Darbeler Tarihi

 Askerî Darbe

Öncelikle alttaki paragrafı okumanızı istedim ki bu konuda kafa yorarken yapılan darbelerin gerekçesinin Atatürk’e ,onun ilke ve inkilâplarına veya söylemlerine ne kadar uyup uymadığını tekrar bir düşünce süzgecinden geçirmemizin yararlı olacağını ve ‘balık hafızalı’ olmanın toplum olarak bizlere nelere mal olduğunu anlamamıza yardımı olur diye düşündüm..

Mustafa Kemal Atatürk tarafından konulan ve askerin siyasete müdahale etmesini kesinlikle yasaklayan mevcut 22 Mayıs 1930 tarih ve 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu  dışında, 27 Mayıs’tan sonra 4 Ocak 1961 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu çıkarıldı ve Türk Silahlı Kuvvetleri daha sonraki darbe ve teşebbüslerini bu kanunun 35. ve 85. maddesine dayandırdı

Teknik olarak darbeciler genellikle ordunun yapacakları eyleme karşı tarafsız kalmasını fırsat bilerek iktidarı ele geçirir, lideri devirir, radyoların ve televizyonların vb. iletişim kanallarının işgal edilmesi gibi hükûmet daireleri üzerinde bir otorite kurarlar, elektrik santrallerinin ele geçirilmesi gibi temel altyapı tesislerini ele geçirirler. Askerî darbeler 20. yüzyılda yaygın biçimde Latin Amerika’da Arjantin,Şili, Asya’da Birmanya , Afrika’da ve Avrupa’da Yunanistan, Türkiye[2] gibi özellikle gelişmekte olan ülkelerde gözlenmiştir. Hükûmetlerin, ekonomik ve sosyal sorunları çözmekte başarısız oldukları iddiası, cuntacılar tarafından askeri darbelerin başlıca sebebi olarak gösterilmektedir.

Askeri darbeler aynı zamanda güçlü devletlerin zayıf devletler üzerindeki emellerini gerçekleştirebilmeleri için tercih edilen bir yol olarak da karşımıza çıkar. Örneğin CIA’in Şili darbesine destek vermesi gibi. Ayrıca, NATO’nun askerî kanadından 1974’te çıkan Yunanistan’ın, karşılığında Türkiye’ye hiçbir taviz verilmeden 1981’de veto edilmeden tekrar NATO’ya kabulü de ancak 12 Eylül 1980 darbesinden sonra mümkün olabilmiştir.

Darbeler siyaset tarihinin uzun zamandır bir parçasıdır. Jül Sezar(Julius Caesar) bir darbe kurbanı olmuştur ve bazı Roma imparatorları iktidara darbeyle gelmiştir. 1799’da Napolyon da Fransa’da iktidarı bir darbeyle ele geçirmişti. Antik Yunan ve Hindistan kentlerinde darbeler fazlasıyla yaygındı.

20. asrın sonlarına doğru darbeler başta gelişmekte olan ülkeler olmak üzere dünyada bir hayli yagınlaştı: Latin Amerika’da, Asya’da, Afrika’da, Avrupa’da. 1980’lerden sonra darbeler daha az sıklıkta görülmeye başlandı. Hükümetlerin sosyal ve ekonomik sorunları çözmekte yaşadıkları sorunlar ve dolayısıyla ortaya çıkan yeni sorunlar bu darbelerin başlıca sebeplerini oluşturmaktadır.

Bütün bu görünür sebeplerin yanında darbeler ayrıca güçlü devletler tarafından zayıf ve küçük devletler üzerindeki emellerini gerçekleştirmede DEVAMI İÇİN >>

Osmanlı’dan Miras !!

DARBE ve İSYANLAR

  • Cumhuriyet Döneminde Demokrasinin İşleyişi Sık Sık Darbelerle Kesildi. Aslında Bu Bizim Eski Bir Geleneğimiz. Osmanlı İmparatorluğu’nda Askeri İsyanlar Ve Darbeler, Fatih Sultan Mehmed’in İlk Hükümdârlığı Zamanında 1446 Buçuktepe İsyanı İle Başlar Ve 1913’Teki Bâbıâli Baskınıyla Son Bulur. Tabi sona ermesinin nedeni darbeçi mantığın bitmesi değil, mirası yerine kurulacak olan Türkiye Cumhuriyeti’ne devretmesi.

Neredeyse Fatih Sultan Mehmed’Den Sonra İsyanla Yüzleşmeyen Osmanlı Padişahı Yok Gibidir. 36 Osmanlı Padişahından 12’Sinin İsyan Ve Darbeyle Tahtını Kaybettiği Gözönüne Alındığında Durumun Vahameti Daha İyi Anlaşılır

  • Darbeci mantığa karşı sivil düşüncenin tarih boyunca en etkili direnişi sergilediği Türkiye Cumhuriyeti’ni doğuran Osmanlı İmparatorluğu da askeri darbelerden çok çekmiş. İşte Osmanlı’nın başına dert olan darbeler:

Cumhuriyet döneminde demokrasinin işleyişi sık sık darbelerle kesildi. Son yıllara kadar darbeciler istediklerini alan taraf olarak dikkat çekti. Türkiye’de sivil irade tarihi boyunca ilk kez bu kadar dirençli olmayı başarırken, darbe mantığının sadece Cumhuriyet devrinin değil, saltanat yıllarının da belası olduğu tarihcilerce dillendirilmeye ve belgelendirilmeye başlandı.

12 PADİŞAH İSYAN VE DARBE İLE TAHTINDAN OLDU

  • Neredeyse Fatih Sultan Mehmed’den sonra isyanla yüzleşmeyen Osmanlı padişahı yok gibi…. 36 Osmanlı padişahından 12’sinin isyan ve darbeyle tahtını kaybettiği gözönüne alındığında durumun vahameti daha iyi anlaşılır. Kitapta 1446 ile 1913 yılları arasında kan, gözyaşı, yağma, taht değişiklikleri ve padişahların katledilmesiyle neticelene onlarca askeri isyan ve darbenin tarihi anlatılıyor.

Osmanlı tarihinde meydana gelen isyan ve darbelerin önemli bir kısmına yer verilen çalışmada, isyan ve darbeler genel hatlarıyla kronolojik bir sıra takip edilerek anlatılıyor.

  • Kitapta, günlerce hatta aylarca devam eden, İstanbul halkına korkulu günler yaşatan ve günlük hayatı tamamen felç eden isyanların, devlet adamlarının cesetlerinin köpeklere yem edilmesi, sadrazamların kellelerinin alınması ve bazen de padişahların acımasızca katledilmesi gibi vahim sonuçlar doğurduğuna işaret ediliyor.

Günlerce, hatta aylarca devam eden isyanlar İstanbul halkına korkulu devamı için>>

%d blogcu bunu beğendi: