Yalan….

  • Hemen bir giriş yapalım ve silkelenelim. Kimse mutlu olmak istemiyor, herkes mutlu olmak istediğini söylüyor ama yalan. İnsanlar haklı olmak istiyorlar, başkalarını kontrol etmek istiyorlar, sevilmek istiyorlar, kendilerine değer verilmesini istiyorlar, çalişmadan kazanmak istiyorlar, bakılmak istiyorlar, rahat yaşamak, güzel olmak istiyorlar. İstedikleri zaman istedikleri şeyi yapmak istiyorlar, haklarında güzel şeyler söylenmesini istiyorlar, ama mutlu olmak istemiyorlar. Size desemki bende bir sihir var, sizi dünyanin en çirkin ama en mutlu insanı yapabilirim, yada en güzel ama en mutsuz insanı yapabilirim. Hangisini seçersiniz?

İnsanlar mutluluğun bir şeyin sonunda olduğuna inanıyorlar. “Bir gün istediklerim yerine gelince, mutlu olacağım.” Hayatta böyle bir şey yok. Hayatta “bir gün” diye bir şeyde yok. “Bu gün” var. Nasıl mutlu olacaksınız bu gün?

Bakın negüzel bir hikaye. Asya’da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır. Bir hindistancevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanır. Hindistancevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir yiyecek konur. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı kadar büyüklüktedir, yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz. Maymun, tatlının kokusunu alır, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar ve yiyeceği kavrar, ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır. Sıkıca yumruk yapılmış el, bu yarıktan dışarı çıkmaz. Avcılar geldiğinde, maymun çılgına döner ama kaçamaz. Aslında bu maymunu tutsak eden hiçbir şey yoktur. Onu sadece kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir. Yapması gereken tek şey elini açıp yiyeceği bırakmaktır. Ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür. Bizi tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey, arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur. Tüm yapmamız gereken, elimizi açıp benliğimizi ve bağımlı olduğumuz şeyleri serbest bırakmak, özgürleşmektir. …. Joseph Goldstein

Evet, mutluluğu dışardan alıp, içerde yaşamak var, yada, içerde yaratıp dışarda yaşamak var.   Uyarıyorum, mutluluk konusunda uğraşmanız gereken tek bir şey var, oda kendiniz, sadece ve sadece kendiniz. Yazdıklarımı kendinizi çözmek için kullanın derim..Mutlu olmak konusunda ciddiyseniz,bir deneyin bakalım neler değişicek.   Tabi genelde sıkılıcaksınız. Sebebide mutluluğu bir aşı gibi istiyor insan, aşısıda yok tabi.  Mutluluğun bir uyanış olduğunu paylaşmak için paylaştım bu yazıyı .

Aşı istiyorsanız, tek söyleyeceğim şey: Mutluluğu ararsanız bulamıyacaksınız. Mutluluk erişilecek bir yer değil……………………….  başlanacak bir yer.

 

Reklamlar

Yalan üzerine

  • Aşağıdaki yazıyı okurken şu gerçeği sakın unutmayın: Hiçbir kelime, hiçbir cümle ve hiçbir söz gerçeği anlatamaz. Çünkü onların böyle bir yeteneği yoktur. Onlar, sâdece bahsettikleri şeyi işaret ederler. Kelimelerin, cümlelerin ve sözlerin işaret ettikleri şeyleri anlamak yalnızca o şeylere tam farkındalık ile tanık olmak ve yaşamakla mümkündür. Bu yüzden burada yazılan hiçbir şey KESİNLİKLE gerçeğin kendisi değildir ve KESİNLİKLE gerçeği anlatamaz. Onlar, gerçeği sâdece işaret eder. Bu nedenle söylenen, yazılan, çizilen hiçbir şeye ve bu yazıda yazılanlara “KESİNLİKLE” inanmayın. Çünkü “İNANÇ, ZİHNİNİZDE OLUŞAN GÖRÜNTÜLERİN GERÇEK OLDUĞU ZANNINA YOL AÇAR. BÖYLECE SİZİ KÖRLEŞTİRİR. GERÇEĞİN DEĞİL, YANLIŞIN PEŞİNDEN GİTMENİZE SEBEP OLUR.”

Her insan yalan söylüyor. Yalanın faydaları üzerine insanlardan birçok söz duymuş, okumuş olabilirsiniz. Siz de yalanın faydaları üzerine bir yığın düşünce ve inanç üretmiş olabilirsiniz. “Hayat kurtarıyorsa yalanın çok iyi bir şey olduğunu, hatta büyük bir sevap olduğunu” “Yalan, bir aileyi yıkılmaktan kurtarıyorsa, bunun çok doğru olduğunu” “Söylenen yalan, iki insan ya da iki ülke arasında çıkabilecek bir savaşı engellemişse, bunun çok iyi olduğunu” Ve yalanı iyi, doğru gösteren yığınla bir sürü söz ya da düşünceyi siz ya da başka insanlar söylüyor veya söylemiş olabilirsiniz. Peki tüm bunlar gerçek mi? Kendi inançlarıyla, düşünceleriyle, hayalleriyle, zanlarıyla insanoğlunun yaşamı doğru tanıması İMKANSIZDIR. Bu şekilde insanoğlu sadece sapmış bir varlık olabilir. Bu, bizim sözümüz değildir; herkesin rahatça fark edebileceği açık bir gerçektir, evrensel uyumun gereğidir. Bunu görmek, bunu fark etmek için hiçbir kimseye ve hiçbir şeye bağlı kalmamak, yani tüm varoluştan tamamen özgür kalmak zorundasınız. Bunun dışında göreceğiniz her şey sadece bir yanılgıdır.

  • Tam iç özgürlükten uzak, sınırlı bir bakışla evrenin sonsuz dengesini göremezsiniz. Gerçekten görmek , gerçekten anlamak için sonsuz açık olmak, içte sınırsız özgür olmak, sonsuzluğa tamamen açık olmak, sınırsızlığa tamamen açık olmak zorundasınız. Tam farkındalık dediğimiz şey zaten budur. Bütün varoluşun yararına: O insan ölse de hayatta kalsa da, konuşmanız gerekiyorsa, gerçeği söylemeniz evrensel anlamda tek doğrudur. O aile yıkılsa da yıkılmasa da, konuşmanız gerekiyorsa, gerçeği söylemeniz evrensel anlamda tek doğrudur. O iki insan ya da o iki ülke savaşacak olsa da olmasa da, konuşmanız gerekiyorsa, gerçeği söylemeniz evrensel anlamda tek doğrudur. Ve yalanı iyi, doğru gösteren geri kalan tüm örneklerde konuşmanız gerekiyorsa, gerçeği söylemeniz evrensel anlamda tek doğrudur.

Bir insanın size yalan söylediğini öğrendikten sonra ona tam bir güven duyuyor musunuz? Peki yalan söyleyen siz iseniz? Kendinize olan güveniniz aynı mı kalıyor, yoksa düşüyor mu? Yoksa “ben hiç yalan söylemem” mi diyorsunuz? Hiç yalan söylemediğinizi söylüyor iseniz, bundan gerçekten emin misiniz ve bunu söylerken samimi misiniz? Yalanın tüm etkisi, insanlar arasındaki güvensizliği arttırmaktan mı ibaret? Tüm etkisi bu mu? Yalan, insanlar arasındaki güvensizliği arttırarak ilişkileri bozuyor. Söyleyen insanın da kişiliğini bozuyor. Yalan söyleyen kişi kendine de güvenmez oluyor. Hem kendine, hem de diğer insanlara güvenmeyen, güvenemeyen kişilikler. Yalan söyleyen kişi ve onun çevresi nasıl etkileniyor? Tüm evren, söylenen yalandan nasıl etkileniyor? Sizin ve diğer insanların söylediği yalanlar sizi veya başkalarını zor ya da tehlikeli durumdan kurtardı mı? Söylediğiniz yalan ya da yalanlar, insanların sizle ilgili kurdukları imajın ya da imajların bozulmasını engelledi mi? Ya da isteklerinizi elde etmenizi sağladı mı? Kurtardı ise, engelledi ise, sağladı ise, söylediğiniz yalan veya yalanlar, size gerçekten huzur ve mutluluk hissettirdi mi, hissettirdi ise o huzur ve mutluluk, doyurucu ve kalıcı oldu mu?

  • Bu satırları okurken ve sorulara, konuya bakarken tamamen tarafsız kalın. Neler görüyorsunuz? Kısılmış, hapsolmuş hissetme, bozulan moral; dağılan keyif; zehirlenen beden; zehirlenen psikoloji; kendine güvensizleşen ve çirkinleşen bir kişilik; tüm evrene sinen sıkıntılı bir atmosfer; sıkıntı, korku, şüphe, hastalık, acı, bunalım ve tatsızlık ile gittikçe daha çok dolan bir yaşam; güvenin azaldığı bozulan insan ilişkileri. Sonuç: Mutsuzluk. Tam tarafsız kalma önerimize uydu iseniz, siz neler gördünüz? İnsan, şunu bilmiyor: “Yaşam ve evren, yani tüm varoluş, yalan üstüne değil, tamamen gerçek üstüne kuruludur. ” Yalan söyleyerek gerçeği sadece çarpık göstermiş olursunuz. Dikkat edin: “Yalan söyleyerek gerçeği çarpıtmış olmuyorsunuz, sadece çarpık göstermiş oluyorsunuz. ” Gerçek, çarpıtılamaz. Gerçek, hep oradadır. Gerçek, hep en güçlüdür. Gerçek, hep en hayırlı olandır. Gerçek, hep en güzel olandır. Gerçek, içinde hiç şüphe barındırmayandır. Gerçek, yıkılması ve bozulması imkansız olandır. Gerçek, sizin ve herkesin öz doğasıdır. Yalan, bütün insanlığın uygarlıklar boyunca ürettiği en büyük problemdir. Söylenen sayısız yalanlar ve onların herbirinde bozuk bir yapının, bozuk bir mekanizmanın eklendiği yeni bir kişilik, yeni kişilikler. Size fayda sağladığını zannettiğiniz yalanlar, sizin şeytanlarınız. Bunu bizzat kendiniz fark edinceye dek, bu hep böyle kalacak. Kendinize ve tüm varoluşa sürekli sıkıntı, mutsuzluk ve acının görünmez etkilerini yaymaya ve yaşatmaya devam edeceksiniz..

Fakat ne yazık ki günümüz dünyasında “Gerçek işe yarayandır!” anlayışı hüküm sürmektedir..Bu durumda amaca uygun olarak söylenen yalanlar da işe yaradıkları sürece “gerçek” muamelesi göreceğinden ve kitlelerin de bu gibi durumları umursamaz veya kanıksar bir dumur halleri olduğundan ve herkesin herşeyi en iyi bildiği (!)bir dünyada insanları ‘ Gerçekten gerçeğe uyandırmak ‘ için çoook çaba sarfetmeliyiz ,ki buna da değer ! İşimiz gerçekten çok zor çünkü dünyanın en zor işine soyunmak demektir bu ! Yani , bir insanı doğru olduğuna inandığı (veya inandırıldığı) şeyin aslında doğru olmadığına onu inandırmaya çalışmak , en azından sorgulmasına sebep olabilmek

Not : Yukardaki yazının bazı bölümleri ‘kendinitanimak’ adlı web sitesinden alıntılanmıştır
 

Yüzyılın büyük yalanı..

ABD’nin önce doğrudan daha sonra NATO üzerinden kurmaya çalıştığı füze savunma sisteminin Avrupa’ya, ABD’ye ve İsrail’e yönelecek olası tehditleri, saldırıları savuşturma amacıyla geliştirildiği hiçbir zaman inandırıcı gelmedi.

Belki tuhaf gelecek ama bugünkü küresel konjonktür, geleceğe yönelik tehdit algılamaları, ABD ve Avrupa’nın gelecek perspektifleri ve Atlantik ittifakının 21. yüz yıl tasavvuru bunun böyle olduğuna işaret ediyor.

Olası saldırılara karşı “Batı medeniyeti”ni koruma dürtüsünden çok, küresel ölçekte çok sıkı bir denetim mekanizmasının planlandığına inanıyorum. Bu öyle bir denetim arayışı ki, “hayır” diyebilecek uluslara ya da bölgelere nefes alacak kadar bile boşluk bırakmayı kararlı bir şekilde reddediyor.

Günümüz dünyasında ABD-Avrupa ve müttefiklerini, askeri anlamda tehdit edecek bir meydan okuma söz konusu değil. Varolan tehditlerin varolan güvenlik önlemleriyle aşılması pekala mümkün. Hatta şu anki askeri hazırlıkla öngörülebilir tehditler arasında bile korkunç bir dengesizlik söz konusu.

Kimse, bütün bu hazırlıkların İran’dan gelecek bir tehdidi savuşturmaya yönelik olduğunu söylemesin. ABD, İsrail, Avrupa’nın bir çok ülkesi ve İran arasındaki güç değerlendirmesi bunu oldukça komik hale getiriyor. Peki İran hedefte mi? Elbette hedefte. Her ne kadar Lizbon devamı için >>

%d blogcu bunu beğendi: