ADNAN MENDERES’İN SUÇLARINDAN BİRİSİ!?

Merhum, 1952 yılında NATO toplantısı için Fransa’ya gider.
Bir ara Paris büyükelçisini yanına çağırarak;
– “Osmanoğulları ailesinin Paris’te yaşıyor olması gerek. Bunlar ne yer, ne içer, ne ile geçinir?” diye sorar.
Büyükelçinin hanedan hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığını gören Menderes, büyük bir hayıflanma içerisinde;
– “Sana 24 saat mühlet! Ya Osmanlı ailesinin adresi ile ya da istifanla gelirsin” der. Bir müddet sonra büyükelçi adresle gelir.
Hanedanın ziyaretine giden Menderes, gördükleri karşısında çılgına döner.
Devlet-i Aliye’nin ulu Hakanı Sultan Abdülhamid Han’ın 80 yaşındaki hanımı Şefika Sultan, 60 yaşındaki kızı Ayşe Sultan ve diğer Osmanlı hanımları, Paris yakınlarında bir bulaşıkhanede Fransızların bulaşıklarını yıkamaktadırlar.
Menderes gözyaşlarını tutamaz. Şefika Sultan’ın ellerine sarılır ve;
– “Anne ne olur affet bizi, geç geldik” der. Ayşe sultan sürgünden otuz yıl sonra gördüğü bu vatan evladına;
– Sen kimsin? diye sorar.
Menderes de;
– “Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanıyım” der.
– “Ben başbakanım” sözünü duyan koca sultan sevinçten öyle bir çığlık atar ki kalbi duracak gibi olur, bayılır.
Menderes Türkiye’ye döner dönmez doğruca Cumhurbaşkanı Celal Bayar’a çıkar.
– “Osmanlı hanımlarını bulaşık yıkarken gördüm. Onların Türkiye’ye dönmeleri için af kanunu çıkaracağım” der. Celal Bayar da;
– “Adnan Bey sus! Sakın bu konuyu bir daha başka yerde açma, malum gazeteler tahrikiyle silahlı kuvvetlerin içindeki cunta Türkiye’de ihtilal yapar” der.
Menderes cebinden çıkardığı bir mektubu masanın üzerine bırakarak dışarı çıkar.
Mektupta şunlar yazılıdır:
– “Analarının ve babalarının Fransa da hizmetçilik yaptığı bir ülkenin başbakanı olmaktan utanç duyuyorum, istifamın kabulünü arz ederim. Adnan Menderes.”
Menderes’in istifadan vazgeçmesi için epeyce uğraşılır ve hanedan hanımlarının yurda dönmelerine izin verilmesi şartıyla Menderes istifadan vazgeçer.

Dönüş:
İstanbul’a dönenler arasında Sultan II. Abdülhamid’in hanımı ve kızı da vardır.
Bir sabah erken saatte Teşvikiye’deki evlerinin kapısı çalınır. Kapıyı Abdülhamid’in kızı Ayşe Sultan açar. Gelen kişi Menderes’tir.

– “Şayet kabul buyururlarsa Valide Sultan’ı görmek isterim” der.
Başında tülbent elinde tespihiyle Menderes’i karşılayan Şefika Sultan;
– “Berhudar olasın evlâdım, hoş geldiniz…” der. Başbakan da;
– “Teşekkür ederim Valide hazretleri; hoş bulduk…” demesinden sonra Şefika Sultan;
– “Beyefendi, niçin önceden haberimiz olmadı? Böyle, hazırlıksız ve gâfil avlandık” der. Menderes de;
– “Zararı yok efendim. Bendeniz elinizi öperek hayır duanızı almak ve bir ihtiyacınız olup olmadığını öğrenmek için geldim” der.
Ayrılırken daha sonraları Yassıada da onun da hesabının sorulduğu şişkince bir zarf bırakır. İşte Menderes’in amansız suçlarından birisi budur.

Kaynak:Hüseyin Öztürk

Reklamlar

İNGİLTERE’NİN ‘S.O.S’ ÇAĞRISI !!

İngiliz Arşivleri’nden çıkan bir mektubun, İngiltere’nin 400 yıl kadar önce Osmanlı Donanması sayesinde İspanyol işgalinden kurtulduğunu ortaya çıkarmasından sonra Ada’da başlayan ateşli tartışmaların ardından İngiltere Eşitlik ve İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Trevor Philips’in de “Kraliçe Elizabeth’in Türkler sayesinde İspanyollar’ın elinden kurtulduğu bilgisinin resmi tarihlere eklenmesi gerektiği” şeklindeki açıklaması yaşanan tartışmaları yeniden alevlendirdi.
The Guardian gazetesinde yayınlanan “Türkler’e Niçin Teşekkür Etmeliyiz” başlıklı haberde, Kraliyet Holloway Koleji öğretim üyesi Jerry Broton, İngiltere’yi 1588’de işgal etmeye hazırlanan İspanya Donanması’nın, Osmanlı Donanması’nın Akdeniz’deki manevraları sayesinde ikiye bölündüğünü ve bu sayede İngilizlerin İspanyolları yenebildiğini belirtmişti.

Jerry Broton, kraliyet arşivlerinde bulduğu ve Kraliçe’nin askeri Danışmanı Sir Francis Walsingham’ın, 1588 başlarında İstanbul’daki İngiliz Elçisi William Harborne’a gönderdiği bir mektupta Osmanlı İmparatorluğu’nun İspanyolların ‘yenilmez armadası’ olan donanmasını Doğu Akdeniz’de saldırılarla zayıf düşürmeye teşvik etmesinin istediğini ortaya çıkarmıştı.

Jerry Broton’un Osmanlı Devleti’nin devamı için >>

Animasyon TUĞRA

                                  Anime  TUĞRA  için tuğraya tıklayın

İslâmiyet ve Türkler

Benim Kudretimin  Ulaştığı Yerlere, Sizin  Hayalleriniz  Bile Ulaşamaz!
 diyen bir Hükümdârın mirasçılarıyız , bu zamana kadar bizi yöneten zavallılar ve gelecekteki yöneticilerimize belki gerçekten kim olduğumuzun farkına varmaları ve lâyiki ile yönetmeleri   ümidi ile …

Çok eskiden beri Türk isminin, Altaylı kavimleri ifade etmek için kullanıldığı kesindir. Türk kelimesini 552’de devletin resmî adı yapan Göktürkler olmuş ve Türkçe konuşan kavimlerin tamamı o tarihten sonra Türk adı DEVAMI İÇİN >>

Tuğra Tarihi

       Bilmiyorum acaba sizler de  benim gibi okulda bizlere öğretilenin dışındaki tarihi öğrenmek konusunda hiç merakınız olmuşmudur..  Zaman zaman farklı kaynaklardan da tarihimizle ilgili–bazen hoşumuza gitmese bile- ilginç söylenmeyenler , saklı tutulan bilgiler de ortaya çıkıyor.. Ben fırsat ve kaynak  buldukça ilgilenmeye çalışıyorum.. Ama bir özel ilgim de ecdadımız  Osmanlı Padişah Tuğraları. Nedirler, niye yapılmışlar, ne anlama gelirler ..vs  benim dönem dönem ,aşırı doz almış gibi herşeyden elimi ayağımı çektiğim şimdiki gibi hiç sevmediğim  ‘miskin’  dönemlerim oluyor 🙂
 

Osmanlı Padişah Tuğraları

  •  Divânü-lügât-it-Türk’de (yazımına 25 Ocak 1072’de başlandı )Tuğranın aslı Oğuzca “Tuğrağ” olup DEVAMI İÇİN >>

Tuğra Okumak

 

Sere (Kürsü): Tuğranın en altında bulunan ve asıl metnin yazılı bulunduğu kısımdır.

*Beyze’ler (Arapça: yumurta): Tuğranın sol tarafında bulunan iç içe iki kavisli kısımdır. (küçük beyze Karadenize hakimiyetini büyük beyze Akdenize hakimiyetini temsil eder)

*Tuğ’lar: Tuğranın üstüne doğru uzanan “elif” harfi şeklindeki uzantılardır. Her zaman elif değillerdir. Bazen harf de değillerdir. Yanlarında yer alan flama şeklindeki kavislere “zülfe” denir.
( üç Tuğ Osmanlı İmparatorluğu’nun üç kıtaya hakimiyetini temsil eder)

*Kollar (hançere): Beyzelerin devamı olarak sağa doğru paralel uzanan kollardır.

Bazı tuğralarda sağ üst boşlukta ilgili padişahın “mahlas”ı da görülür...
               Olgunlaşmış bir tuğrada iki beyze ve üç tuğ yer alır. İçerik metni bunları karşılamazsa bazı tuğralarda esas metinle ilgili olmayan şekiller de yer alır ki, bunlar klasikleşmiş tuğra şeklini korumak ve kendinden önceki tuğraya benzetebilmek için eklenmişlerdir. Bir anlam DEVAMI İÇİN >>

Osmanlı Devlet Armasının Anlamı

                 

                                 Osmanlı Devlet  Armasının  30 Sırrı

 

 

 

 1-Tuğranın etrafındaki güneş motifi, padişahın güneşe benzetilmesinden ileri gelir

 2- II. Abdülhamit’in tuğrası

 3- Sorguçlu serpuş: Osman gaziyi ve tahtı temsil eder

 4- Yeşil Hilafet sancağı

 5- Süngülü tüfek: Nizam-ı Ceditle birlikte Osmanlı ordusunun asıl silahı olmuştur

 6- Çift taraflı teber

 7- Toplu tabanca

 8- Terazi: şeşper devamı için >>

Yeniçeri’nin Tarihten Silinmesi

II. MAHMUD YENİÇERİLERİ İSYAN ETTİRİP, TARİH SAHNESİNDEN SİLDİ

 
II. Mahmud, yeniçeri ayaklanmaları yüzünden, önce amcasının oğlu III. Selim’in tahttan indirilmesine, sonra da sadrazamı Alemdar Mustafa Paşa’nın öldürülmesine şahit oldu. Sultan, bu yüzden, düzensizlik ortamında kendilerine kârlı bir düzen kuran yeniçerilere karşı ihtiyatlı ve sabırlı hareket etti. II. Mahmud, ya kendisini ya da artık bir güruhtan başka bir şey olmayan yeniçerileri tarih sahnesinden ebediyen silecek nihaî karşılaşma için bir süredir gizliden gizliye hazırlandı.

29 Mayıs 1826’da Ağa Hüseyin Paşa’nın sarayında, devlet adamları, şeyhülislam, ulemanın ve yeniçeri ocağının ileri gelenlerinin katıldığı toplantıda “Eşkinci” adı altında devamı için

Osmanlıda İLKLER-1

Osmanlı tarihinde ilk savaş, 1284  yılında Bizans tekfurlarıyla yapılan Ermeni Beli savaşıdır.

 

 

 

 

Osman Bey’in ele geçirdiği ilk kale Kolca Hisar Kalesi’dir (1285).
 

 

 

 

Osman Bey’in ilk askeri anlaşması 1306 yılında Ulubad Tekfuru ile yapılan anlaşmadır.
 

 

 

 

 

İlk fethedilen ada, 1308 yılında alınan İmralı Adası’dır.
 

 

İlk barış anlaşması, 1330 yılında Orhan Gazi ile Bizans İmparatoru Üçüncü Andronikos arasında imzalanmıştır.
 

 

 

“Rumeli” adı verilen Avrupa yakasında ilk ele geçirilen yer, Gelibolu’da Orhan Gazi’nin büyük oğlu Süleyman Paşa tarafından alınan Çimpe limanıdır.

 

 



 

“Sikke” adı verilen ilk Osmanlı madeni parası Orhan Gazi adına 1327 yılında basılmıştır.
 

 

 

 

İlk daimi ordu 1328 yılında Orhan Gazi Bey’in emriyle kurulmuş olup bu orduya “Yaya” adı verilmiştir.
 

 

 

 

Osmanlı tarihinde ilk şair padişah Fatih Sultan Mehmed’in babası II.Murad’dır.
 

 

 

 

 

Osmanlı padişahlarından İstanbul’u ilk kuşatan ‘Yıldırım Bayezid’dir (1391).
 

 

 

 

 

 

Osmanlı tarihinde savaş meydanında şehid olan ilk (ve tek) padişah  I. Murad’dır (1389). (1. Kosovo Savaşı)
 

 

 

Osmanlıda İLKLER-2

Devşirmelerden olup da Sadrazamlık makamına yükselen ilk kişi, fetihten sonra Fatih Sultan Mehmed tarafından tayin edilen Veli Mahmud Paşa’dır.

 

 

 

Önceleri Asya ve Avrupa’da toprakları bulunan Osmanlı İmparatorluğu’na ilk defa Afrika’da toprak kazandıran padişah Mısır Fatihi Yavuz Sultan Selim’dir.

 

İstanbul’da öldürülen ilk padişah, “Genç Osman” adıyla bilinen İkinci Osman’dır.

 

 

“Valide Sultan” adıyla anılan ilk padişah anası, İkinci Selim’in hanımı ve Üçüncü Murad’ın anası olan Nur Banu’dur.

 

 

Osmanlılarda ilk matbaa, Üçüncü Ahmed zamanında ve 1327 yılında faaliyete geçen İbrahim Müteferrika Matbaası’dır.
 

 

İlk vapur, İkinci Mahmud zamanında ve 1827 yılında satın alınmış olup halk arasında “Buğu gemisi” adıyla anılmıştır.
 

 

İlk kıyafet kanunu 3 Mart 1829 yılında ve İkinci Mahmud zamanında yayınlanmıştır. Bu kanuna göre sarık ve cüppe ilmiye sınıfına ayrılmış olup devlet memurlarının fes, setre, pantolon ve kaput giymeleri kararlaştırılmıştır.
 

 

İlk gazete yine İkinci Mahmud döneminde ve 1 Kasım 1831 Salı günü yayınlanan Takvim-i Vakayi’dir.
 

 

Osmanlı tarihinde ilk borçlanma Sultan Mecid döneminde ve 1855 yılında olmuştur. 28 Haziran Perşembe günü Londra’da imzalanan anlaşma ile İngiltere ve Fransa’dan beş milyon İngiliz altını borç alınmıştır.
 

 

Türkiye’de ilk telgraf da yine Sultan Mecid döneminde kurulmuş, 9 Eylül 1855 Pazar günü faaliyete geçmiştir.
 

 

Avrupa seyahatine çıkan ilk ve tek Osmanlı Padişahı Sultan Aziz’dir 21 Haziran 1867 tarihinde başlayan bu yolculuk 44 gün sürmüştür.
 

Türkiye’nin yurt dışında katıldığı ilk sergi 1851 yılında Londra’da düzenlenen Tarım ve Sanayi Ürünleri Sergisi’dir.

Türkiye’de ilk sergi ise 27 şubat 1863 tarihinde Sultan Ahmed Meydanı’nda Sultan Abdülaziz’in de katıldığı bir törenle açılan “Sergi-i Osmani” dir. Çeşitli el sanatları ile tarım ve sanayi ürünlerinin yer aldığı bu sergiye İmparatorluk sınırları içinde kalan ülkelerden olduğu gibi bazı Avrupa ülkelerinden de katılımlar oldu.

İstanbul’a ilk tünel yine Sultan Abdülaziz zamanında Fransız Mühendis Emile Gavand tarafından yapıldı ve bu tünel 17 Ocak 1874 günü hizmete girdi. Dünyanın üçüncü yeraltı treni olan bu tünel 575 metre uzunluğunda ve 7 metre genişliğindedir.

Türkiye’de Meşrutiyet’in ilk ilanı, 23 Aralık 1876 (Sultan İkinci Abdülhamid).
                                                                                              

İlk olarak Sultan İkinci Abdülhamid döneminde açılan okullar: Mekteb-i Hukuk-i Şâhâne (Hukuk), Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne (Tıp), Mekteb-i Mülkiye-i Şâhâne (Siyasal Bilgiler), Mekteb-i Şâhâne Hendese-i Mülkiye (Teknik Üniversite), Halkalı Yüksek Ziraat Mektebi, Orman ve Madenler Mektebi.

Haydarpaşa – İzmit – Ankara demiryolu ilk olarak 1888 yılında İkinci Abdülhamid’in Almanya’dan aldığı mâli destekle gerçekleştirildi. Ankara – Bağdat demiryolu hattının yapımına girişildi.

İlk Boğaziçi Köprü Projesi de Sultan İkinci Abdülhamid döneminde yapıldı. 1900 yılında, Anadoluhisarı ile Rumeli Hisarı arasında bir köprü kurulması için Bosphorus Railroad Company adlı şirket çalışmalara başladı. Köprü üzerine demiryolu döşenmesi de planlanmıştı. Böylece, Avrupa’dan kalkan bir tren Bağdat’a kadar gidebilecekti. Ancak iç karışıklıklar ve Sultan Abdülhamid’in tahttan indirilmesi o zaman için bu projenin gerçekleştirilmesine engel oldu.

Osmanlıda İLKLER-3

  1. Osmanlının ilk başkenti, Söğüt
  2. Doğuda en geniş sınırlara ulaştığımız Antlaşma 1590 Ferhat Paşa Ant. III. Murat
  3. Batıda en geniş sınırlara ulaştığımız Antlaşma 1672 Bucaş, IV. Mehmet
  4. Yeniçeri ocağını kaldırmayı düşünen ilk Osmanlı Padişahı, Genç Osman.(1621)
  5. Sancağa çıkan son şehzade, III. Mehmet’tir. Bu uygulama III. Mehmet’in oğlu I.Ahmet tarafından kaldırıldı.
  6. Osmanlı’nın ilk toprak kaybettiği Antlaşma 1611 İran’la yapılan Nasuh Paşa Antlaşmasıdır.
  7. Ordusunun başında bulunup sefere katılmayan ilk Padişah, II. Selim’dir.
  8. Ordusunun başında sefere katılan son Padişah III. Mustafa’dır.(1695–1703)
  9. Osmanlı’nın aldığı ilk büyük yenilgi devamı için >>

Osmanlı Gerileme Dönemi

OSMANLI GERİLEME DÖNEMİ (1699 – 1792)

GERİLEME DÖNEMİ PADİŞAHLARI

– II. Mustafa (1695 – 1703)
– III. Ahmet (1703 – 1730)
– I. Mahmut (1730 – 1754)
– III. Osman (1754 – 1757)
– III. Mustafa (1757 – 1774)
– I. Abdülhamit (1774 – 1789)
– III. Selim (1789 – 1807)

* 18. Y.y. Dış Politika : Karlofça ve İstanbul Antlaşması’yla kaybedilen yerleri geri almak ve mevcut toprakları korumak amacıyla batıda Avusturya ve Venedik, kuzeyde Rusya ve doğuda İran ile savaşlar yapılmıştır.
* 18. Y.y. İç Politika : Bu yüzyılda Avrupa’dan geri kalındığı Pasarofça Antlaşması’ndan itibaren kabul edilmiş ve yapılan ıslahatlarda Avrupa örnek alınmıştır.

18. YÜZYIL SİYASİ OLAYLARI :

* 1703 Edirne Vakası (Cebeci İsyanı) : Sultan II. Mustafa devlet işlerinden elini çekmiş ve vaktinin çoğunu Edirne’de geçirmeye başlamıştır. Şeyhülislam Feyzullah Efendi’nin eline kalan devlet işlerinde önemli aksamalar görülmüştür. Bir de başkentin Edirne’ye taşınacağı söylentisi, yeniçerilerin isyanına sebep olmuştur. Şeyh’
ül-İslam öldürülmüş, II. Mustafa tahttan indirilerek yerine Sultan III. Ahmet getirilmiştir.

* 1711 Prut Savaşı : 18. Yy. başlarında Rus Çarı olan I. Petro Rusya’yı bir Avrupa devleti haline getirmiş ve tarihi bir dış politika tayin etmiştir. Bir taraftan Baltık Denizi’ne diğer taraftan Akdeniz’e açılmayı hedeflemiştir. Lehistan’ın iç işlerine karışması İsveç ile savaşlara devamı için >>

Osmanlı’nın Yaptığı Antlaşmalar

SEGEDİN 1444 Macarlar önderliğindeki Haçlı ittifakı
– Osmanlı Devletiyle Haçlılar arasında yapılan ilk anlaşma
– 10 yıl savaş yapılmayacak
– Eflak, vergi vermek koşuluyla Macaristan’ın olur
– Sırp Krallığı yeniden kurulur

İSTANBUL 1479 Venedik
– Osmanlılar, Venediklilere bazı ayrıcalıklar tanıdı
– Venedikliler, Osmanlılardan aldıkları yerleri geri verdiler

İSTANBUL 1533 Avusturya – Avusturya
– Osmanlı Devletinin üstünlüğünü kabul eder
– Osmanlı sadrazamı ile Avusturya kralı eşit sayılır

AMASYA 1555 İran
– Osmanlılar ile İran arasında imzalanan ilk antlaşma
– Tebriz, Doğu Anadolu, Irak Osmanlılara brakıldı

FERHAT PAŞA (İSTANBUL) 1590 İran
– Osmanlı Devleti, bu antlaşma ile doğuda en geniş sınırlara ulaştı
– Dağıstan, Azerbaycan, Gürcistan Osmanlılara bırakıldı

ZİTVATORUK 1606 Avusturya
– Osmanlı Devleti devamı için >>

Troyalılar Türk müydü?

Troyalılar Türk müydü? Hadi canım, bu saçma soru da nereden çıktı demeyin. Bu soru ortaçağdan bu yana yerli yabancı pek çok kişi tarafından sorulmuş ve tartışılmıştır. Osmanlı Devleti’nin yükseliş döneminde, özellikle Osmanlı donanmasının tüm Akdeniz’de üstünlük sağlamasından sonra, Rönesans Avrupa’sı ‘Bu Türkler de nereden çıktı?’ diye sormaya başlamış. O dönemde pek çok kişi tarafından kabul edilen bir teoride, Türkler aslen Troyalı savı öne sürülmüş. Adları, Trioya düştükten sonra Asya’nın içlerine kaçan
Troyalı generallerden Turkus’tan geliyormuş. Binlerce yıl Asya’da
kalan Türkler, Trioya yenilgisinin öcünü almak için geri gelmişler, İstanbul’u almışlar ve Avrupa’ya yönelmişler. (Kaynak: James Harpler, ‘Roma vs. İstanbul: Competing Claims and the Moral Value of Trojan Heritage’) Ünlü tarihçi Gibbon’un bile Roma İmparatorluğu’yla ilgili dev eserinde değindiği gibi, bir başka
açıklamaya göre; Türklerin soyu, Homeros’un değilse bile Virgil’in
sözünü ettiği cengâver ‘Teucri’den geliyormuş. ‘Türk’ anlamına
gelen Latince ‘Turci’ ve İtalyanca ‘Turchi’ sözcükleri buradan
esinlenmiş… 1453’te İstanbul’un muhasarası sırasında kentte bulunan
Kardinal Isidore yazdığı bir mektupta Sultan İkinci Mehmet’ten
‘Troyalıların Prensi’ şeklinde söz etmiş. (Kaynak: Terence Sencer,
‘Turkus ana Trojans in the Renaissance’) Deneme türünün babası sayılan Montaigne, Fatih Sultan Mehmet’in Papa İkinci Pius’a yazdığı mektupta İtalyanlarla aynı kökten olduğumuz ve onlar gibi Hektor’un öcünü almak hakkımız olduğu halde, İtalyanların bize düşmanca davranmalarına ve Rumları
korumalarına şaşıyorum  yazmış. Gerçekten Roma İmparatorluğu’nu
kuranlar ve yönetenler de kökenlerinin Troya’da bulunduğunu öne sürüyorlardı. Virgil dev eseri Aenid’te Troyalı Aenas’in Roma’ya gidiş öyküsünü anlatır.
Fatih Sultan Mehmet’in devamı için >>

Osmanlı’dan Miras !!

DARBE ve İSYANLAR

  • Cumhuriyet Döneminde Demokrasinin İşleyişi Sık Sık Darbelerle Kesildi. Aslında Bu Bizim Eski Bir Geleneğimiz. Osmanlı İmparatorluğu’nda Askeri İsyanlar Ve Darbeler, Fatih Sultan Mehmed’in İlk Hükümdârlığı Zamanında 1446 Buçuktepe İsyanı İle Başlar Ve 1913’Teki Bâbıâli Baskınıyla Son Bulur. Tabi sona ermesinin nedeni darbeçi mantığın bitmesi değil, mirası yerine kurulacak olan Türkiye Cumhuriyeti’ne devretmesi.

Neredeyse Fatih Sultan Mehmed’Den Sonra İsyanla Yüzleşmeyen Osmanlı Padişahı Yok Gibidir. 36 Osmanlı Padişahından 12’Sinin İsyan Ve Darbeyle Tahtını Kaybettiği Gözönüne Alındığında Durumun Vahameti Daha İyi Anlaşılır

  • Darbeci mantığa karşı sivil düşüncenin tarih boyunca en etkili direnişi sergilediği Türkiye Cumhuriyeti’ni doğuran Osmanlı İmparatorluğu da askeri darbelerden çok çekmiş. İşte Osmanlı’nın başına dert olan darbeler:

Cumhuriyet döneminde demokrasinin işleyişi sık sık darbelerle kesildi. Son yıllara kadar darbeciler istediklerini alan taraf olarak dikkat çekti. Türkiye’de sivil irade tarihi boyunca ilk kez bu kadar dirençli olmayı başarırken, darbe mantığının sadece Cumhuriyet devrinin değil, saltanat yıllarının da belası olduğu tarihcilerce dillendirilmeye ve belgelendirilmeye başlandı.

12 PADİŞAH İSYAN VE DARBE İLE TAHTINDAN OLDU

  • Neredeyse Fatih Sultan Mehmed’den sonra isyanla yüzleşmeyen Osmanlı padişahı yok gibi…. 36 Osmanlı padişahından 12’sinin isyan ve darbeyle tahtını kaybettiği gözönüne alındığında durumun vahameti daha iyi anlaşılır. Kitapta 1446 ile 1913 yılları arasında kan, gözyaşı, yağma, taht değişiklikleri ve padişahların katledilmesiyle neticelene onlarca askeri isyan ve darbenin tarihi anlatılıyor.

Osmanlı tarihinde meydana gelen isyan ve darbelerin önemli bir kısmına yer verilen çalışmada, isyan ve darbeler genel hatlarıyla kronolojik bir sıra takip edilerek anlatılıyor.

  • Kitapta, günlerce hatta aylarca devam eden, İstanbul halkına korkulu günler yaşatan ve günlük hayatı tamamen felç eden isyanların, devlet adamlarının cesetlerinin köpeklere yem edilmesi, sadrazamların kellelerinin alınması ve bazen de padişahların acımasızca katledilmesi gibi vahim sonuçlar doğurduğuna işaret ediliyor.

Günlerce, hatta aylarca devam eden isyanlar İstanbul halkına korkulu devamı için>>

« Older entries

%d blogcu bunu beğendi: