Gülen, ABD Yahudi Lobisi

GÜLEN CEMAATiNDEN AMERiKAN, YAHUDi LOBiSiNiN BEKLENTiLERi VARDI”

Gülen Cemaati yayınlarıyla ve stratejisiyle o günden bugüne nasıl geldi bugün hatalı bulduğunuz yönü nedir?

Gülen cemaati hata yapmadı daha doğrusu gitgide iyi olma yolundayken başına akıbet geldi. Açık söylemek gerekirse Gülen cemaatinden Amerikan, Yahudi lobisinin beklentileri vardı. İlk vekaleti onları verdi. Ama Fethullah Gülen ve ekibinin hepsi bunu bilinçli olarak kabul etmediler yani onlar da bilmiyorlardı bu vekaletin anlamını. Denize düşen yılana sarılır misali baskı altındalardı. Böyle birden bire Özal vasıtasıyla yani Amerikan elçisi, Yahudi asıllı Abramovich birden Sovyet Rusya çatırdıyor, yakında Sovyetler çökecek, İran’a da Saddam’ı saldırttık ama Saddam beceriksiz çıktı, yakında Saddam da süklüm püklüm İran’dan çekilecek, bu sırada Sovyetler çökerse de İran rejimi bütün Sovyet, Müslüman topluluklarını ele geçirecek, şii olsun Sünni olsun, belki Afganistan bile İran nüfusu altına girecek. Şu halde siz Fethullah Hocaya baskı yapacağınıza, takibat altında bırakacağınıza, tam aksine, İran’la bu sefer Sünni kuşakla sınır çekmek için( Çin Seddi gibi) İran tehlikesini enterne etmek için Fethullah Hoca okulları vasıtasıyla bir nevi emperyalistlerin misyoner gönderip arkasından gitmesi gibi Türk okulları, Türk İslam okulları perdesi altında aynı zamanda İngilizce öğreten, Amerikan misyonerliği de yapan okullar açılsın, Fethullah Hoca da bir Sünni lider olarak devamı için >>

Reklamlar

Korku Siyaseti

20. y.y.’ın insanlara kattığı en belirgin psikoloji herhalde korkudur. Televizyonlar, gazeteler her yerde korku pompalıyor. Olan olayları, yaşanan trajedileri endişeyle izliyor bunların yarattığı etkiyle sokağa dahi çıkamıyor. İşlerimizi elimizden geldiğince evimizden halletmeye çalışıyoruz ki, bilgisayar ve online şeyler burada bizi çok rahatlatıyor.

Korku artık her yerde. Bu duygunun da etkisiyle ki, artık hiç kimseye, hiç bir şeye güvenemez, her şeyi yargılar hale geldik. Herkese belli bir mesafeden kuşkuyla yaklaşıyoruz. Zira her akşam gördüklerimiz biz bilmesek de, bilinçaltımıza her akşam işleniyor. Ve artık biliyoruz ki, hiç kimseye güvenmemiz gerek.

Terör ve şiddet heryerde. Her akşam televizyonlar haberlerde ölenleri sayıyor. İş artık o boyutlara geldiki bunları da normal bulmaya dahi başladık. Çok sıradan şeylermiş gibi ölenleri izliyor, çok yüksek boyutlarda olsa dahi iki dakikalık muhabbetimizin mezesi yapıp, güvenli evimizden dışarıda kaldığı sürece önemli olmadığına kanaat getirip, mağaramızda takılmaya devam ediyoruz.

KORKUNUN GELENEKSELLEŞTİRİLDİĞİ ÜLKE : TÜRKİYE

Korku, Türkiye’de siyasal hayatı belirleyen en güçlü faktörlerden biri DEVAMI İÇİN >>

SABETAYCILIK..

        1626’da İzmir’de yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Din adamı olarak yetiştirilen Sabetay Sevi, 39’uncu yaşının eşiğinde yoğun bir mistisizme saplandı. Toplumu kurtarabilecek ilâhi bir güce sahip olduğunu söylemeye başladı ve 31 Mayıs 1665 tarihinde Mesih olduğunu ilân etti. Yahudi inancına göre Mesih (kurtarıcı), kendilerine bu günkü İsrail topraklarında bağımsız bir devlet kuracak ve dünyanın dört bir yayına dağılmış olan Yahudiler’i bir araya toplayacaktır. Sabetay Sevi, haham olarak sinagoglarda ateşli konuşmalar yaptı ve taraftarlarının sayısını her gün arttırdı. Avrupa’dan Yemen’e, Kuzey Afrika’dan Anadolu’ya kadar geniş bir coğrafyada yaşayan insanlar arasında dalgalanmalar, kaynaşmalar oldu. Bunun sonucunda heyecan kasırgası ile Yahudiliğin resmî tutumundan ayrı, yeni ve radikal bir akım doğdu.
Sabetay Sevi ve yandaşlarına, dinlerinden döndükleri için, ‘dönme’ veya ‘avdeti’ denilir. Fakat onlar, İslâmiyet’i kabul ettiklerini söylemelerine, görünüşte Müslüman gibi hareket etmelerine rağmen, gerçekte Musevîliğe inanmaktadırlar. Bu durum, yetkililerin gözünden kaçmaz. 1676 yılında Arnavutluk’a sürgüne gönderilirler ve Sabetay Sevi, aynı yıl Arnavutluk’ta ölür.

Sabatayizmin kurucusu Sabatay Sevi’dir… Ona inanan Yahudilere göre o bir Mesih. Sabetayizm de Yahudi Mistisizmine ya da başka bir deyişle Kabbala’ya dayanan gizli bir inanç… Gizliliğin sürdürülmesi amacıyla bu inanca inananlar “Müslüman gibi” görünürler ve Müslüman isimleri alırlar.

Onların da Tanrı inancı tam. Ancak peygamber olarak Sebatay Sevi’yi görüyorlar…
Aralarına katilleri almıyorlar.
Zina kesinlikle yasak

Yalan şahitlik, birbirini ele vermek iyi karşılanmıyor.
Her gün gizlice mezamir okuyorlar.
Her ayın doğuşunu izleyip, ay ile güneşin yüz yüze bakmaları için dua ediyorlar

Oğullarını sünnet ediyorlar.
Türklerin gözlerini örterek gizlenmek için Müslüman adetlerine dikkat ediyorlar.
En önemlisi ise kendi aralarında evleniyorlar, asla bir müslümanla evlilik sözleşmesi yapmıyorlar

Hepsinin gizli Yahudi adları vardır ve birbirlerine “şalom aleyke” diye yahudi selamı veriyorlar.
Ölülerini Türk mezarlığına gömmüyorlar.
Gizli mabedleri var ve Mezheplerinin sırrı ancak evlenince kendilerine bildiriliyor

  •  Internet’te Sabataycilik:

    Sabataycilik-dönmelik ve Türkiye’deki Sabataycilar üzerine, çogu Amerika ve Israil menseli onlarca makale ve arastirmanin internet sitelerinde yer almaktadir. Internet sitelerinde konuyla ilgili yazilarin yer aldigi bazi yayin organlari: Jarusalem Post, Forward, Jewish Exponend, The New Republic, The Journal of the American Oriental Society, Canadian Geographic, Baltimore Jewish Times…

Daha detaylı bilgiyi buradan edinebilrisiniz

Işıktan Köre Ne ?

  • Işık ışıktır görene, ışıktan köre ne?
    Bilmeyen ne bilsin seni, Gamlanma deli gönül…..
    Gönülden anlamayana, Bağlanma deli gönül..
    İçi tatlı özlü yemiş, Kırıldıkça ballanır.
    Sendeki seni koyup, Avlanma deli gönül..

Bu görünen ben değilim, Ben ,ben dediğim nedir?
Dilimle söz söyleyen, Sözü söyleten midir?
Baştan ayağa gömleksem, İçimdeki ben midir?
Sûreti ben sanıp da, Avlanma deli gönül..

  • Sinenin içindekini, Aldanıp gönül sanma
    Varacağın o menzili, Tesbih, seccâde sanma..
    Attığın üç beş adımla, Yollar tükendi sanma
    Yolların başındayken, Sallanma deli gönül..

Padişâha vasıl olan, Elbet olur padişâh
Sırların sırrı onda; Lâ ilâhe illâllah..
Görmeyerek yol yürüyen, Belâ bulur ahü vah
Sarayda vahdet vardır, Canlanma deli gönül…

                                                                 Mevlâna  

Tools ‹ FAHRİ’NİN LİMANI — WordPress

Tools ‹ FAHRİ’NİN LİMANI — WordPress.

Kızılderili Tarihi

Kızılderili dendiğinde aklımıza ilk gelenler çadır, başa takılan bir tüy, ilginç isimler, yüzü boyalı insanlar, kovboy filmleri ve tabii ki vahşettir. İzlediğimiz film ya da belgeseller, okuduğumuz kitaplar, zihnimizde yer eden fotoğraflar hep geçmişin izlerini taşır, Kızılderilileri yok olmuş bir ırk gibi görmemize neden olurlar. Oysa Kızılderililer binlerce yıldır yeryüzünde yaşam savaşı veren ve bu savaşları 21. yüzyılda da devam eden bir millettir.
Herşey 1492’de Kristof Kolomb’un Amerika’yı keşfiyle başladı. Tanrı adına diye çıkılan yol, ne acı ki bir ulusun yok edilmesine kadar gidiyordu. Evet Kızılderililer, Kolomb’un günlüğünde söylediklerinin tersine kovboy filmlerinde, insan öldüren, kafa derisi yüzen çocukluğumuzun “vahşi” Kızılderiler’i.

 Aslen Asyalı olan Kızılderililer, düz siyah saça, koyu kahverengi göze sahiptirler. Derileri, genellikle orta kahverengi olup, sarımsı kahverengi ile kırmızımsı kahverengi arasında değişir; tamamen kırmızı değildir. Ancak, bazan vücutlarının bir kısmını kırmızıya boyarlar. Kafa ve burun yapıları gibi diğer vücut karakteristikleri de çok farklılık gösterir.

Tarih bir kurmacadır DEVAMMI İÇİN >>

ABD’nin Kızılderili Şefkâti

ABD’nin Kızılderili Vahşeti

Kızılderililerin beyazlarla olan ilişkisi 16’ıncı yüzyılın başında Normandiyalı, Basklı ve Portekizli armatörlerin Newfoundland (Kanada) açıklarına morina balığı avcılığı yapmak için gelmeleri ve yerlilerle madeni eşya karşılığı kürk almaları biçimindeki değiştokuş ticaretiyle başlar, Kuzey Amerika’daki İspanyol, İngiliz, Hollanda ve Fransız varlığının karmaşık güç ilişkilerinde devam eder, 1753-1763 Fransa-İngiltere ve 1763 Fransız-Kızılderili Savaşı gibi topyekun muharebelerde şekillenir, İç Savaş öncesi Amerikan eyaletleri ile mücadeleye ve İç Savaş sonrası ABD hükümeti karşısındaki nihai yenilgiye varır.

Film karelerinden öğrenilen kahramanlık gösterilerinde yüzlerce kurşunun üzerine gözünü kırpmadan atılan görev adamları, düşsel bir dünyada doğaüstü becerileriyle şahlanan kostümlü kahramanlarına pek sık rastlanır, oysa ‘kahramanlık’ hikayelerinin ardında çoğu kez halkların acıları uzanır. Yine çoğu kez, bu acılara nüfuz etmek kolay olmaz, çünkü her dönemin ‘çağdaş’ iletişim kanallarının kalın sis perdesi, o puslu coğrafyadaki cılız sesi duyup da duraksamayan isteksiz ve kuşkucu kulakları kendi yalancı güneşiyle avutur. Kuzey Amerika Kızılderililerin tarihi bir ‘kahramanlık’ safsatasının değil, en azından bir ‘direniş’ yolculuğunun tarihidir. 1861’deki İç Savaş’tan sonra son Yazının devamını oku »

Kızılderili Atasözleri

  • Ağlamaktan korkma! Zihindeki ıstırap veren düşünceler gözyaşı ile temizlenir.
  • Tanrı’ nın kelimeleri meşe yaprağı gibi sararıp düşmez: çam yaprağı gibi ilelebet yeşil kalır.
  • Arkamda yürüme, ben öncün olmayabilirim. Önümde yürüme, takipçin olmayabilirim. Yanımda yürü, böylece ikimiz eşit oluruz.

Ute Kabilesi 

  • Aşkı tanıdığında, Yaratıcı’yı da tanırsın.

Fox Kabilesi 

  • Avlayacaksan en zayıf geyiği avla, çünkü sağlam olanlar yeni neslin devamını sağlayacaktır.
  • Barış ve mutluluk her anda mevcuttur. Barış ve mutluluk her adımdadır. Ruhun meseleleri için siyasi çözümler yoktur.
  • Bir başkasının kabahati hakkında konuşmadan önce daima kendi makoseninin içine bak

Sauk Kabilesi

  • Bir düşman çok, yüz dost azdır.

Hopi Kabilesi 

  • Bir kere “Al şunu” demek, iki kere “Ben vereceğim” demekten iyidir. 
  • Biz ağaçlara zarar vermek istemeyiz. Ne zaman onları kesmemiz gerekse, önce onlara tütün ikram ederiz. Odunu asla ziyan devamı için >>

3 Şarlatan …

  • Hayatınızda nereye bakarsanız bakın, baktığınız şeyin kendi bazında bir anlamı yok. Anlamı yaratan sizsiniz. Mutlu olmak için hayatınızın her yerinde verdiğiniz anlamları iyi seçin derim

Evet farkında bile değilsiniz ama bu 3 şarlatan mutluluğunuzu kilitlemiş vaziyette. Yani hayatınızın büyük bir kısmını bu 3 şarlatanla yaşıyorsunuz ama haberiniz bile yok. İşte üç şarlatan: “Ama ben haklıyım.” “Bakın şu halime.” “Ama ben böyleyim” demek. Hepsini teker teker çözeceğiz burda. Hayatınızın neresinde uzun süredir devam eden şikayetleriniz varsa, orda bu üç şarlatandan biri sizi çok güzel kandırıyor ve sizin haberiniz bile yok. Ama bu gün olacak ve inanamıyacaksınız bu şarlatanlar sizi nasıl kandırıyorlar.

Niye şarlatan diyorum bunlara? Çünkü ön planda yaşayıp sizi çok rahatsız ediyormuş gibi görünüyorlar ama arka planda size uyuşturucu oluyorlar, problemlerinizi çözüyorlar. Yâni bu kötü durumları hayatınızda istemiyorsunuz ama şarlatanlar onları hayatınızda tutuyor. Şunlara teker teker bir bakalım.

Yalan….

  • Hemen bir giriş yapalım ve silkelenelim. Kimse mutlu olmak istemiyor, herkes mutlu olmak istediğini söylüyor ama yalan. İnsanlar haklı olmak istiyorlar, başkalarını kontrol etmek istiyorlar, sevilmek istiyorlar, kendilerine değer verilmesini istiyorlar, çalişmadan kazanmak istiyorlar, bakılmak istiyorlar, rahat yaşamak, güzel olmak istiyorlar. İstedikleri zaman istedikleri şeyi yapmak istiyorlar, haklarında güzel şeyler söylenmesini istiyorlar, ama mutlu olmak istemiyorlar. Size desemki bende bir sihir var, sizi dünyanin en çirkin ama en mutlu insanı yapabilirim, yada en güzel ama en mutsuz insanı yapabilirim. Hangisini seçersiniz?

İnsanlar mutluluğun bir şeyin sonunda olduğuna inanıyorlar. “Bir gün istediklerim yerine gelince, mutlu olacağım.” Hayatta böyle bir şey yok. Hayatta “bir gün” diye bir şeyde yok. “Bu gün” var. Nasıl mutlu olacaksınız bu gün?

Bakın negüzel bir hikaye. Asya’da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır. Bir hindistancevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanır. Hindistancevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir yiyecek konur. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı kadar büyüklüktedir, yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz. Maymun, tatlının kokusunu alır, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar ve yiyeceği kavrar, ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır. Sıkıca yumruk yapılmış el, bu yarıktan dışarı çıkmaz. Avcılar geldiğinde, maymun çılgına döner ama kaçamaz. Aslında bu maymunu tutsak eden hiçbir şey yoktur. Onu sadece kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir. Yapması gereken tek şey elini açıp yiyeceği bırakmaktır. Ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür. Bizi tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey, arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur. Tüm yapmamız gereken, elimizi açıp benliğimizi ve bağımlı olduğumuz şeyleri serbest bırakmak, özgürleşmektir. …. Joseph Goldstein

Evet, mutluluğu dışardan alıp, içerde yaşamak var, yada, içerde yaratıp dışarda yaşamak var.   Uyarıyorum, mutluluk konusunda uğraşmanız gereken tek bir şey var, oda kendiniz, sadece ve sadece kendiniz. Yazdıklarımı kendinizi çözmek için kullanın derim..Mutlu olmak konusunda ciddiyseniz,bir deneyin bakalım neler değişicek.   Tabi genelde sıkılıcaksınız. Sebebide mutluluğu bir aşı gibi istiyor insan, aşısıda yok tabi.  Mutluluğun bir uyanış olduğunu paylaşmak için paylaştım bu yazıyı .

Aşı istiyorsanız, tek söyleyeceğim şey: Mutluluğu ararsanız bulamıyacaksınız. Mutluluk erişilecek bir yer değil……………………….  başlanacak bir yer.

 

%d blogcu bunu beğendi: