Medya Medya Dedikleri…

Günümüzün siyasal-toplumsal yapısını kavramak açısından medya neden bu kadar büyük bir önem taşıyor? Medya, hükümetle birlikte yönetici sınıf rolünü oynar. Peki bu rolün gerçekleşmesinde kullanılan entrikalar nasıl yaşama geçirilir? ABD medyasının büyük başarısı olarak sunulan “Watergate Soruşturmaları”nın sulandırılması ve gerçeklerin örtbas edilmesinde ABD medyası nasıl kilit bir rol oynadı? ABD medyasının öve öve göklere çıkarttığı Haitili “özgürlükçü din adamı” Aristide, iktidara geldikten sonra ABD taleplerini yerine getirmeyince nasıl bir anda “kana susamış bir devrimci” ve “beş para etmez bir sosyalist” oldu? Yahudi düşmanlığı ve eylemleriyle geçmişleri lekeli Bosnalılar ve Hırvatlar, ABD’deki güçlü Yahudi lobisini nasıl yanlarına aldılar? Olmayan “Sırp tecavüzleri”ni sahte tanıklarla ballandırarak anlatan gazeteciler nasıl Pulitzer ödülü aldı? Bu kitap, bu sorulara verilmiş anlamlı yanıttır. Peki medyayla ilgili bunca iç karartıcı olguya rağmen bir çıkış yolu yok mu? Medyanın sonsuz gibi görünen gücünün sınırları nelerdir? Medyaya devrimci ve halkçı alternatifler neler olabilir? Bu kitapta ayrıca konunun uzmanlarının bu sorulara verdikleri yanıtları da bulacaksınız.

                     Önce Gerçekler Ölür Sonra Çocuklar

‘Bir savaşta önce gerçekler ölür, sonra çocuklar….’ Pek bilinen ama ortalık karıştığında ilk unutulan; coğrafyasının sınırlarından ateş fışkıran Türkiye’de şimdilerde fazlasıyla geçerli olan bu sözün, sıradan bir ahlaki muhasebeye işaret etmediği çok açık.
Falan orduya, filan örgüte, feşmekan milliyet, kabile ya da aileye mensup olsun fark etmez; ortak özellikleri, bıyıkları yeni terlemiş; güneşi alnında sadece ortalama yaşam ömrünün ancak üçte biri kadar eritmiş; yeşili, maviyi, börtü böceği, mis kokulu çiçeği belki de herkesten fazla hak ettiği halde bedeninde en az damıtmış; ilginçtir, neredeyse tümü yoksul olan; toptan tüfekten önce yalanla öldürülmüş çocuklardan söz ediyoruz.
Düşmanı belletilen yaşıtlarının üzerine kışkırtılarak sürülen, ‘kenetlenmiş, asil bir millet olmanın’ gereklerini yerine getirirken, en ön cephede son nefesini bir kan deryasının ortasında vermek zorunda kalan gencecik bedenlerden. Eğer gerçekler bu kadar hızlı ve bu kadar sert bir darbeyle yok edilmese, belki de hayatları kurtulacak olan dünyanın en dev ve dolayısıyla kutsanıp dokunulmazlaştırılmış makinesinin talihsiz kurbanlarından….
Prusyalı General Clausewitz, “Savaş, politikanın başka araçlarla devamıdır” saptamasını yaptığı zaman, tüfek çoktan icat olmuş ama sanıldığının aksine henüz mertlik o kadar da bozulmamıştı. Mertliği asıl bozan, savaş makinesinin ikiz kardeşi olduğu hiç kuşku götürmeyen yalan makinesinin icadı oldu ki, şimdi o, farklı kıtalarda farklı uhrevi ve ideolojik kılıklarda boy gösterse de, tek tapınağı borsa olup kendine cenneti layık gören, dünyanın gerisi için ise sadece cehennem vaadeden bir büyük imparatorluğun herkesi kandırmaya muktedir sözcüsüdür.
Mısırlı yazar ve kadın hakları savunucusu Nawal El Saadawi, “Medya, her türlü toplu direniş fikrini çökertirken, bireyin direncini tahrip etmeye dayanan bir bireycilik ideolojisi geliştiriyor” diyerek itirazın yer yüzünden nasıl bir çırpıda siliniverdiğinin ipucunu veriyor elimize. Oradan yürüyelim o halde. Çünkü ‘hakikat acıtır, ama susmak öldürür.’
Irak’ın baba Bush marifetiyle işgal edildiği günlerde televizyonlarının başına kilitlenmiş milyonlarca insan, ‘star wars’ tadında bir savaş yaşandığına daha ilk geceden ikna edilmişti. Atılan füzeler havalarda ışıl ışıl salınırken, insan aklının ürünü olan ama aynı zamanda insanın aklını da alan bu akıllı canavarların özelliklerini ezbere öğrenmiş olan çok az kişi dönüp “bu füzeler hangi evlerin tepesine düştü, kaç can yok oldu?’ sorusunu sormayı akıl etmişti. Soranlardan birisi ABD’li insan hakları aktivisti Avukat Ramsey Clark oldu. Clark, “Büyük bir gururla 110 bin sortiyi, attığımız Hiroşima’ya atılandan yedi buçuk kat daha fazla ateş gücüne sahip 88 bin 500 ton bombayı itiraf ediyorduk. Bununla gururlanıyorduk. Peki bombalanan insanlara ne oldu? Bu konuya değinilmiyordu. (…) 20 milyon insan tarihte eşi benzeri olmayan bir bombalamaya maruz kaldı, hepsi de kesinlikle savunmasızdı” diyordu. İnsanlar ölülerin donakalmış suratlarından uzak tutuldukça, savaşın öldüren gerçekliğine de yabancılaştılar. Yabancılaşma yalan sayesinde belleklere yerleşmişti ve yoluna ‘ülkenin yüce çıkarları’ etrafında kümelenmişlerin otoriteye kesin itaati ile devam edecekti. İtaat, toplu ya da bireysel direniş fikrinin yok edilmesinden başka bir anlam taşımıyordu aslında. Savaş ve ölüm ise itaat ortamının hazırladığı yadsıma ve yabancılaşma ile kolkola, taş üstünde taş bırakmamacasına acımasız bir düzleme ermişti artık; üstelik savaş alanının dışında kalan seyircilere, savaş kapılarına dayanıncaya dek hiçbir şey hissettirmeden…

                                                                                             Medya   Kaytarıyor
Peki, herkesin gözü önündeki acıların toplumsal vicdanları etkilememesi nasıl başarılıyordu? ABD’li felsefe doktoru Michael Parenti’nin, haber medyasının işine gelmeyen karşısında nasıl kaytardığına dair son derece ciddi cümleleri var. Parenti’ye göre bu başarıda örneğin medyanın herkesin bildiği gerçeği bile bile atlaması rol oynuyor. ‘Bu vahşeti nasıl devamıiçin>>>

Reklamlar

Korku Siyaseti

20. y.y.’ın insanlara kattığı en belirgin psikoloji herhalde korkudur. Televizyonlar, gazeteler her yerde korku pompalıyor. Olan olayları, yaşanan trajedileri endişeyle izliyor bunların yarattığı etkiyle sokağa dahi çıkamıyor. İşlerimizi elimizden geldiğince evimizden halletmeye çalışıyoruz ki, bilgisayar ve online şeyler burada bizi çok rahatlatıyor.

Korku artık her yerde. Bu duygunun da etkisiyle ki, artık hiç kimseye, hiç bir şeye güvenemez, her şeyi yargılar hale geldik. Herkese belli bir mesafeden kuşkuyla yaklaşıyoruz. Zira her akşam gördüklerimiz biz bilmesek de, bilinçaltımıza her akşam işleniyor. Ve artık biliyoruz ki, hiç kimseye güvenmemiz gerek.

Terör ve şiddet heryerde. Her akşam televizyonlar haberlerde ölenleri sayıyor. İş artık o boyutlara geldiki bunları da normal bulmaya dahi başladık. Çok sıradan şeylermiş gibi ölenleri izliyor, çok yüksek boyutlarda olsa dahi iki dakikalık muhabbetimizin mezesi yapıp, güvenli evimizden dışarıda kaldığı sürece önemli olmadığına kanaat getirip, mağaramızda takılmaya devam ediyoruz.

KORKUNUN GELENEKSELLEŞTİRİLDİĞİ ÜLKE : TÜRKİYE

Korku, Türkiye’de siyasal hayatı belirleyen en güçlü faktörlerden biri DEVAMI İÇİN >>

SABETAYCILIK..

        1626’da İzmir’de yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Din adamı olarak yetiştirilen Sabetay Sevi, 39’uncu yaşının eşiğinde yoğun bir mistisizme saplandı. Toplumu kurtarabilecek ilâhi bir güce sahip olduğunu söylemeye başladı ve 31 Mayıs 1665 tarihinde Mesih olduğunu ilân etti. Yahudi inancına göre Mesih (kurtarıcı), kendilerine bu günkü İsrail topraklarında bağımsız bir devlet kuracak ve dünyanın dört bir yayına dağılmış olan Yahudiler’i bir araya toplayacaktır. Sabetay Sevi, haham olarak sinagoglarda ateşli konuşmalar yaptı ve taraftarlarının sayısını her gün arttırdı. Avrupa’dan Yemen’e, Kuzey Afrika’dan Anadolu’ya kadar geniş bir coğrafyada yaşayan insanlar arasında dalgalanmalar, kaynaşmalar oldu. Bunun sonucunda heyecan kasırgası ile Yahudiliğin resmî tutumundan ayrı, yeni ve radikal bir akım doğdu.
Sabetay Sevi ve yandaşlarına, dinlerinden döndükleri için, ‘dönme’ veya ‘avdeti’ denilir. Fakat onlar, İslâmiyet’i kabul ettiklerini söylemelerine, görünüşte Müslüman gibi hareket etmelerine rağmen, gerçekte Musevîliğe inanmaktadırlar. Bu durum, yetkililerin gözünden kaçmaz. 1676 yılında Arnavutluk’a sürgüne gönderilirler ve Sabetay Sevi, aynı yıl Arnavutluk’ta ölür.

Sabatayizmin kurucusu Sabatay Sevi’dir… Ona inanan Yahudilere göre o bir Mesih. Sabetayizm de Yahudi Mistisizmine ya da başka bir deyişle Kabbala’ya dayanan gizli bir inanç… Gizliliğin sürdürülmesi amacıyla bu inanca inananlar “Müslüman gibi” görünürler ve Müslüman isimleri alırlar.

Onların da Tanrı inancı tam. Ancak peygamber olarak Sebatay Sevi’yi görüyorlar…
Aralarına katilleri almıyorlar.
Zina kesinlikle yasak

Yalan şahitlik, birbirini ele vermek iyi karşılanmıyor.
Her gün gizlice mezamir okuyorlar.
Her ayın doğuşunu izleyip, ay ile güneşin yüz yüze bakmaları için dua ediyorlar

Oğullarını sünnet ediyorlar.
Türklerin gözlerini örterek gizlenmek için Müslüman adetlerine dikkat ediyorlar.
En önemlisi ise kendi aralarında evleniyorlar, asla bir müslümanla evlilik sözleşmesi yapmıyorlar

Hepsinin gizli Yahudi adları vardır ve birbirlerine “şalom aleyke” diye yahudi selamı veriyorlar.
Ölülerini Türk mezarlığına gömmüyorlar.
Gizli mabedleri var ve Mezheplerinin sırrı ancak evlenince kendilerine bildiriliyor

  •  Internet’te Sabataycilik:

    Sabataycilik-dönmelik ve Türkiye’deki Sabataycilar üzerine, çogu Amerika ve Israil menseli onlarca makale ve arastirmanin internet sitelerinde yer almaktadir. Internet sitelerinde konuyla ilgili yazilarin yer aldigi bazi yayin organlari: Jarusalem Post, Forward, Jewish Exponend, The New Republic, The Journal of the American Oriental Society, Canadian Geographic, Baltimore Jewish Times…

Daha detaylı bilgiyi buradan edinebilrisiniz

Türkiyedeki Sabetaycılar

Sabetayist modasını  ilk önce  Profesör Yalçın Küçük yarattı. Profesör
Küçük önce adlarımıza, olmadı soyadlarımıza baktı, sonra da
kızdıklarını Sabetayist ilan etti. Ardından Soner Yalçın, /Efendi/
adlı bir kitapla bu konuya bodoslama daldı.. Soner Yalçın, Yalçın
Küçük gibi perakendeci değil, toptancı.. Osmanlı’da
Sabetayistlere ‘bey’ değil ‘efendi’ denirdi diyor ve her
kimin soyağacında bir ‘efendi’ varsa onu Sabetayist ilan ediyor. Bu,
‘Beyaz Türklerin Büyük Sırrı’  diyor.

Sır sahibi Beyaz Türkler saymakla bitmez.. İttihat Terâkki
hareketinin meşrutiyetçi liderleri Talat Paşa, Cemal Paşa, Doktor
Nazım.. Atatürk’ün Dışışlerı Bakanı Tevfik Rüştü Aras, DP lideri
ve Türkiye Cumhuriyeti 1950-1960 Başbakanı Adnan Menderes,
Menderes’in Dışışleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu.. Anadolu’da
yaşayıp da kendinize Kürt ya da Arnavut, Boşnak, Gürcü, Çerkez,
Arap kimligi bulamadınız mı yandınız. Bilmeseniz de bir sırrınız var.
Siz, yüzyılardır Türk ve Müslüman maskesiyle kendini gizliyen bir
Yahudisiniz.. 

Ama yine de aşağıda bulabildiğim kadar Sabetaycının ismini /resmini buraya koyma ihtiyacı hissettim..Hayatta tesadüflere ve mucizelere inanırım.Ama bu kadar insanın hepsinin de ‘üst düzey’ bir görev ve yaşantı içinde olmuş olmaları bu videodaki şans kadar birşey olsa gerek 🙂

Tansu Çiller

  • Tansu Penbe Çiller 9 Ocak 1946 tarihinde İstanbul’da doğdu. Bilecik Valiliği’nden emekli olan aslen Gürcistan’lı Hüseyin Necati Çiller (Çilavri?) ile Muazzez Çiller’in tek çocukları

Robert Koleji mezunu olan Tansu Çiller, Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nü bitirmiştir. Doktorasını Connecticut Üniversitesi’nde veren Çiller, doktora sonrası çalışmalarını Yale Üniversitesi’nde devam ettirmiştir  

Süleyman Demirel’in Türkiye Cumhuriyeti’nin dokuzuncu cumhurbaşkanı seçilerek başbakanlık görevini bırakmasından sonra DYP genel başkanlığına aday olan Tansu Çiller, 13 Haziran 1993 tarihli DYP olağanüstü genel kurulunda en yüksek oyu alarak genel başkan seçilmiş ve Türkiye’nin ilk kadın başbakanı olmuştur.25 Haziran1993’ten, 6 Mart 1996 tarihine kadar 50,51 ve 52 inci Cumhuriyet hükümetlerinde başbakanlık yapmıştır.RP – DYP arasında kurulan 54. hükümette dışişleri bakanlığı yaptı. 3 Kasım 2002’de devamı için >>

Işıktan Köre Ne ?

  • Işık ışıktır görene, ışıktan köre ne?
    Bilmeyen ne bilsin seni, Gamlanma deli gönül…..
    Gönülden anlamayana, Bağlanma deli gönül..
    İçi tatlı özlü yemiş, Kırıldıkça ballanır.
    Sendeki seni koyup, Avlanma deli gönül..

Bu görünen ben değilim, Ben ,ben dediğim nedir?
Dilimle söz söyleyen, Sözü söyleten midir?
Baştan ayağa gömleksem, İçimdeki ben midir?
Sûreti ben sanıp da, Avlanma deli gönül..

  • Sinenin içindekini, Aldanıp gönül sanma
    Varacağın o menzili, Tesbih, seccâde sanma..
    Attığın üç beş adımla, Yollar tükendi sanma
    Yolların başındayken, Sallanma deli gönül..

Padişâha vasıl olan, Elbet olur padişâh
Sırların sırrı onda; Lâ ilâhe illâllah..
Görmeyerek yol yürüyen, Belâ bulur ahü vah
Sarayda vahdet vardır, Canlanma deli gönül…

                                                                 Mevlâna  

Tools ‹ FAHRİ’NİN LİMANI — WordPress

Tools ‹ FAHRİ’NİN LİMANI — WordPress.

Düşündüren Sözler

  • Amerikalı beyazlar, Zencileri olimpiyattan olimpiyata severler

  • Başkalarının yolunda yürüyenler, ayak izi bırakmazlar
  • Aslanlar kendi tarihlerini yazmadıkları sürece, avcı hikâyelerine inanmak zorundayız. Anonim
  • Ahlâkın olmadığı yerde kanun bir şey yapamaz.
Napoleon
  • Birçok insan mutluluğu, burnunun üstünde unuttuğu gözlük gibi etrafta arar.
DROZ
  • Bir şeyi birçok insanin kabul etmesi, bir şeyin gerçek olduğuna delil sayılmaz. S.MAUGHAM
  • En büyük yalancı kimdir? En çok kendinden bahseden… Fotonel
  • İki şey aptallık belirtisidir; söyleyecek yerde susmak, susacak yerde söylemek. Anonim
  • İnsanları inandıkları şeylerden vazgeçirmek bir şeye inandırmaktan daha zordur. E.RENAN
  • İstemek, “İstiyorum” demek değil, harekete geçmektir. A.MAURROIS
  • Kaybetmemek için zaaflarınızı, kazanmak için gücünüzü bilin. Anonim
  • Küçük şeylere fazla önem verenler, ellerinden büyük şeyler gelmeyenlerdir. EFLATUN
  • Tarih değil, hatalar tekerrür eder. SULTAN II. ABDULHAMİT
  • Zor iş, zamanında yapmadığımız kolay işlerin birikmesiyle oluşur
  • Cahillerle girdiğim her tartışmayı kaybetmişimdir
  • Allah’a dua et ama kıyıya doğru kürek çekmeyi ihmal etme.
  • Ayakkabına işemekle ısınamazsın
  • Akıl doğuştandır aptallık öğrenilir
  • Altın ateşle kadın altınla erkek kadınla imtihan edilir.
  • Her akılsıza hayran olacak başka bir akılsız bulunur. (Fransız atasözü)
  • Kartal için bir güvercini mağlup etmek bir şeref değildir. (İtalyan atasözü)
  • Korku mantıktan daha kuvvetlidir (Yunan atasözü)

Dostunuzu sık sık ziyaret ediniz, çünkü üzerinde yürünmeyen yollar diken ve çalılarla kaplıdır. (hint atasözü)

‘BEYAZ ADAMLAR BİZE BİRÇOK SÖZ VERDİLER ..HATIRLIYAMIYACAĞIM  KADAR  ÇOK  SÖZ VERDİLER ! BİRİ HARİCİNDE HİÇ BİR SÖZLERİNİ TUTMADILAR ! BİZE ,’TOPRAĞINIZI ALACAĞIZ DEDİLER VE ALDILAR’   (Kızılderililerin  Amerikalılar için söylediği bir söz)

  • Başkasından üstün olmamız önemli değildir. Asıl önemli olan şey, dünkü halimizden üstün  olmamızdır…hint atasözü
  • Bir şey yapmak isteyen yolunu bulur bir şey yapmak istemeyen nedenini bulur.
  • Korkak olduğunu bilmeyen herkes Cesurdur

Kızılderili Tarihi

Kızılderili dendiğinde aklımıza ilk gelenler çadır, başa takılan bir tüy, ilginç isimler, yüzü boyalı insanlar, kovboy filmleri ve tabii ki vahşettir. İzlediğimiz film ya da belgeseller, okuduğumuz kitaplar, zihnimizde yer eden fotoğraflar hep geçmişin izlerini taşır, Kızılderilileri yok olmuş bir ırk gibi görmemize neden olurlar. Oysa Kızılderililer binlerce yıldır yeryüzünde yaşam savaşı veren ve bu savaşları 21. yüzyılda da devam eden bir millettir.
Herşey 1492’de Kristof Kolomb’un Amerika’yı keşfiyle başladı. Tanrı adına diye çıkılan yol, ne acı ki bir ulusun yok edilmesine kadar gidiyordu. Evet Kızılderililer, Kolomb’un günlüğünde söylediklerinin tersine kovboy filmlerinde, insan öldüren, kafa derisi yüzen çocukluğumuzun “vahşi” Kızılderiler’i.

 Aslen Asyalı olan Kızılderililer, düz siyah saça, koyu kahverengi göze sahiptirler. Derileri, genellikle orta kahverengi olup, sarımsı kahverengi ile kırmızımsı kahverengi arasında değişir; tamamen kırmızı değildir. Ancak, bazan vücutlarının bir kısmını kırmızıya boyarlar. Kafa ve burun yapıları gibi diğer vücut karakteristikleri de çok farklılık gösterir.

Tarih bir kurmacadır DEVAMMI İÇİN >>

Ludwig van Beethoven

  • (Bonn, 1770 – Viyana, 1827)

 

  • Üzerinde çalıştığı her müzik formunda reform yapan tek besteci olan Beethoven, müzik tarihindeki en büyük isimlerden biridir.Beethoven ailesinin kökleri Belçika’da bulunan Brabant’a dayanır. Dedesi Köln elektörünün hizmetine şarkıcı olarak girince Bonn’a yerleşmiş, daha sonra ise hiç beste yapmamasına rağmen müzik direktörü olmuştur.Alkole karşı olan zaafıyla bilinen Beethoven’in babası Johann da saray müzisyeniydi. Aynı Mozart’ın babasının yaptığı gibi oğlunun yeteneklerini sömürmek istemişti; ancak Beethoven’in güçlü kişiliği buna hiçbir zaman izin vermedi. Daha sonraki donemde Beethoven’ın ihtilalci kimliğinin oluşmasında çocukluğunda gördüğü baskının rolü büyüktür. Beethoven kendisini saray veya aristokrasinin değil bütün herkesin sanatçısı olarak görüyordu. Bu nedenle ömrünün çok kısa bir bölümünde sarayın hizmetinde çalışmış, bağımsız güç olarak kendi ayaklarının üzerinde kalmıştır.İlk müzik eğitimini babasından aldıktan sonra, 1779’da Christian Gottlob Neefe’yle çalışmaya başladı. 1783’te ilk bestesi DEVAMI İÇİN >>

Mozart’ın Ölüm Sırrı !

  • Dünya tarihinin belki de gelmiş geçmiş en büyük müzik dehası olan Wolfgang Amadeus Mozart, sadece 35 yıl yaşadı. Buna rağmen ardında 626 ölümsüz eser bıraktı. Kısacık ömrüne bir mucize yaratmayı başaran bu müthiş besteci, ölümünün üzerinden 2 asırdan uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen ölüm sebebiyle hâlâ doktorların ilgisini çekiyor.Ölüm nedeni bugüne kadar açıklığa kavuşamayan Mozart’ın ölmeden önce dudaklarından dökülen son sözler ise şöyledir: “Ölümün tadı dudaklarımda… Bu dünyadan olmayan bir şey hissediyorum”  Somut bir tıbbi kanıt? Yok. Otopsi? Yapılmamış. Tahlil sonuçları? Ceset? Kaybolmuş

Fakat kısa süre önce yayınlanan bir makaleye göre, yıllar içinde araştırmacılar Wolfgang Amadeus Mozart’ın ölüm nedenine ilişkin 118 teori ortaya attı. Sahne Sanatları Tabipler Birliği’nin kaynakça uzmanı olan emekli cerrah Dr. William J. Dawson, Mozart’ın ölümüne ilişkin derneğin veri tabanındaki 136 kaydı inceledi

Dawson, derneğin çıkardığı Sahne Sanatlarındaki Tıbbi Sorunlar isimli dergide, “Bu konudaki yayınların çoğunun şaşırtıcı, DEVAMI İÇİN >>

ABD’nin Kızılderili Şefkâti

ABD’nin Kızılderili Vahşeti

Kızılderililerin beyazlarla olan ilişkisi 16’ıncı yüzyılın başında Normandiyalı, Basklı ve Portekizli armatörlerin Newfoundland (Kanada) açıklarına morina balığı avcılığı yapmak için gelmeleri ve yerlilerle madeni eşya karşılığı kürk almaları biçimindeki değiştokuş ticaretiyle başlar, Kuzey Amerika’daki İspanyol, İngiliz, Hollanda ve Fransız varlığının karmaşık güç ilişkilerinde devam eder, 1753-1763 Fransa-İngiltere ve 1763 Fransız-Kızılderili Savaşı gibi topyekun muharebelerde şekillenir, İç Savaş öncesi Amerikan eyaletleri ile mücadeleye ve İç Savaş sonrası ABD hükümeti karşısındaki nihai yenilgiye varır.

Film karelerinden öğrenilen kahramanlık gösterilerinde yüzlerce kurşunun üzerine gözünü kırpmadan atılan görev adamları, düşsel bir dünyada doğaüstü becerileriyle şahlanan kostümlü kahramanlarına pek sık rastlanır, oysa ‘kahramanlık’ hikayelerinin ardında çoğu kez halkların acıları uzanır. Yine çoğu kez, bu acılara nüfuz etmek kolay olmaz, çünkü her dönemin ‘çağdaş’ iletişim kanallarının kalın sis perdesi, o puslu coğrafyadaki cılız sesi duyup da duraksamayan isteksiz ve kuşkucu kulakları kendi yalancı güneşiyle avutur. Kuzey Amerika Kızılderililerin tarihi bir ‘kahramanlık’ safsatasının değil, en azından bir ‘direniş’ yolculuğunun tarihidir. 1861’deki İç Savaş’tan sonra son Yazının devamını oku »

Kızılderili Atasözleri

  • Ağlamaktan korkma! Zihindeki ıstırap veren düşünceler gözyaşı ile temizlenir.
  • Tanrı’ nın kelimeleri meşe yaprağı gibi sararıp düşmez: çam yaprağı gibi ilelebet yeşil kalır.
  • Arkamda yürüme, ben öncün olmayabilirim. Önümde yürüme, takipçin olmayabilirim. Yanımda yürü, böylece ikimiz eşit oluruz.

Ute Kabilesi 

  • Aşkı tanıdığında, Yaratıcı’yı da tanırsın.

Fox Kabilesi 

  • Avlayacaksan en zayıf geyiği avla, çünkü sağlam olanlar yeni neslin devamını sağlayacaktır.
  • Barış ve mutluluk her anda mevcuttur. Barış ve mutluluk her adımdadır. Ruhun meseleleri için siyasi çözümler yoktur.
  • Bir başkasının kabahati hakkında konuşmadan önce daima kendi makoseninin içine bak

Sauk Kabilesi

  • Bir düşman çok, yüz dost azdır.

Hopi Kabilesi 

  • Bir kere “Al şunu” demek, iki kere “Ben vereceğim” demekten iyidir. 
  • Biz ağaçlara zarar vermek istemeyiz. Ne zaman onları kesmemiz gerekse, önce onlara tütün ikram ederiz. Odunu asla ziyan devamı için >>

3 Şarlatan …

  • Hayatınızda nereye bakarsanız bakın, baktığınız şeyin kendi bazında bir anlamı yok. Anlamı yaratan sizsiniz. Mutlu olmak için hayatınızın her yerinde verdiğiniz anlamları iyi seçin derim

Evet farkında bile değilsiniz ama bu 3 şarlatan mutluluğunuzu kilitlemiş vaziyette. Yani hayatınızın büyük bir kısmını bu 3 şarlatanla yaşıyorsunuz ama haberiniz bile yok. İşte üç şarlatan: “Ama ben haklıyım.” “Bakın şu halime.” “Ama ben böyleyim” demek. Hepsini teker teker çözeceğiz burda. Hayatınızın neresinde uzun süredir devam eden şikayetleriniz varsa, orda bu üç şarlatandan biri sizi çok güzel kandırıyor ve sizin haberiniz bile yok. Ama bu gün olacak ve inanamıyacaksınız bu şarlatanlar sizi nasıl kandırıyorlar.

Niye şarlatan diyorum bunlara? Çünkü ön planda yaşayıp sizi çok rahatsız ediyormuş gibi görünüyorlar ama arka planda size uyuşturucu oluyorlar, problemlerinizi çözüyorlar. Yâni bu kötü durumları hayatınızda istemiyorsunuz ama şarlatanlar onları hayatınızda tutuyor. Şunlara teker teker bir bakalım.

Yalan….

  • Hemen bir giriş yapalım ve silkelenelim. Kimse mutlu olmak istemiyor, herkes mutlu olmak istediğini söylüyor ama yalan. İnsanlar haklı olmak istiyorlar, başkalarını kontrol etmek istiyorlar, sevilmek istiyorlar, kendilerine değer verilmesini istiyorlar, çalişmadan kazanmak istiyorlar, bakılmak istiyorlar, rahat yaşamak, güzel olmak istiyorlar. İstedikleri zaman istedikleri şeyi yapmak istiyorlar, haklarında güzel şeyler söylenmesini istiyorlar, ama mutlu olmak istemiyorlar. Size desemki bende bir sihir var, sizi dünyanin en çirkin ama en mutlu insanı yapabilirim, yada en güzel ama en mutsuz insanı yapabilirim. Hangisini seçersiniz?

İnsanlar mutluluğun bir şeyin sonunda olduğuna inanıyorlar. “Bir gün istediklerim yerine gelince, mutlu olacağım.” Hayatta böyle bir şey yok. Hayatta “bir gün” diye bir şeyde yok. “Bu gün” var. Nasıl mutlu olacaksınız bu gün?

Bakın negüzel bir hikaye. Asya’da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır. Bir hindistancevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanır. Hindistancevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir yiyecek konur. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı kadar büyüklüktedir, yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz. Maymun, tatlının kokusunu alır, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar ve yiyeceği kavrar, ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır. Sıkıca yumruk yapılmış el, bu yarıktan dışarı çıkmaz. Avcılar geldiğinde, maymun çılgına döner ama kaçamaz. Aslında bu maymunu tutsak eden hiçbir şey yoktur. Onu sadece kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir. Yapması gereken tek şey elini açıp yiyeceği bırakmaktır. Ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür. Bizi tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey, arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur. Tüm yapmamız gereken, elimizi açıp benliğimizi ve bağımlı olduğumuz şeyleri serbest bırakmak, özgürleşmektir. …. Joseph Goldstein

Evet, mutluluğu dışardan alıp, içerde yaşamak var, yada, içerde yaratıp dışarda yaşamak var.   Uyarıyorum, mutluluk konusunda uğraşmanız gereken tek bir şey var, oda kendiniz, sadece ve sadece kendiniz. Yazdıklarımı kendinizi çözmek için kullanın derim..Mutlu olmak konusunda ciddiyseniz,bir deneyin bakalım neler değişicek.   Tabi genelde sıkılıcaksınız. Sebebide mutluluğu bir aşı gibi istiyor insan, aşısıda yok tabi.  Mutluluğun bir uyanış olduğunu paylaşmak için paylaştım bu yazıyı .

Aşı istiyorsanız, tek söyleyeceğim şey: Mutluluğu ararsanız bulamıyacaksınız. Mutluluk erişilecek bir yer değil……………………….  başlanacak bir yer.

 

Bok Çeşitleri :-)

Hayalet Bok:
Sıçtığınızı zannedip de tuvalete baktığınızda göremediğiniz bok.

Temiz Bok:
Sıçıp tuvalette gördüğünüz ama götünüze bulaşmayan bok.

Vıcık Bok:
özellikle eğer batı dünyasının taharet musluğuna sahip olmayan tuvaletlerinden birindeyseniz 50 kere sildikten sonra bile hala götünüzde kalan bok çeşidi. eğer götünüzü yıkama imkanına sahip değilseniz, götünüzle donunuz arasına tuvalet kağıdı koymanıza neden olan bok.

ikinci dalga:
tam sıçıp ayağa kalkmışken daha sıçasınız olduğunu anlamanıza neden olan bok.

diyet bok:
o kadar çok sıçarsınız ki 3-4 kilo kaybedersiniz. iste o bok.

anakonda:
o kadar uzundur ki, tuvalet fırçasıyla parçalara ayırmadan sifonu çekmeye korkarsınız. (çünkü sifondan gelen su anakonda’ ya çarpıp her tarafa sıçrayabilir)

tersine havai fişek gösterisi:
çok kısa bir zamanda içinizdeki bok parçacıklarını bol gazla birlikte fışkırttığınız durum. genelde tuvaletin her tarafının kirlenmesine ve “Has siktir!” demenize sebep olur.

mısır boku:
eh. mısıra benzeyen bok. “ah keşke sıçabilseydim” boku: bu bok götünüzden çıkmamakta ısrar eder ve uzun sure oturmanıza ve bir kaç kere osurmuş olmanıza rağmen içinizde kalır. kabızlıkla yakından alakası olsa da kabız olmadığınız durumlarda da bu boktan üretebilirsiniz.

demir bok:
çıkarken o kadar çok acıtır ki, çıkan şeyin demirden ve enlemesine çıkıyor olduğunu düşünürsünüz.

Göt ıslatan boku:
bu bok götünüzden o devamı için >>

%d blogcu bunu beğendi: