Gençlik Hapı Var mı?

ABD’de bulunan bir ilaç firması yaptığı açıklamada, yaşlılığın önüne geçecek hatta zamanı geriye döndürebilecek bir hap keşfettiğini ileri sürdü.

Bazı bilim adamlarının itiraz ettiği ilacın yaşlılığı önlediği ileri sürülüyor.

“Astragalus membranaceus” adlı Çin bitkisinden üretilen hapın, yaşlılarda bebeklere göre daha kısa olması nedeniyle, yaşlanmaya neden olduğu düşünülen DNA’da bulunan telomer adlı yapının uzamasını sağladığı öne sürülüyor.

Hapı kullanmaya başlayanlar ,başladıktan sonra bağışıklık sisteminin güçlendiğini, gözlerinin daha iyi görmeye başladığını, kolesterolünün de düştüğünü söylüyor.

Hap üzerine araştırma yapan birçok bilim insanı ise hap üzerinde yapılan çalışmaların yetersiz olduğunu ve hapın aslında vücutta iddia edilenden farklı bir işlev gördüğünü iddia ediyorlar.

İngiltere’deki University College of London’da görevli profesörLinda Partridge önümüzdeki 10 yıl içinde yaşlılığın olumsuzluklarını ortadan kaldıra bilecek bir hapın piyasa da olabileceğini iddia etti.

Cheltenham Bilim Festivali’nde söz alan Partridge, orta yaşlardan itibaren günde bir tane alına bilecek hap sayesinde kalp hastalıkları ve Alzheimer gibi sağlık sorunlarının ortadan kaldırılabileceğini, hatta saç ve cildin gençlik yıllarındaki halini koruyabileceğini söyledi.

Partridge, “Herhalde size minimum düzeyde yan etkisi olan bir hap sayesinde 5-10 yıl daha sağlıklı yaşayacağınızı söylesem hepiniz istersiniz” dedi ve gençlik hapının 10 yıl içinde hazır olacağına dair iddiasını dünyadaki araştırmalara dayandırdı.

Bilim insanlarının sağlık ve uzun yaşamla ilgili genlere yönelik çalışmalar yaptığına değinen Partridge, ABD’de ki Harvard Üniversitesi’n de görevli uzmanların “Benjamin Button’ın Tuhaf Hikaye si ” filmindeki karak te ri anım sa tan bir deney yaptıklarını söyleyerek “Yaşlı fareleri yeniden gençleştirmeyi başardılar” dedi.

Reklamlar

Türkiye ve İsrail

İsrail’in Türkiye’de militarist gruplarla kurduğu kirli ilişkileri iyi biliyor olmasına rağmen İsrail’e yeni Ortadoğu’nun inşa edilmesinde ortaklık teklif etti. Ancak İsrail (tıpkı İran gibi) işbirliğine açıkmış gibi davranıp, diğer taraftan eski dönemin alışkanlıklarıyla bölgede çatışmayı beslemeye devam etti. Hepimizin bildiği gibi İsrail’in Lübnan ve Gazze’deki insanlık dışı uygulamaları ilişkileri kopma noktasına getirdi. Mavi Marmara katliamı ise bardağı taşıran son damla oldu. İsrail Ordusu hükümetinin emriyle, açık denizlerde bilerek ve isteyerek Türk vatandaşlarını katledince Türkiye İsrail’le köprüleri devamı için >>

ABD’nin İsrail Aşkının Sebebi

Bugünlerde birçok kişinin dikkatini çeken israil nasıl olduda daha kurulalı 60 yıl bile olmadan yüzlerce yıllık devletlerin yapamadığını yapabiliyor, yada bu gücü kimden alıyor sorusudur şüphesiz. Bunu anlamak için israil tarihini ve insanlığa bakışaçısını bilmemiz gerek.
İsrail, ya da resmî adıyla İsrail Devleti Asya ve Afrika kıtalarının kesiştiği yerde bulunan bir devlettir. Coğrafi olarak, Asya kıtasında bulunmaktadır; batısında Akdeniz, kuzeyinde Lübnan ve Suriye, doğusunda Ürdün, güneyinde ise Mısır ve Kızıldeniz ile çevrilidir. Başkenti Telaviv dir.Bu durum BM tarafından tanınmamaktadır.

Uzun ve dar bir şekile sahip olan İsrail, 470 km uzunluğunda olup, en geniş bölgesi yaklaşık 135 km’dir. Sınırları ve ateşkes hatları içerisinde kalan toplam yüzölçümü 27.817 km²’dir. İsrail, yaklaşık 7.282.000′luk nüfusuyla, çeşitli din, kültür ve sosyal geleneklere sahip insanları bir araya getirmiştir. Para birimi Yeni İsrail Şekeli’dir

İsrail ve yaptıkları hakkında bir takım fikirler yürütmeye çalıştığımız zaman, bugün BM’ye kayıtlı 200 civarındaki devletlerin ortak formlarını referans alırız. Başka bir ifadeyle, zannederiz ki, İsrail de BM’ye kayıtlı devletlerden herhangi bir devlettir. Hayır, bu çok yanlıştır, çünkü İsrail bugün yeryüzündeki hiçbir devlete benzemez.

Haklı olarak İsrail’e yöneltilen ilk önemli eleştiri,  yakın tarihte kurulmuş bulunan bu devletin işgalci karakteridir.  BM kararıyla kurulmuş ilk ve yegane devlettir, ama toprak işgal edip sınırlarını genişletirken ve kuruluş yılı olan 1948’den bu yana tarihi Filistin toprakları üzerinde sınırlarını yüzde 56’dan yüzde 78’e çıkarırken; bununla yetmiyormuş gibi mevcut askeri ve politik stratejisi Filistin topraklarının tümünü ele geçirmek iken, BM’nin kendisi hakkında almış bulunduğu hiçbir karara uymuş değildir.

. Bazı devletlerin kirli çamaşırları vardır. Ortaya çıkmasını istemedikleri, bilinmesinden rahatsızlık duydukları ve bu nedenle resmi tarihlerinden çıkardıkları tarihsel gerçeklerdir bunlar. Örneğin Vietnam Savaşı sırasında ABD birliklerinin o ülkedeki sivil halka karşı uyguladıkları işkence ve katliamlar—ki bunların sonucunda 1.5 milyon Vietnamlı yaşamını yitirmiştir—Amerikalılar tarafından mümkün olduğunca unutturulmak istenir. Bu gerçek savaş sırasında ört-bas edilmeye çalışılmıştır, savaş sonrasında ise Vietnamla ilgili olarak çevrilen Hollywood filmleri ile aynı yol denenmiştir. Bu “Rambo” filmlerinde hep Amerikan askerlerinin Vietnam’da yaşadıkları zorluklar anlatılır, Amerikan birliklerinin diri diri yaktıkları köylüleri asla değil.

Yine de Vietnam savasının içyüzü pek çok insan tarafından bilinmektedir. Çünkü savaş dünyanın gözleri önünde yaşanmış bir olaydır ve bu nedenle tam anlamıyla ört-bas edilmesi mümkün olmamıştır.

Ancak başka bazı devletler, kirli çamaşırlarına çok daha başarılı bir biçimde gizleyebilmişlerdir. Bu devletlerin belki de en başarılısı ise, İsrail’dir. Siyonizm’in 1930’lu devamı için >>

Terör ve Ortakları !

Masum insanlar ölüyor diye ahkam kesenler, tarihi zorunlulukların yarattığı değişimleri yapamıyor yaşadıkları düzenin gerçeklerini anlamıyor, anlasada halkından gizleyerek gerekli çözümü yapmıyorlarsa bu terörün ortağıdırlar.

Egemen sınıf, ezilen ve sömürülenlerin her başkaldırı teşebbüsünü “terör” diye damgalayıp suçluyor. Açlığını işsizliğini haykıran işçinin, hak arayan öğrencinin, taş atan çocuğun, neredeyse her direnişin adı “terör” eylemi olarak gösterilmeye çalışılıyor. Burjuvazi terör kavramını kendi azgın çıkarları adına kullanarak, ülkede ciddi bir toplumsal-politik sorunun tartışılmasına bile komplo teorileri üreterek gerçekleri örtbas edilmesine çalışıyor. O zaman günümüzün bu sihirli sözcüğü terör, terörist nedir, ne anlama geliyor hangi sınıf tarafından ne amaçla kullanılıyor. İnsanı terörist yapan nedir? Terör sadece silahlı, bombalı saldırı mı, yoksa etkileri aheste aheste açığa çıkan ve neticede çok yıkıcı sonuçlar doğuran iktisadi, siyasi uygulamaları da kapsar mı? Örneğin bir hükümetin, halkını yoksulluğa, açlığa sürükleyen kararları, ya da Dünya Bankası’nın, IMF’nin az gelişmiş ülkelerde açlıktan ölmekte olan halka halen kemer sıkma politikalarını dayatması, BP gibi bir petrol firmasının kazanç uğruna dünyanın dibini oyması çevreyi kirletmesi denizlere zehir akıtması terörizm sayılabilir mi?

Terör, DEVAMI İÇİN >>

11 Eylül2001

11 Eylül Saldırıları ile ilgili komplo teorileri

 
11 Eylül 2001 günü gerçekleşen ve aynı günün tarihi ile adlandırılan olaylar ile ilgili çeşitli komplo teorileri bulunmaktadır. Kimi iddialara göre 11 Eylül olayları Amerikan hükümeti ve gizli servisleri tarafından Orta Doğu’ya ve Afganistan’a yönelik işgal faaliyetlerini meşrulaştırmak, ülke ve dünya kamuoyunun desteğini almak amacıyla düzenlenmiş senaryolardır. New York Times gazetesi tarafından yapılan bir ankete göre her 4 Amerikalı’dan 3’ü hükümetin 11 Eylül olayları ile ilgili doğruları söylemediğinden şüphelendiğini belirtmiştir[
Küçük bir not; o tarihlerde hasbelkaser ben de oralardaydım ve birgün TV’de dahi başkan Bush’un saf Amerikan halkının senatosunda alternatif enerji kaynakları geliştirme ile ilgili yaptığı konuşmanın bir yerinde ‘alternatif enerji kaynakları ile ilgili araştırmalarda çok iyi bir yerlerde olduklarını ve başardıklarında ‘oil’ için Irak gibi çok uzak yerlere gitmek zorunda kalmayacaklarını’ ağzından kaçırdı .. Ama o zaman da ‘özgür medya ‘ bunu duymamazdan gelmişti..

 

Amerikan hükümeti tarafından yapılan resmî açıklama

 
11 Eylül 2001 günü Usame Bin Ladin’e bağlı teröristlerce kaçırılan iki yolcu uçağı, New York’daki Dünya Ticaret Merkezi’nin ikiz kulelere özenle hesaplanmış noktalardan çakılmışlardır. Meydana gelen patlamalar DEVAMI İÇİN>>

Türkiye’yi İstemeyen AB

Türkiye’nin uzatmalı nişanlısı Avrupa Birliği ile yaşadığı sorun devam ediyor. Uzun zamandır her iki yandan da ses çıkmadığı için geri plana itilmiş gözüken bu tarihsel ilişki son günlerde Avrupa Kanadı’ndan gelen açıklamalarla yeniden alevlendi. Bilindiği gibi yakın bir zamanda Avrupa Parlamentosu seçimleri yapılacak ve bu seçimlerin en önemli gündem maddeleri küresel ekonomik kriz ve Türkiye’nin AB üyeliği.

MERKEL VE SARKOZY’NİN SEÇİM OYUNU

Tahmin edilebileceği gibi Türkiye ile ilgili en sivri açıklamalar Fransa ve Almanya’dan geldi. Uzun süre Avusturya, Danimarka, Yunanistan, Kıbrıs Rum Yönetimi gibi ülkeleri birer paravan olarak kullanan bu iki ülke, yaşanan iktidar değişikliklerinden sonra Türkiye’nin üyeliği ile ilgili ne düşündüklerini açık açık ortaya koymuşlardır. Gerek Fransız sağcı ve popülist lider Sarkozy, gerekse de Alman Hıristiyan Demokrat lider Merkel, Türkiye’yi AB’ye asla alamayacaklarını birçok kez açıklamıştır. Yakın zamanda yapılacak olan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde kendi partilerine destek sağlamak ve genellikle düşük katılıma sahne olan AP Seçimleri için halkın sandığa gitmesini sağlayabilmek için yine Türkiye kozunu oynamayı seçen bu iki lider, yaptıkları milliyetçi ve ayrımcı açıklamalarla ortalama Fransız ve Alman vatandaşları’nın gözünü boyayarak onların sandığa gidip, Türkiye karşıtı partilere-tabii ki Merkel ve Sarkozy’nin partileri-oy vermelerini istemektedirler. Angela Merkel, son günlerde sürekli olarak ‘imtiyazlı ortaklık’ seçeneğini ön plana sürerken, Fransız Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Türkiye’nin AB’ye katılımına asla onay vermeyeceklerini ve AB’nin Türkiye’yi kandırmaya son verip gerçekçi davranmasını istemiştir.

Yukarıdaki ifadeler ilk kez duyduğumuz ifadeler olmadığı için herhangi bir şaşkınlık yaşamıyoruz. Asıl şaşırmamız gereken, Türkiye’nin nasıl olup da hala AB Kapısı’nda beklemeyi göze aldığıdır. Hemen her gün hak etmediği şekilde eleştirilen, Avrupalıların devamı için >>

Nasanın Şismesi

Eyvahh ki ne eyvah… ABD tekrar Ay’a dönüyor

Ay`a geri dönmeyi planlayan NASA, Dünya`nın uydusunda kullanılması beklenen şişme yapının denemelerine başladı.

NASA yüklenicisi ILC Dover LP adlı şirket tarafından geliştirilen şişme yapı, Virgina eyaletindeki Langley Araştırma Merkezi`nde test ediliyor

Ay`a geri dönmeyi planlayan NASA, Dünya`nın uydusunda kullanılması beklenen şişme yapının denemelerine başladı.

NASA yüklenicisi ILC devamı için >>

ABD ve 9/11 Gerçeği

Komplo mu? Facia mı?

11 Eylül’ün 5’inci yılında yapılan belgesele göre olaylar göründüğü gibi değil

ABD’li üç gencin çektiği ve şimdiden 30 milyon kişinin izlediği belgesel 11 Eylül saldırılarının ardında ABD yönetimi ve ekonomik güç odaklarının olduğu teorisine dayanıyor.

Dylan Avery, Korey Rowe ve Jason Bermas’ın çektiği ‘Loose Change’ adlı belgesel, 11 Eylül’ün hemen ardından Bush yönetiminin üst düzey isimlerinden gelen çelişkili açıklamalarla başlıyor.

* Condoleezza Rice – Dönemin Milli Güvenlik Danışmanı:
“Bu insanların bir uçağı alıp Dünya Ticaret Merkezi’ne çarptıracağını kimse tahmin edemezdi”

* Donald Rumsfeld – Dönemin Savunma Bakanı:
“Pek çok uyarı vardı”

* Ari Fleischer – Dönemin Beyaz Saray Sözcüsü:
“Hiçbir uyarı yoktu”

İnternet ortamına ilk kez Nisan 2005’te koyulan belgesel, devamı için >>

Takke Düştü

Fethullah Gülen ‘in tek amacı, ABD desteğinde demokratik yollardan devlet kademelerinde kadrolaşarak ”dini esaslara” dayalı devlet modelini yaşama geçirip Türk-İslam birliğini gerçekleştirmek değil midir?

Önceki akşam KanalTürk’teki ”Ceviz Kabuğu” programını izlerken aklıma bu soru geldi…

Fethullahçıları çok iyi tanıyan, ilahiyatçı Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk , Hulki Cevizoğlu ‘nun sorularını yanıtlarken ilginç bir noktaya değiniyordu:

”Ilımlı İslam, kitap ve peygamberi, her şeyi kendince hazırlayıp sömürgeciliğe direnç göstermeyecek yeni bir din yaratmaya çalışıyor…”

Elbet bunu yapan kişi Fethullah Gülen’di…

Herkes biliyor ki Büyük Ortadoğu Projesi’nin ”İslamcı ayağını” yıllardır ABD’de yaşayan Fethullah Gülen oluşturuyor, çağdaş bir giyim biçimiyle dikkatleri üzerine çeken, iyi eğitim görmüş, en az iki dil bilen 30-40 yaşlarındaki müritleri ”ideolojik destek” sağlıyorlardı…

Fethullahçılar, eğitim kurumlarıyla Kara Afrika ülkelerinden Orta Asya cumhuriyetlerine , Rusya’dan Kuzey Avrupa ülkelerine dek yayılmışlardı…

İran , Suriye, Libya gibi ülkelere giremeyen Fethullahçılar, Yunanistan ‘da da pek fazla yüz bulamamıştı…

Fethullahçılar, İslamı Hıristiyanlaştırmak, böylece AB ülkelerinde devamı için >>

2014 !

Aşağıda,olaylara nereden bakınca nasıl hayali,korkan ,kendine güveni yok olmuş insanların gözünden yapılan farklı bir yorum okuyacaksınız… Sayın Prof’und yazdıkları doğru olabilir mi olamaz mı bilmiyorum… Fakat bildiğim birşey varsa o da , toplum olarak bize pompalanan ve halen devam etmekte olan korku kültürünün bizleri fareler gibi labirentlerin içinde dolaştırmaktan ve enerjilerimizi boşa harcamaktan başka bir işe yaramadığıdır! Adamlar dünyanın 170 ülkesinde askeri üs kurup her tarafa haydutça saldırıyorlar ve bunu ,ulusal güvenlik yalanı ile binlerce km uzaklardan gidip ülkeleri işgâl ediyorlar…Bunu o insanlara önceden korku pompalayarak  yapıyorlar… Eğer siz ,kendinizin güçsüz olduğunuza inanıyorsanız -ki genelde bu tür yazıları yazanların öyle oldukları görünüyor- aklında hiç de öyle birşey olmayan rakiplerinize ” aa, bir dakika yahu,bir deneyelim bakalım” diye düşünme olanağını vermiş olursunuz…  Güçlü olduğunuza inanır ve bunu rakiplerinize hissettirirseniz , kimse size ses çıkartamaz…fırsat vermezseniz ,o cüret edemez ..

Acaba ABD Irak’ı niye işgal etti?
İstikrar getirmek için mi, enerji kaynakları için mi, Ortadoğu’da bir üs kurmak için mi?
Tabii ki bunların hepsi bir etken Irak’ın işgali için. Ancak asıl sebep çok başka!

Aslında dünyada şu anda mistik bir savaş yaşanıyor. Maddi gerekçeler bu nedenle geri planda kalıyor. Dünyada yaşanan karışıklığın asıl nedeni 2014 rakamında yatıyor aslında!

Evet, dünyadaki örtülü savaşın asıl nedeni şu: Devamı için tıklayın

Euro Rüyası Bitiyor mu?

ABD ve AB’nin yaptığı her türlü rezilliği ,yalanı,katliamı ve demokrasi adı altında yapılan  insan hakları ihlâllerini tüm dünyaya bu güne kadar süsleyip-püsleyerek satan ve onlara bilerek veya bilmeyerek destek veren, yardımcı olan ABD ve AB budalası omurgasızlar…. okuyun …. sizler artık  adam olmazsınız ama belki torunlarınız için iyi birşeyler miras bırakmak istersiniz….

Küresel ekonomik krizle ilgili olumlu göstergeler ya da beklentilere karşıt cümleler kurmak rahatsız edici olabilir. Abartı, korku senaryoları gibi de algılanabilir. Ama yine de bazı, ihtimallere, tartışmalara, öngörülere kulak tıkamanın; o kötü ihtimal karşısında, herkesi savunmasız, çaresiz bırakacağı bir gerçek. Öyleyse, hoşumuza gitmese de bazı “ihtimalleri”, “yakın tehlike” işaretlerini dikkatle not edelim.

Altına, madenlere, gıdaya, tarım arazilerine, doğal kaynaklara ihtiraslı yönelişi ciddiye alalım. Olası “kaynaklar savaşı”nın muhtemel olduğunu da… Bunlar olurken, ABD dolarının son bir kaç yıldır güvenilir kur olma özelliğini kaybettiğine, küresel düzeyde yeni finansal system arayışlarına girildiğine, G-20 toplantılarında ve diğer platformlarda yeni küresel kur sistemi üzerinde tartışmalar yürütüldüğüne de dikkat edelim. Beklintiler şöyle: devamı için

Korku Siyaseti

20. y.y.’ın insanlara kattığı en belirgin psikoloji herhalde korkudur. Televizyonlar, gazeteler her yerde korku pompalıyor. Olan olayları, yaşanan trajedileri endişeyle izliyor bunların yarattığı etkiyle sokağa dahi çıkamıyor. İşlerimizi elimizden geldiğince evimizden halletmeye çalışıyoruz ki, bilgisayar ve online şeyler burada bizi çok rahatlatıyor.

Korku artık her yerde. Bu duygunun da etkisiyle ki, artık hiç kimseye, hiç bir şeye güvenemez, her şeyi yargılar hale geldik. Herkese belli bir mesafeden kuşkuyla yaklaşıyoruz. Zira her akşam gördüklerimiz biz bilmesek de, bilinçaltımıza her akşam işleniyor. Ve artık biliyoruz ki, hiç kimseye güvenmemiz gerek.

Terör ve şiddet heryerde. Her akşam televizyonlar haberlerde ölenleri sayıyor. İş artık o boyutlara geldiki bunları da normal bulmaya dahi başladık. Çok sıradan şeylermiş gibi ölenleri izliyor, çok yüksek boyutlarda olsa dahi iki dakikalık muhabbetimizin mezesi yapıp, güvenli evimizden dışarıda kaldığı sürece önemli olmadığına kanaat getirip, mağaramızda takılmaya devam ediyoruz.

KORKUNUN GELENEKSELLEŞTİRİLDİĞİ ÜLKE : TÜRKİYE

Korku, Türkiye’de siyasal hayatı belirleyen en güçlü faktörlerden biri DEVAMI İÇİN >>

ABD Ne Değildir?

Demokarasinin ‘beşiği’ , yeryüzü cenneti olarak gözümüze gözümüze sokulan ABD’nin  ne olduğunu ve aslında ne olmadığını anlamamakta ısrar eden zavallılarında okuması dileği ile…

NEW YORK – ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), askeri sırların ortaya çıkmasından korktuğu için, bir askerin Afganistan hakkında yazdığı kitabın ilk baskısının tümünü satın alıp imha etti.

Yarbay Anthony Shaffer’in yazdığı “Operation Dark Heart” adlı kitabın 9500 adet olan ilk baskısı, toplam 250 bin dolar ödenerek piyasaya çıkar çıkmaz hemen satın alındı.

Pentagon, ABD Özel Operasyonlar Komutası, CIA ve Ulusal Yazının devamını oku »

KİM Yaptı,Kim?

   Başrollerini Kevin Kline ve Sigourney Weaver‘ın oynadıkları filmi DigiTürk’te izledim.
Filmin orijinal ismi
“Dave”.
Türkçeye
“Bir Gecelik Başkan” olarak tercüme edilmiş.
Konu inandırıcı değil (Beyin felci geçiren Başkan’ın yerine, ona ikizi kadar benzeyen bir taklit ustasını koyuyorlar) ama senaryoyu yazan
Gary Ross ve filmi yöneten Ivan Reitman’ın da “inandırıcı olmak” gibi bir zorlamaları yok.
Film tam bir fantezi…
Ama öylesine gerçekleri anlatıyor ki…

Neyi mi?..
Amerikan Başkanlarının bir
“HİÇ” olduklarını…
Attıkları imzalardan bile haberlerinin olmadığını…
Amerika’yı, küresel şirketler adına küresel şirketler tarafından atanmış baş danışmanların yönettiklerini anlatıyor…
Ve bir de felsefe yapıyor:
“Birbirinin aynı bedeni taşıyan iki kişiden biri çok iyi diğeri ise çok kötü olabilir. Önemli olan beden değil, ruhtur”.
Ama ben mesajın “siyasi” içeriğine dikkat çekmek istiyorum.
Misal bizim
12 Eylül 1980 darbesi.  

“12 Eylül’ü küresel şirketler yaptı” dediğim günlerde de bizim aydınlarımızın(!) “alay” konusu olmuştum…
Şimdi maşallah pek çoğu
“Haklısın” demeden o günkü söylediklerimin doğruluğunu kabul ediyorlar…
12 Eylül darbesi gerçekleşti meclis kapatıldı.
Liderler
Hamzakoy’a tatile(!) gönderildiler…
İşte tam da o saatte ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Danışmanı
Paul Henze, Başkan Carter‘a “Bizim çocuklar bu işi başardı” diyerek sevinç gösterisi yapmıştı.
O gün askeri darbe işlerine geliyordu çünkü devamı için >>>>

SABETAYCILIK..

        1626’da İzmir’de yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Din adamı olarak yetiştirilen Sabetay Sevi, 39’uncu yaşının eşiğinde yoğun bir mistisizme saplandı. Toplumu kurtarabilecek ilâhi bir güce sahip olduğunu söylemeye başladı ve 31 Mayıs 1665 tarihinde Mesih olduğunu ilân etti. Yahudi inancına göre Mesih (kurtarıcı), kendilerine bu günkü İsrail topraklarında bağımsız bir devlet kuracak ve dünyanın dört bir yayına dağılmış olan Yahudiler’i bir araya toplayacaktır. Sabetay Sevi, haham olarak sinagoglarda ateşli konuşmalar yaptı ve taraftarlarının sayısını her gün arttırdı. Avrupa’dan Yemen’e, Kuzey Afrika’dan Anadolu’ya kadar geniş bir coğrafyada yaşayan insanlar arasında dalgalanmalar, kaynaşmalar oldu. Bunun sonucunda heyecan kasırgası ile Yahudiliğin resmî tutumundan ayrı, yeni ve radikal bir akım doğdu.
Sabetay Sevi ve yandaşlarına, dinlerinden döndükleri için, ‘dönme’ veya ‘avdeti’ denilir. Fakat onlar, İslâmiyet’i kabul ettiklerini söylemelerine, görünüşte Müslüman gibi hareket etmelerine rağmen, gerçekte Musevîliğe inanmaktadırlar. Bu durum, yetkililerin gözünden kaçmaz. 1676 yılında Arnavutluk’a sürgüne gönderilirler ve Sabetay Sevi, aynı yıl Arnavutluk’ta ölür.

Sabatayizmin kurucusu Sabatay Sevi’dir… Ona inanan Yahudilere göre o bir Mesih. Sabetayizm de Yahudi Mistisizmine ya da başka bir deyişle Kabbala’ya dayanan gizli bir inanç… Gizliliğin sürdürülmesi amacıyla bu inanca inananlar “Müslüman gibi” görünürler ve Müslüman isimleri alırlar.

Onların da Tanrı inancı tam. Ancak peygamber olarak Sebatay Sevi’yi görüyorlar…
Aralarına katilleri almıyorlar.
Zina kesinlikle yasak

Yalan şahitlik, birbirini ele vermek iyi karşılanmıyor.
Her gün gizlice mezamir okuyorlar.
Her ayın doğuşunu izleyip, ay ile güneşin yüz yüze bakmaları için dua ediyorlar

Oğullarını sünnet ediyorlar.
Türklerin gözlerini örterek gizlenmek için Müslüman adetlerine dikkat ediyorlar.
En önemlisi ise kendi aralarında evleniyorlar, asla bir müslümanla evlilik sözleşmesi yapmıyorlar

Hepsinin gizli Yahudi adları vardır ve birbirlerine “şalom aleyke” diye yahudi selamı veriyorlar.
Ölülerini Türk mezarlığına gömmüyorlar.
Gizli mabedleri var ve Mezheplerinin sırrı ancak evlenince kendilerine bildiriliyor

  •  Internet’te Sabataycilik:

    Sabataycilik-dönmelik ve Türkiye’deki Sabataycilar üzerine, çogu Amerika ve Israil menseli onlarca makale ve arastirmanin internet sitelerinde yer almaktadir. Internet sitelerinde konuyla ilgili yazilarin yer aldigi bazi yayin organlari: Jarusalem Post, Forward, Jewish Exponend, The New Republic, The Journal of the American Oriental Society, Canadian Geographic, Baltimore Jewish Times…

Daha detaylı bilgiyi buradan edinebilrisiniz

« Older entries

%d blogcu bunu beğendi: