Sabetay Sevi, 39’uncu yaşının eşiğinde yoğun bir mistisizme saplandı. Toplumu kurtarabilecek ilâhi bir güce sahip olduğunu söylemeye başladı ve 31 Mayıs 1665 tarihinde Mesih olduğunu ilân etti. Yahudi inancına göre Mesih (kurtarıcı), kendilerine bu günkü İsrail topraklarında bağımsız bir devlet kuracak ve dünyanın dört bir yayına dağılmış olan Yahudiler’i bir araya toplayacaktır. Sabetay Sevi, haham olarak sinagoglarda ateşli konuşmalar yaptı ve taraftarlarının sayısını her gün arttırdı. Avrupa’dan Yemen’e, Kuzey Afrika’dan Anadolu’ya kadar geniş bir coğrafyada yaşayan insanlar arasında dalgalanmalar, kaynaşmalar oldu. Bunun sonucunda heyecan kasırgası ile Yahudiliğin resmî tutumundan ayrı, yeni ve radikal bir akım doğdu.
Sabetay Sevi ve yandaşlarına, dinlerinden döndükleri için, ‘dönme’ veya ‘avdeti’ denilir. Fakat onlar, İslâmiyet’i kabul ettiklerini söylemelerine, görünüşte Müslüman gibi hareket etmelerine rağmen, gerçekte Musevîliğe inanmaktadırlar. Bu durum, yetkililerin gözünden kaçmaz. 1676 yılında Arnavutluk’a sürgüne gönderilirler ve Sabetay Sevi, aynı yıl Arnavutluk’ta ölür.

Sabatayizmin kurucusu Sabatay Sevi’dir… Ona inanan Yahudilere göre o bir Mesih. Sabetayizm de Yahudi Mistisizmine ya da başka bir deyişle Kabbala’ya dayanan gizli bir inanç… Gizliliğin sürdürülmesi amacıyla bu inanca inananlar “Müslüman gibi” görünürler ve Müslüman isimleri alırlar.

Onların da Tanrı inancı tam. Ancak peygamber olarak Sebatay Sevi’yi görüyorlar…
Aralarına katilleri almıyorlar.
Zina kesinlikle yasak

Yalan şahitlik, birbirini ele vermek iyi karşılanmıyor.
Her gün gizlice mezamir okuyorlar.
Her ayın doğuşunu izleyip, ay ile güneşin yüz yüze bakmaları için dua ediyorlar

Oğullarını sünnet ediyorlar.
Türklerin gözlerini örterek gizlenmek için Müslüman adetlerine dikkat ediyorlar.
En önemlisi ise kendi aralarında evleniyorlar, asla bir müslümanla evlilik sözleşmesi yapmıyorlar

Hepsinin gizli Yahudi adları vardır ve birbirlerine “şalom aleyke” diye yahudi selamı veriyorlar.
Ölülerini Türk mezarlığına gömmüyorlar.
Gizli mabedleri var ve Mezheplerinin sırrı ancak evlenince kendilerine bildiriliyor

  •  Internet’te Sabataycilik:

    Sabataycilik-dönmelik ve Türkiye’deki Sabataycilar üzerine, çogu Amerika ve Israil menseli onlarca makale ve arastirmanin internet sitelerinde yer almaktadir. Internet sitelerinde konuyla ilgili yazilarin yer aldigi bazi yayin organlari: Jarusalem Post, Forward, Jewish Exponend, The New Republic, The Journal of the American Oriental Society, Canadian Geographic, Baltimore Jewish Times…

Daha detaylı bilgiyi buradan edinebilrisiniz

Türkiyedeki Sabetaycılar

Sabetayist modasını  ilk önce  Profesör Yalçın Küçük yarattı. Profesör
Küçük önce adlarımıza, olmadı soyadlarımıza baktı, sonra da
kızdıklarını Sabetayist ilan etti. Ardından Soner Yalçın, /Efendi/
adlı bir kitapla bu konuya bodoslama daldı.. Soner Yalçın, Yalçın
Küçük gibi perakendeci değil, toptancı.. Osmanlı’da
Sabetayistlere ‘bey’ değil ‘efendi’ denirdi diyor ve her
kimin soyağacında bir ‘efendi’ varsa onu Sabetayist ilan ediyor. Bu,
‘Beyaz Türklerin Büyük Sırrı’  diyor.

Sır sahibi Beyaz Türkler saymakla bitmez.. İttihat Terâkki
hareketinin meşrutiyetçi liderleri Talat Paşa, Cemal Paşa, Doktor
Nazım.. Atatürk’ün Dışışlerı Bakanı Tevfik Rüştü Aras, DP lideri
ve Türkiye Cumhuriyeti 1950-1960 Başbakanı Adnan Menderes,
Menderes’in Dışışleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu.. Anadolu’da
yaşayıp da kendinize Kürt ya da Arnavut, Boşnak, Gürcü, Çerkez,
Arap kimligi bulamadınız mı yandınız. Bilmeseniz de bir sırrınız var.
Siz, yüzyılardır Türk ve Müslüman maskesiyle kendini gizliyen bir
Yahudisiniz.. 

Ama yine de aşağıda bulabildiğim kadar Sabetaycının ismini /resmini buraya koyma ihtiyacı hissettim..Hayatta tesadüflere ve mucizelere inanırım.Ama bu kadar insanın hepsinin de ‘üst düzey’ bir görev ve yaşantı içinde olmuş olmaları bu videodaki şans kadar birşey olsa gerek 🙂

Tansu Çiller

  • Tansu Penbe Çiller 9 Ocak 1946 tarihinde İstanbul’da doğdu. Bilecik Valiliği’nden emekli olan aslen Gürcistan’lı Hüseyin Necati Çiller (Çilavri?) ile Muazzez Çiller’in tek çocukları

Robert Koleji mezunu olan Tansu Çiller, Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nü bitirmiştir. Doktorasını Connecticut Üniversitesi’nde veren Çiller, doktora sonrası çalışmalarını Yale Üniversitesi’nde devam ettirmiştir  

Süleyman Demirel’in Türkiye Cumhuriyeti’nin dokuzuncu cumhurbaşkanı seçilerek başbakanlık görevini bırakmasından sonra DYP genel başkanlığına aday olan Tansu Çiller, 13 Haziran 1993 tarihli DYP olağanüstü genel kurulunda en yüksek oyu alarak genel başkan seçilmiş ve Türkiye’nin ilk kadın başbakanı olmuştur.25 Haziran1993’ten, 6 Mart 1996 tarihine kadar 50,51 ve 52 inci Cumhuriyet hükümetlerinde başbakanlık yapmıştır.RP – DYP arasında kurulan 54. hükümette dışişleri bakanlığı yaptı. 3 Kasım 2002’de devamı için >>

Beyaz Türkler

Beyaz Türk Kimdir?

Beyaz Türkler,hiçbir konuda kendi içinden çıktığı halkının sorunlarını kendine dert etmeyen,bazıları kent-soylu,(Eski İstanbullu olanlar ve onların nesli,kimi savaş zengini ve deYeni kurulan Cumhuriyetin kaymağını yiyen Şişli,Osmanbey,Harbiye’de ikamet edenler) Büyük çoğunluğu ise,yoksullukta gelme,sonradan görme,kendini burjuva sınıfına sokma gayreti içinde olan,Varoşlardan (Macar Derebeylerinin Orta çağda görkemli şatolarının dışında kalan halkın yaşadığı derme çatma yapılar.) uzaklarda korunaklı/ korumalı modern lüks şatolarında yaşamını sürdürenlerdir

Beyaz Türkler, yani kripto(siyasi inancını gizleyen kimse) ecnebiler “hayır”cıları, AKP karşıtlarını bir savunma hattı haline getirme gayretindekilerdir. Aslı kara, ama dini yaşantıdan uzak, yarını düşünmeden (bohem), müreffeh ve eğitimli, masonik bağlantıları olan,  hergün yanıbaşımızdan bize aldırmadan geçen  bıyıksızlardır. Beyaz türkler Akp’ye oy vermezler nedeni basittir; kim şarap içmeyen , caz blues dinlemeyen , bıyıklı pis herifler topluluğuna neden oy versin ki!?

 

 

  Beyaz Türklerin Büyük Korkusu

Bir Beyaz Türk’ün en büyük kabusu nedir?

Genelde bu kabus Avrupa veya Kuzey Amerika’ya yapılan seyahatlerde ortaya çıkar. Beyaz Türk’ümüz bavulunu hazırlar, marka jean’lerini ve t-shirt’ünü giyinir, iPod’unu takar, zarif kız arkadaşını yanına alır ve uçağa biner. Uçuş sırasında, Avrupa’lı veya Amerika’lı yolculardan biriyle sohbete başlar. Sohbetin bir yerinde, Batılı, bu şık çiftin Türk olduğunu öğrenir ve şaşkınlıkla sorar, “Hey, sizler ülkenizde fes veya türban takmıyor musunuz, milli kıyafetiniz bu mudur?”

Bu söz, beyaz Türk’ümüz için bir hakarettir. Çok sinirlenir ama kendini biraz yatıştırır ve büyük bir sıkıntıyla Türkiye’nin modern bir ülke olduğunu; Araplar ve kültürleriyle bir ilgileri olmadığını anlatır. “Bizler de sizin gibi Batılı bir ülkeyiz!” der ısrarla “ne zaman anlayacaksınız?!”

Batılı bu tepkiden dolayı şaşkındır. Her kültürün kendi gelenekleri vardır, neden Türklerin de kendi kültürleri olduğunu düşünmek yanlış olsundur ki? Hem o kimseyi kırmak istememiştir, sadece anlamaya gayret etmektedir.

Bu sevimsiz konuşma beyaz Türk’ümüzün kafasında ciddi soru işaretleri oluşmasına DEVAMI İÇİN >>

%d blogcu bunu beğendi: