Tavla – Zar Ne Zaman İcat Edildi ?

Eveeet bu gün abartısız  her Türk  erkeğinin kesinlikle bildiği bir eğlence aracının tarihsel serüvenini anlatmaya çalışacağım! Umarım herkesin ne olduğunu çok iyi bildiği bir konuda saçmalamam zira araştırma için üzerinde epey bir zaman harcadım 🙂

Başlıktan da anlaşılacağı gibi konumuz önce ZAR’ın icadı ve daha sonra da nerdeyse artık güreş gibi milli sporlarımızdan olan Hasbelkader dünyayı biraz dolaşma şansım olmuştu  ve bir çok yabancıya da öğrettiğim   Tavlanın hikayesini yazacağım.

E,isterseniz başlayalım artık !

 

Zar; çoğunlukla küp şeklinde, her bir yüzünde 1-6 arası rakamlardan birini temsil eden sayıda nokta bulunan, rastgele sayı üretmeye yarayan araç. Kemik, fildişi, plastik vb. maddelerden üretilir. Genellikle şans oyunlarında veya kura çekmek için kullanılır.

2600 yıllık zarStandart bir zar 6 yüzlü olmakla birlikte daha fazla yüze sahip zarlar da vardır. Standart bir zarda iki karşı yüzdeki sayıların toplamı her zaman 7’ye eşittir. Örneğin; zarın 1’e denk gelen yüzünün karşı tarafı 6, 2’ye denk gelen yüzünün karşısı ise 5’tir.

İki zarın toplamlarının gelme olasılıkları. 7 rakamını oluşturan daha fazla kombinasyon olduğu için (6+1, 5+2, 4+3) en yüksek orana sahip eldir.

6 yüzlü standart bir zarda her bir yüzün gelme olasılığı 1/6’dır (%16,67)

Ancak pek çok oyunda iki zar birlikte kullanılır. İki zarın kombinasyonları tek zara göre çok daha karmaşıktır.Yazının sonudaki resimde zar isimlerinin Farsça söylenişleri ve zarların kombinasyonlarını görebilirsiniz.

Zar, bilinen en eski oyun aracıdır. Bilinen en eski zar, MÖ 3. binyıla ait, dört kenarlı piramit şeklinde bir Sümer zarıdır. Bu zar, tam bir set halinde bulunmuş en eski masaüstü oyunlarından biri olan “Ur “ isimli kraliyet oyun setine aittir. Çin’de bulunan MÖ 600 yıllarına ait zarlar ile MÖ 2000 yıllarına ait antik Mısır zarları ise modern standart zar ile hemen hemen aynıdır. Zarlardan bahseden en eski yazılı kayıt ise günümüzden yaklaşık 2 bin yıl öncesine ait Sanskrit destanı Mahabharata’dır

Hileli zar

Çeşitli yöntemlerle hileli zar (arzu edilen bir sonucu veren zar) elde edilebilir. Bir zarın yüzünü aşındırmak, köşelerini kırmak veya dolgu maddesinin ağırlığını değiştirmek zar olasılıkları değiştirilebilir. Manyetik bir özelliğe sahip zarlar da bu kategoriye girer.

 

Tavla, özel bir platform üzerinde 15 siyah, 15 beyaz taşla oynanan iki kişilik bir oyundur. Tavlada karşılıklı altışar hane 12 ayı, 15 beyaz ve 15 siyah pul ayın 15 gece ve 15 gündüzünü, karşılıklı 12’şer hane de günün 24 saatini temsil eder.

Yapılan kazılardan tavlanın dünyadaki en eski oyunlardan biri olduğu, Büzur Mehir’inse oyunu biraz geliştirdiği anlaşılmıştır. Oyunun ilk ortaya çıktığı devirde de tavladaki zarlar ve taşların kemiklerden yapıldığı düşünülmektedir.

 

Bilindiği kadarı ile, 1.400 yıl önce İran şahı Nevşiyan’ın veziri Büzur Mehir tarafından 10 günde icat edilmiş olduğu hikayesinden önce şu kısa bilgiyi de verelim. Yakın zamanda Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesindeki Gölyüzü köyünde bulunan Urartu Krallığı’ndan kalma kalede yapılan yüzey araştırmasında, 2 bin 600 yıllık pişmiş toprak malzeme kullanılarak elde edilmiş bir zar bulundu !

Heredot’a ait kitaplarda ve bir çok tarihi kaynakta, zar ve tablalı oyunları, İranlıların bulduğu yönünde bilgiler yer aldığına düşünürsek, Urartu Krallığının İran’daki medeniyetlerden daha erken dönemde yaşadığını bildiğimizden, Urartuluların ,zar’ı ve zar’lı oyunları İranlılardan önce keşfettiği ihtimali üzerinde durabiliriz

Evet şimdi gelelim 1.400 öncesinin tavla icadı hikayesine ; Eski zamanlarda Hint İmparatoru,kendi gücü ,zekası ve ileri görüşlülüğünü göstermek ve o’nu bir şekilde küçümsemek için satranç oyununu Pers İmparatoruna, yanında bir mektup ve şu mesajı hediye olarak göndermiş.

Kim daha çok düşünüyor,

Kim daha iyi biliyor,

Kim daha ileriyi görüyor ise

O kazanır.

İşte hayat budur…

Pers İmparatoru veziri Büzür Merih e bu mesajı göstermiş ve ondan oyunu analiz etmesini ve kendisinin de bu hediyeye ve o’nun küçük düşürme oyununa karşılık olarak Hint İmparatoruna hediye edilmek üzere başka bir oyun icat etmesini istemiş. Vezir uzun bir analiz döneminin ardından nihayet çalışmalarına başlayarak 10 günde “Tavla” yı icat edip imparatora takdim etmiş. Hint İmparatoruna tavla oyunuyla birlikte gönderilmek üzere aşağıdaki mesaj yazılmıştır;

Evet, Kim daha çok düşünüyor,

Kim daha iyi biliyor,

Kim daha ileriyi görüyor ise

O kazanır.

AMA BİRAZ DA ŞANSTIR.

İşte hayat budur…

Bazı kaynaklarda “modern” ve “geleneksel” tavla gibi ayırımlar yapılıyorsa da ayırımın sebebi oyunun kendisini ilgilendiren bir farklılık değildir. Modern tavla” ile kast edilen tabir; zar tutmayı engellemek için fincanla atılan tavla oyunu ya da tavla takımlarının 21 inç olması gibi federasyon standartlarına uygun oyun oynanması anlamına gelmesidir. Klasik oyunla arasında hiç bir kural farkı yoktur.

Türkiye’de çok yaygın bir oyun olan tavlada 4.500 civarında hamle ihtimali bulunduğundan oyunda ustalaşmak önemlidir ve usta oyuncular bir gelenek biçiminde zar kombinasyonlarının Farsçadan Türkçeye geçen isimlerini kullanırlar.

Osmanlı Devleti’nde 1400’lü yıllarda Türklerde tavla oyunu yaygınlaşmıştır. Osmanlı’nın yükseliş döneminde tavla çok büyük bir önem taşımaya başlamıştı. Günümüzde tavla geleneği Türklerde devam etmektedir.

Zarlar ve Kombinasyonlar                                  Resmi büyütmek için üstüne tıklayın!

Reklamlar

Türkiye ve İsrail

İsrail’in Türkiye’de militarist gruplarla kurduğu kirli ilişkileri iyi biliyor olmasına rağmen İsrail’e yeni Ortadoğu’nun inşa edilmesinde ortaklık teklif etti. Ancak İsrail (tıpkı İran gibi) işbirliğine açıkmış gibi davranıp, diğer taraftan eski dönemin alışkanlıklarıyla bölgede çatışmayı beslemeye devam etti. Hepimizin bildiği gibi İsrail’in Lübnan ve Gazze’deki insanlık dışı uygulamaları ilişkileri kopma noktasına getirdi. Mavi Marmara katliamı ise bardağı taşıran son damla oldu. İsrail Ordusu hükümetinin emriyle, açık denizlerde bilerek ve isteyerek Türk vatandaşlarını katledince Türkiye İsrail’le köprüleri devamı için >>

Gülen, ABD Yahudi Lobisi

GÜLEN CEMAATiNDEN AMERiKAN, YAHUDi LOBiSiNiN BEKLENTiLERi VARDI”

Gülen Cemaati yayınlarıyla ve stratejisiyle o günden bugüne nasıl geldi bugün hatalı bulduğunuz yönü nedir?

Gülen cemaati hata yapmadı daha doğrusu gitgide iyi olma yolundayken başına akıbet geldi. Açık söylemek gerekirse Gülen cemaatinden Amerikan, Yahudi lobisinin beklentileri vardı. İlk vekaleti onları verdi. Ama Fethullah Gülen ve ekibinin hepsi bunu bilinçli olarak kabul etmediler yani onlar da bilmiyorlardı bu vekaletin anlamını. Denize düşen yılana sarılır misali baskı altındalardı. Böyle birden bire Özal vasıtasıyla yani Amerikan elçisi, Yahudi asıllı Abramovich birden Sovyet Rusya çatırdıyor, yakında Sovyetler çökecek, İran’a da Saddam’ı saldırttık ama Saddam beceriksiz çıktı, yakında Saddam da süklüm püklüm İran’dan çekilecek, bu sırada Sovyetler çökerse de İran rejimi bütün Sovyet, Müslüman topluluklarını ele geçirecek, şii olsun Sünni olsun, belki Afganistan bile İran nüfusu altına girecek. Şu halde siz Fethullah Hocaya baskı yapacağınıza, takibat altında bırakacağınıza, tam aksine, İran’la bu sefer Sünni kuşakla sınır çekmek için( Çin Seddi gibi) İran tehlikesini enterne etmek için Fethullah Hoca okulları vasıtasıyla bir nevi emperyalistlerin misyoner gönderip arkasından gitmesi gibi Türk okulları, Türk İslam okulları perdesi altında aynı zamanda İngilizce öğreten, Amerikan misyonerliği de yapan okullar açılsın, Fethullah Hoca da bir Sünni lider olarak devamı için >>

2014 !

Aşağıda,olaylara nereden bakınca nasıl hayali,korkan ,kendine güveni yok olmuş insanların gözünden yapılan farklı bir yorum okuyacaksınız… Sayın Prof’und yazdıkları doğru olabilir mi olamaz mı bilmiyorum… Fakat bildiğim birşey varsa o da , toplum olarak bize pompalanan ve halen devam etmekte olan korku kültürünün bizleri fareler gibi labirentlerin içinde dolaştırmaktan ve enerjilerimizi boşa harcamaktan başka bir işe yaramadığıdır! Adamlar dünyanın 170 ülkesinde askeri üs kurup her tarafa haydutça saldırıyorlar ve bunu ,ulusal güvenlik yalanı ile binlerce km uzaklardan gidip ülkeleri işgâl ediyorlar…Bunu o insanlara önceden korku pompalayarak  yapıyorlar… Eğer siz ,kendinizin güçsüz olduğunuza inanıyorsanız -ki genelde bu tür yazıları yazanların öyle oldukları görünüyor- aklında hiç de öyle birşey olmayan rakiplerinize ” aa, bir dakika yahu,bir deneyelim bakalım” diye düşünme olanağını vermiş olursunuz…  Güçlü olduğunuza inanır ve bunu rakiplerinize hissettirirseniz , kimse size ses çıkartamaz…fırsat vermezseniz ,o cüret edemez ..

Acaba ABD Irak’ı niye işgal etti?
İstikrar getirmek için mi, enerji kaynakları için mi, Ortadoğu’da bir üs kurmak için mi?
Tabii ki bunların hepsi bir etken Irak’ın işgali için. Ancak asıl sebep çok başka!

Aslında dünyada şu anda mistik bir savaş yaşanıyor. Maddi gerekçeler bu nedenle geri planda kalıyor. Dünyada yaşanan karışıklığın asıl nedeni 2014 rakamında yatıyor aslında!

Evet, dünyadaki örtülü savaşın asıl nedeni şu: Devamı için tıklayın

Alay Konusu;İsrail

Dünyanın dört yanındaki medya organları İsrail Dışişleri Bakanı Danny Ayalon’un, Türkiye Büyükelçisi Oğuz Çelikkol’a yaptığı hakaretten dolayı resmen özür dilemek zorunda kalmasına büyük yer verdi. Birçok gazetede olay ilk haberler arasında yer alırken ajanslar da dün akşamki özrü “flaş” olarak duyurdu. Dünya çapında basın kuruluşlarının haberleri şöyle:

CHINA TODAY (ÇİN)

 “İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Daniel Ayalon, Türkiye ile İsrail devamı için >>

Türkiye AB Aşkı

1960’li yıllarda Türkiye ile Avrupa ilk karşılıklı adımlarını attılar. Türkiye kağıt üzerinde Avrupa’lı kabul edilmişti. Uzun soluklu bu “Macera” esasında zihin bulandırıcı bir hal aldı. Zira bu ilk adımlar atıldığı dönemde Avrupa’ya düşman olan ülkeler bugün Avrupa Birliği’nin bir parçası iken, Türkiye hala demokrasi yolunda adımlar atma çabasında. Üstelik başlayan müzakerelerin üyelik ile sonuçlanıp sonuçlanmayacağı bile belli değil.

Peki Avrupa Birliği için Türkiye’yi bu kadar kritik kılan nedir? Neden Avrupa Birliği Türkiye’ye ne evet ne de hayır diyebiliyor?

Kültürler Arası Dialog

AB, Fransa ile Almanya arasında bir barış köprüsü olarak kuruldu. Zamanla genişleyen bu birliğin en temel hedeflerinden bir tanesi de içerdiği bölgede barış ve demokrasiyi yerleştirmek haline geldi. Özellikle 11 Eylül olaylarından sonra, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girebilmiş olması AB için önemli bir söylem. AB’nin Hristiyan topluluğu olmadığı Türkiye’nin varlığı ile ispatlanabilir. Tersi bir durumda ise AB’nin barış projesi iddiası ciddi şekilde yara alır.

Türkiye Ekonomisi

Türkiye halen Dünya’nın en büyük 16’ıncı devamı için >>

Osmanlıda İLKLER-3

  1. Osmanlının ilk başkenti, Söğüt
  2. Doğuda en geniş sınırlara ulaştığımız Antlaşma 1590 Ferhat Paşa Ant. III. Murat
  3. Batıda en geniş sınırlara ulaştığımız Antlaşma 1672 Bucaş, IV. Mehmet
  4. Yeniçeri ocağını kaldırmayı düşünen ilk Osmanlı Padişahı, Genç Osman.(1621)
  5. Sancağa çıkan son şehzade, III. Mehmet’tir. Bu uygulama III. Mehmet’in oğlu I.Ahmet tarafından kaldırıldı.
  6. Osmanlı’nın ilk toprak kaybettiği Antlaşma 1611 İran’la yapılan Nasuh Paşa Antlaşmasıdır.
  7. Ordusunun başında bulunup sefere katılmayan ilk Padişah, II. Selim’dir.
  8. Ordusunun başında sefere katılan son Padişah III. Mustafa’dır.(1695–1703)
  9. Osmanlı’nın aldığı ilk büyük yenilgi devamı için >>

Yüzyılın büyük yalanı..

ABD’nin önce doğrudan daha sonra NATO üzerinden kurmaya çalıştığı füze savunma sisteminin Avrupa’ya, ABD’ye ve İsrail’e yönelecek olası tehditleri, saldırıları savuşturma amacıyla geliştirildiği hiçbir zaman inandırıcı gelmedi.

Belki tuhaf gelecek ama bugünkü küresel konjonktür, geleceğe yönelik tehdit algılamaları, ABD ve Avrupa’nın gelecek perspektifleri ve Atlantik ittifakının 21. yüz yıl tasavvuru bunun böyle olduğuna işaret ediyor.

Olası saldırılara karşı “Batı medeniyeti”ni koruma dürtüsünden çok, küresel ölçekte çok sıkı bir denetim mekanizmasının planlandığına inanıyorum. Bu öyle bir denetim arayışı ki, “hayır” diyebilecek uluslara ya da bölgelere nefes alacak kadar bile boşluk bırakmayı kararlı bir şekilde reddediyor.

Günümüz dünyasında ABD-Avrupa ve müttefiklerini, askeri anlamda tehdit edecek bir meydan okuma söz konusu değil. Varolan tehditlerin varolan güvenlik önlemleriyle aşılması pekala mümkün. Hatta şu anki askeri hazırlıkla öngörülebilir tehditler arasında bile korkunç bir dengesizlik söz konusu.

Kimse, bütün bu hazırlıkların İran’dan gelecek bir tehdidi savuşturmaya yönelik olduğunu söylemesin. ABD, İsrail, Avrupa’nın bir çok ülkesi ve İran arasındaki güç değerlendirmesi bunu oldukça komik hale getiriyor. Peki İran hedefte mi? Elbette hedefte. Her ne kadar Lizbon devamı için >>

%d blogcu bunu beğendi: